Bay Atanmış, geçen cumartesi günkü mitinglerde seçilmişin karşısına aynı saatte çıkınca beklediğini bulamamıştı. Öyle ki yandaş yazar bile yandaş kanalda Özgür Özel’in mitinginin çok daha kalabalık olduğunu dile getirmişti demiştim. Atanmış, Manisa’yı duyunca fırsat bu fırsat hesabı bu kez Meclis zaptına girişti ama umduğunu bulamadı. “Grup” toplantısını işgal edilmiş genel merkezde yapmaya karar verdi. Anlaşıldı ki cumartesi gününden ders çıkarmış. Kameraların karşısına Özgür Özel’le aynı saatte çıkmayı göze alamadı. Ey reyting sen nelere kadirsin? Yandaş kanallarda ekranlarını işgal etmeyi tam başaracağını tahayyül ederken, Cumhurbaşkanı konuşmaya başlayıverdi. Ekranlar bir anda atanmışı unutuverdi.

Ekranlardan olsa yine iyi. Seçilmişlere fetö ajanı suçlaması yapmış, onları koynunda beslediği, fark edemediği için özür dilemişti. Oysa Cumhurbaşkanı yalanlayıverdi, boşa çıkardı, Fetöcü kalmamıştı: “Devletimizi Türkiye düşmanlarına maşalık yapan FETÖ vari yapılardan temizleyerek sızıntıların ve içerden sabotajların önüne geçtik.”

Ekranlardan bahsetmişken, atanmış yel değirmenleri gibi ekranlara da savaş açtı. Adını kullanmadan bir zamanlar röportaj vermekten mutluluk duyduğu Halk TV’yi eleştirdi: “Sahibi Londra'da olan Türkiye’ye gelmeye cesaret edemeyen bazı televizyon sahipleri var. Parayla nasıl delege alınıp satılıyorsa televizyon kanalları da parayla alınıp satılmasın."

Butlana giden yolu da buna benzer bir açıklama açmıştı sanki. Nitekim gazeteci İsmail Saymaz, atanmışın iki kanalı devralması planlarının yapıldığını söyledi. Kanallardan biri Habertürk, diğeri Merdan Yanardağ’ın üzerine konulan TELE 1’i. Tesadüftür ki TELE 1’in ihalesi iptal ediliverdi. Atanmış işareti çakmıştı. Mahkeme değil gereğini TMSF yapar mı bakacağız. Bu arada RTÜK’ün tavrı ne olacak, merakla bekleniyor.

Atanmış, baştan beri destekleyen kanal ve yandaş televizyonlar hakkında önceleri şu cümleleri kurmuştu: “Oraya gazeteci kimliğiyle AK Parti propagandası yapan sözde gazeteciler çıkıyor. Bunlar gazeteci falan değil. Bir partiye odaklanmış, sadece o partinin çıkarlarını savunan kişiye gazeteci denmez ki… Büyük bir ihtimalle iyi paralar veriyorlar bunlara… Satın alınan medya bir iktidar için en tehlikeli olaydır.”

Kaderin cilvesine bakın, atanmışın yıllar sonra en çok sevdiği kanallar bu yandaş kanallar oluverdi. Neden olmasın ki? Teşekkürünü butlandan sonra ilk demecini vererek gösterdi. Muhtemeldir ki ya okumamış ya da o televizyondan danışmanları kanalın bağlı olduğu medya yayın grubunun sahibinin Amerikan vatandaşı olduğundan bahsetmedi. Hani sağ el kaldırılarak edilen yemin. Hani, her türlü devlet tabiiyeti ve egemenliğinin reddedildiği yemin. İngilizce tabii. Tanrısı ona da grubuna da yardımcı olsun.

Hazır medya konularına değinmişken devam edelim. Takip edenlerin malumudur. İktidar partisinin teşkilatlarında revizyon yapılıyor. Ama bunun ihtimalini gazeteci haberleştiremez. Yoksa ilçe başkanı yolda karşınıza çıkar sizi tehdit eder. Bir diğer konu, gelişmeleri takip eden gazetecilere karşı takınılan tavır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, bu davranışların basın ve ifade özgürlüğü açısından kaygıyla izlendiğini belirtiyor. Atanmışın bunkerindeki danışman işi gazetecilere rüşvet verildiğini iddia edecek boyuta taşıdı.

Derken, hesap uzmanının sessiz olduğu dönemi çok ince hesaplarla geçirdiği birbiri ardına yaptığı ataklarla anlaşılıyor. Belki de sondan birkaç önceki atak, ihraçlar oldu. Kara mizah gibi, ihraç edilenlerin iyelik eki kullanılarak sunulması. İvedilikle. Takdir etmek gerek. İhraçlar, hem de tedbirli, bir anda Parti Meclisi’ndeki sayıları atanmış lehine yönlendirecek derken karşı atak geldi. Parti Meclisi’nin sayısını toplanamayacak hale getirdi. Üstelik kurultay çağrısı yapması gerektiği hatırlatılarak. Tüzük emrediyor aslında. Ama atanarak gelen bir idarenin umurunda mı?

Atanmışın bir zamanlar söylediklerini aktarmak gerekiyor: “Sizi eleştirdi diye eleştirenleri partinin dışına atarsanız, ‘Artık senin burada yerin yoktur’ diye bir kin, öfke, önyargıyla yaklaşırsanız bunun adı zaten ‘siyaset’ olmaz. Siyaset, kin ve öfkeyle yönetilecek bir alan değil. Tam tersine siyaset, gelen eleştirilerden ders almasını bilen bir yönetim anlayışıdır. Böyle yaparsanız başarılı olursunuz.” Komik değil mi?

Atanmışların işlerine gelince tüzük, hukuk gelmeyince tüzüğü, hukuku tanımazlık. Maziyi hatırlamamak, kulağı ters yandan göstererek, ipe un sererek, sağıra yatarak yapmaları gerekeni yapmayacakları kendini iyice belli ediyor. Mesela kurultayı engellemek. Meclisteki odaların, araçların peşine düşenlerden ne beklenebilir? Kabahat tabii ki seçilmişte. İnsan hiç kalkıp “83 makamım var” der mi, kıskananlar olacağını düşünmeden.

Herkes diyor ki, atanmış o kadar kilometre yaptı, yürüdü. Bir milletvekilinin tutuklanmasına tepki göstermek ve adaletsizliklere, dikkatinizi çekerim, adaletsizliklere dikkat çekmek için “adalet yürüyüşü” yapmıştı. Üniversitede de CHP örgütlenmesi için çalıştığı bilinen milletvekili, ahde vefa olsa gerek atanmışın yanında duruyor. Diğer milletvekillerinin nedenini bilemiyoruz. Bir şey kesin, iktidarla aynı dili konuşan, arkadaşlarını pavyonlarda rüşvet almak ya da dağıtmakla suçluyor. 12. kata seçimlerde aynı işareti yaptığı “arkadaşlarını” yerleştirmeyi ihmal etmiyor.

Tabii seçilmişlerin başında bir de fezleke meselesi var. Meclis başkanına göre, “fezleke meselesi bambaşka bir siyasi oyunun kapısını açar.” Gündeme getirilmeyeceğinin bir garantisi yok. Atanmışın fezlekeleri nasıl karşıladığı hatırlardadır. Aday gösterdiği belediye başkanına sahip çıkmadığı da hatırlarda olacaktır. Bindiği cezaevi aracı bozulmuş, salonda jandarma iteklemiş kişiyi başkan yardımcısı yapmak istediği umurunda değil. Konteynırlarından çıkarılacak depremzedeler de. Tutuklananların çıplak aranması da. Soma da 2 bin işçinin işinden olması da. Bursa Belediye Başkanı için istenilen 146 bin 730 günlük ceza da. Bu kadar şeyden sonra seçilmiş başkanın ekibinden iki kişinin gözaltına alınması zaten hiç umurunda olmaz. İktidarı altın tepside sunmak varken Türkiye zaten umurunda değildir.

Not: Milli Takıma Dünya Kupası’nda başarılar.