Tüzük, kısa tanımıyla, bir kurumun amaçlarını, görevlerini ve izleyeceği yol ile yöntemlerinin yer aldığı maddelerden oluşur. Siyasi partiler, dernekler, vakıflar ve şirketler kendi tüzüklerini yapar. Tüzük, o kurumun ya da kuruluşun anayasasıdır. Anayasa akıllara “bir kere delmekle bir şey olmaz” özlü sözü getirmesin. Anayasa Mahkemesi kararına saygı duyulmadığı mesajını ya da kapatılsın çağrısını da.

Siyasi partilerin tüzüğü de bir siyasi partinin teşkilatlanmasını, iç işleyişini, karar organlarının görevlerini, üyelik şartlarını ve disiplin süreçlerini, hukukunu düzenler. Siyasi partilerin tüzüğü Siyasi Partiler Yasası’na uymak zorundadır. Partiler ve üyeleri hem anayasaya hem siyasi partiler yasası uyarınca tüzüklerine uymak zorundadır. Tüzüğe aykırı durumlar mahkemelere kadar uzanır. Yargıtay Başsavcılığı’nca kapatılma davası açılabilir.

CHP, bir mahkemede üstelik dernekler yasasına dayanarak mutlak butlan davası ile karşı karşıya kalır. Şaibe iddiasını yakan bir kayyım yukarıdan zembille iner. Merkeze polis gücüyle girer. Tüzüğü filan dinlemez, uygulamaz. Adeta kendi tüzüğünü yazar. Ana muhalefetin seçilmişlerinin kurultay yaptığı başvuruyla ete kemiğe bürünen ısrarını görmek istemez, sonunda seçime girme olanağını kaybetme uğruna.

Sosyal medyayı takip etmek yerine, kafayı taktıklarını ihraç etmeye çalışmak tatmin etmezse, genel merkezdeki 50 emekçinin üzerine 20 emekçiyi daha attırır. Grup başkanvekilleriyle uğraşır. Tüm bu faaliyetlerini, hukukçulara göre, tüzük dışı tasarruflarla yapar. Gerçi açılan davalarla, soruşturmalarla, göz altılarla, tutuklamalarla boy ölçüşemez. Sosyal medyayı takip etmese de haber bültenlerinin ana muhalefetle ilgili “bu sabah da yeni bir operasyonla uyandık” haberini ekranda pür dikkat seyretmesi mümkün. Belediyelerden barolara kadar uzanan haber bombardımanlarını. Bir de iktidar habire partide görevden almalarla uğraşan Bay Hariciyeci’nin performansından pek hoşnut olmasa gerek Seçilmiş’in dokunulmazlık dosyası Meclis’e gönderilmiş bile.

İBB davası devam ederken, değme foto muhabirlerine taş çıkaracak bir bilgi edinildi. Nikâh fotoğrafları bir yıldır verilmeyen Buğra Gökçe’nin, kendi ayaklarıyla gittiği emniyette gözaltı işlemi sırasında yakalama enstantanesi olsun diye fotoğrafı çekilmiş. Ama hassasiyetle. Dik çekim olmayacakmış. O yüzden bir de yatay çekilmiş. İddiaya göre, nedense yandaş basın, diğerlerini atlatarak fotoğrafı yayınlamış.

İBB davasında, Ekrem İmamoğlu bu kez sarkan mikrofonlar, büyük hoparlörlerle donatılan yeni salondaki oturumlara katılıyor. Bozulan nakil aracı yok. Şimdilik CHP üyesi. Ancak yandaş basına göre, İmamoğlu da ihraç listesinde yer alacak Özgür Özel’le. Hatta iddialar Mansur Yavaş’a kadar uzanıyor. Yakında mahkemeler gibi tüzük tanımaz atanmış da “etkin pişmanlık” isterse şaşırmayalım. Hatta kabul edilmeyeceğini bile bile eş başkanlık talebinde bulunabilir. İktidara vereceği destek ile uslu çocuk Yargıtay ve kurultay çıkmazına yardımcı olabilir. Yanındakilerle seçimlerde anayasa değişikliği için oy kullanabilir.

İktidar buna rağmen tedbiri elden bırakmak istemiyor. Mesela başdanışman, mevcut anayasanın Cumhurbaşkanı’nın bir kez daha aday olmasına imkân verdiğini söylüyor. Uçum’a göre, Meclis’in seçimlerin yenilenmesi kararı alması halinde Cumhurbaşkanı "istisnai adaylık" hakkından yararlanarak son kez aday olabilecek. Tarih de veriyor. Halk oylamasının yapıldığı 16 Nisan’ın 2028’deki yıldönümüne işaret ediyor. Yetmez ama evetçiler hadi bakalım gözünüz aydın.

Hini hâcette, Cumhurbaşkanı’nın yükünü azaltmayı öngören öneriler var. Gerçi henüz fikir birliği yok. Eski iktidar partisi milletvekiline göre, en iyi aday Berat Albayrak. Maliye Bakanlığı görevinden affını isteyerek ayrılan Albayrak’a güçlü bir başdanışmanlık görevinin uygun olacağını belirtiyor. Eski MKYK üyesi Mücahit Birinci’nin gönlü Bilal Erdoğan’dan yana. Birinci onu, Cumhurbaşkanı’nın ayrılması halinde yerini alacak kişi olarak lanse ediyor.

Geçen yıl Öğretmenler Günü nedeniyle MEB Yusuf Tekin, bir mesaj paylaşmıştı. Mesaj, “Değerli meslektaşlarım, sevgili öğretmenlerim” diye başlıyor, devamında şöyle diyor: “Öğrencilerin zihninde ve yüreğinde derin izler bırakan, onlara yol gösteren tüm öğretmenlerimizi hürmetle selamlıyor; Öğretmenler Günümüzü gönülden kutluyorum.” Bu güzel temenniler gerçekten geçen senede kalmış. Özel okul öğretmenlerinin haklarını aramak için yaptıkları barışçı eylemler karşısında polis müdahalesini buldu. Polis, “Öğretmenim, canım öğretmenim” diye başlayan şarkıyı söylemiş olabilir üstelik.

Son günlerde özellikle atanmış, seçilmiş gelişmeleri takip eden gazetecilere yönelik saldırılar yaşanıyor. Muhalif basın yandaş basın ve siyasiler tarafından algı yaratmakla suçlanıyor. Reuters Dijital Haber Raporu 2026’da, Türkiye'de medya sahipliğinin büyük ölçüde belirli merkezlerde yoğunlaştığı, büyük kuruluşların önemli bölümünün hükümete yakınlığıyla bilinen holdinglerin kontrolünde bulunduğu vurgulandı. Rapora göre, bağımsız medya kuruluşları hem geleneksel hem dijital alanda sınırlı finansal kaynaklar ve düzenleyici baskılar altında faaliyet gösteriyor. Raporda, bunun farklı görüşlerin kamusal alandaki görünürlüğünü daralttığına işaret ediyor. Habere güven oranı da yüzde 28’de kalıyor.

Bir rapor da Avrupa Parlamentosu’ndan. Türkiye'ye yönelik sert eleştiriler içeren rapor, vize serbestisi, yargı bağımsızlığı, demokratik reformlar, laiklik, Kıbrıs sorunu, göç yönetimi ve güvenlik iş birliği konularını kapsıyor. Adalet Bakanı’na yaptırım talep ediliyor. Ama hata ediyorlar. Türkiye’ye göre, Türkiye karşıtı çevrelerin temelsiz iddialarına ve yanlış bilgilere dayanıyor.

Not: Trump barış anlaşmasını imzaladı. Dün. Bugün ne olur bilinmez.