Türkiye Cumhuriyeti, siyasî tarihinin en önemli dönüm noktalarından birinden geçiyor. Bu kırılmanın iki ekseni var. Birincisi gerici otoriter rejime karşı etkin ve kitlesel bir siyasî odak yaratma hedefi... Diğeri ise kokuşmuş, çağdışı, siyasî ahlâkı olmayan bir çizgiden sokakla iç içe geçen bir tarz-ı siyaseti hayata geçirme vizyonu... Kurucu partiyi ele geçiren, rejimle işbirliği içindeki çeteye karşı mücadelenin, aynı zamanda bu otokratik, kleprokratik, cumhuriyet ve demokrasi değerlerine husumet besleyen rejimle mücadeleyle eşanlamlı olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Artık mücadele birçok cephede yürüyecek. Zira bu ülkede siyaseti bir grup çıkar odağının hegemonyasından kurtarmak için, salt siyasal islamcılarla ve 'güvenlikçi' sözde milliyetçilerle mücadele etmek sonuç alıcı olmuyor. Bugüne kadar yaşadıklarımız bunun kanıtı...

TOKSİK ATIKLARDAN 'ARINMAK' İÇİN YENİ BİR PARTİ ŞART OLMUŞTU

Demeki istediğimi daha açık söyleyeyim. Devlet Bahçeli neyse Kemal Kılıçdaroğlu da odur, Melih Gökçek neyse Barış Yarkadaş da o... Gürsel Tekin, Ahmet Hamdi Çamlı'nın ikizidir! Hepsi de ahlâktan tümüyle 'arınmış', bu sözde temsilî demokrasi denen siyaset sirkinin vazgeçilmez oyuncularıdır. Kimisi için siyasî hırslar, kimisi için para pul demektir siyaset. Ve hiçbirinin bu ulusun geleceğiyle, yurttaşların refahıyla, bağımsızlık, eşitlik ve özgürlükle zerre alâkaları yoktur.
Bu ülkeyi bırakın, Batı Asya ve Kuzey Afrika'da bağımsızlığın, uluslaşmanın, aydınlanmanın esin kaynağı olmuş Cumhuriyet Halk Partisi, şimdilik butlancı çetenin eline geçmiş olabilir, ancak mesele tabela meselesi değildir artık; mesele ilkeler, değerler ve hedefler meselesidir. Siyaset tarihî boşlukların doldurulduğu örneklerle doludur ve Türkiye'de şimdi bu boşluk yeni bir partiyle, belki de partilerle doldurulacak.

Ekonomik krizler, toplumsal kutuplaşma, yoksullaşma ve ahlâkî çürümenin iç içe geçtiği bazı çöküş dönemleri, yeni siyasî oluşumların doğumunu da tetikler. Pek çok örneğini gördüğümüz, biraz da kendiliğinden gelişen bir süreçtir bu. Tabii ki bu dönüşüm için kadroların yetişmesi, net bir siyasî programın oluşturulması, yeni bir söylemin benimsenmesi ve sokaklarla bağ kurulması gerekir.

CARÎ SİYASET TİKSİNDİRİYORSA İŞTE O AN, TAM DA ZAMANIDIR!

İki örnekle ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım. Biri Yunanistan'dan, diğeri İspanya'dan... Yunanistan siyasî yozlaşma, yolsuzluklar ve ekonomik sıkıntılarla boğuşur, halk carî siyasetten iyiden iyiye tiksinmeye başlarken, ülkedeki farklı sosyalist, çevreci ve komünist fraksiyonlar bir araya gelerek yeni bir parti kurmuştu. 2012 yılında böyle doğmuştu Syriza, yani 'Radikal Sol Koalisyon-İlerici İttifak'... Ve çok değil, sadece üç yıl sonrasında, 2015-2019 yılları arasında Aleksis Çipras liderliğinde iktidara gelmişti. Çipras, söylenmeyenleri söylüyordu, ikiyüzlülük yapmamaya çalışıyordu. Tabuları deviriyor, kaşarlanmış siyasetçileri eleştiriyordu. Halk farklı bir siyasî figür görmüş ve sevmişti.

ÖNEMLİ OLAN KRALIN ÇIPLAK OLDUĞUNU GÖSTERMEK

Çipras, Yunanistan borç kriziyle boğuşurken, kemer sıkma politikalarına karşı çıkmasıyla hızla halkın desteğini almıştı.

Syriza Ocak 2015 seçimlerini kazanmış, Aleksis Çipras başbakanlığında hükûmeti kurmuştu. Ancak, Avrupa Birliği (AB) ile yapılan müzakereler sonucunda yeni bir kurtarma paketinin kabul edilmek zorunda kalınması, parti içinde kırılmalara yol açmıştı.

2019 ve 2023 seçimlerinde muhafazakâr Yeni Demokrasi Partisi'ne karşı yenilgi alınmasının ardından Çipras istifa etmiş, ardından partinin başına geçen Stefanos Kasselakis'in ABD'de eğitim görmüş olması ve politikaları sebebiyle, parti içi muhalefetle ciddi çatışmalar yaşanmıştı. Bu süreç, 'Şemsiye' fraksiyonu dahil, çok sayıda milletvekili ve eski bakanın istifasıyla sonuçlanarak partiyi bölmüştü.

GERÇEKTEN İSTİYORSAK TABİİ Kİ 'YAPABİLİRİZ'!

İspanya'daki Podemos, Türkçesi ile 'Yapabiliriz' hareketi, yine ülke tarihinden süzülüp gelen sosyalist hareketlerin, sivil inisiyatifler ve dayanışmalarla bir araya gelerek kurduğu bir siyasî partiydi. 2011 yılındaki kemer sıkma politikaları ve yolsuzluk karşıtı protestolardan '15-M/Los Indignados Hareketi' doğmuş, resmî olarak Ocak 2014'te kurulmuştu. İspanya'nın geleneksel iki partili sistemini sarsan bir parti olarak tarihe geçtiğini söylemek gerek.

Hâlâ faal ve kadın hakları mücadelesinde, çevreci politikalarda tavizsiz bir tutum takınıyor. İspanya'da anti-emperyalist ve anti-siyonist mücadelenin önde gelen aktörlerinden biri...

KIYAS YAPARKEN GERÇEKÇİLİĞİ ELDEN BIRAKMAMAK GEREK

Her iki deneyimin de olumlu ve olumsuz yönleri var, bu doğru... Ancak burada mesele doğru zamanda doğru yerde olmak. Toplumun ekseri kesimi, artık siyaseti ikiyüzlülük, ahlâksızlık, beceriksizlik olarak görmeye, temsilî demokrasinin hiçbir sorunu çözemediğine inanmaya başlamışsa, yeni bir soluk gerekir. İşte Syriza'nın da, Podemos'un da o dönemde kazandığı başarı tam da bununla ilgiliydi. Hemen belirteyim, kurulacak yeni partinin kadrolarının, ne yazık ki ideolojik yetkinlik, siyasî kültürel birikim ve radikal tutumlar açısından bu iki örnekteki siyasî kadrolarla pek bir ilgisi yok. Çünkü gerek Yunanistan gerekse İspanya tarihi acı dolu siyasî mücadelerle şekillenmiş ve sol gelenek hem etkin hem de güçlü... Yani yeni partiyi, ne Podemos ne de Syriza ile aynı kefeye koyacak kadar aklımı peynir ekmekle yemedim!

BAZEN YENİ BİR UMUT YARATMAK CESARET İSTER
Mesele şu ki, bu rejimin kurucu partiyi etkisiz kılma kumpası, bu kumpasa dahil olan ihanet içindekiler, ekonomik bunalım, siyasî, toplumsal ve ahlâki çürümenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan mükemmel fırtına, yepyeni bir imkânı da beraberinde getiriyor. Bu rejimden kurtulmak isteyen geniş halk kesimleri yeni bir umut arıyor. İşte bu arayışa cevap verme sorumluluğu, isteseler de, istemeseler de yeni partiyi kuracak siyasî kadrolara düşüyor.

Bu bir tarihsel fırsat ve aynı zamanda çok zorlu bir sınav. Bazı geçiş süreçleri vardır, kendi kahramanlarını kendi yaratır. İşte tam da böyle bir zamandan geçiyoruz. Çürümüş, yozlaşmış, müptezelleşmiş siyaseti ve siyasetçileri tarihin çöplüğüne atma görevini, tarih bu yeni partiye veriyor. Aynı zamanda bu süreç diğer muhalefet partileri için de bir turnusol kağıdı işlevi görecek. Demokrasi mücadelesinde yeni partinin yanında yer alan tüm yurtseverler hem partilerinin dönüşümüne hem de ülkenin geleceğine destek vermiş olacak.

İLKESİZ İTTİFÂKLARLA SONUÇ ALINMIYOR

İki not daha düşeceğim. İlki ittifâk arayışlarıyla ilgili... Artık ilkesiz ittifâkların zamanı geçti. Bu rejimden kurtulmak isteyen, sağ ve sol cenahtan tüm yurtseverler, 'Altılı Masa' benzeri celep pazarlıklarına asla izin vermemeli... Ve tabii ki, yeniden laiklik, sosyal devlet, güçler ayrılığının bu ülkede egemen olduğu bir gün geldiğinde, ne Cumhur İttifâkı bileşenlerinin ne de butlancıların siyaseti zehirleyebileceği yeni çürümüşlüklere ortam hazırlayacak hatalar yapılmamalı... Yeter ki yeni parti sokaklardan fildişi kulelere çekilmesin, yurttaşlarla bağını koparmasın. Gerisi öyle ya da böyle gelecektir.

PARTİNİN YEDİEMİNLİĞİNE SOYUNAN BAZI UYANIKLAR

İkinci notum ise bu toz dumanda pusuya yatıp parsayı toplamaya çalışan bazı siyaset kaşarlarına... Bunlar, butlan kararı çıktığından bu yana, butlancılarla seçilmişleri aynı kefeye koyup, 'parti için uzlaşma' çağrıları yapanlar... İki gündür ise "Ben CHP'den ayrılmam, mücadelemi CHP'de vereceğim" paylaşımlarıyla kafa karıştıranlar.

Zaten o mücadeleyi vermek için bir grup gerçek yurtsever gönüllü oldu. Onların amacı partiyi çetenin elinden kurtarmak için mücadele etmek olacak, yoksa utanmazca bir ihanette uzlaşmak değil! Bu mücadelede fırsat kollayanları hiç dikkate almayın, onların dertleri başka; eskisi gibi al takke ver külah, bir ilçe başkanlığı mı olur, gelecekte bir belediye başkanlığı mı, akrabalarını bir işe sokmak mı artık hangisiyse... Yani ha bunlar, ha butlan CHP'sinin İstanbul kayyımı, bir farkları yok! Sallayın gitsin!