Çelengi bile çöpe atılan Atanmış, bu kez yandaş bir kanalda arz-ı endam etti. 20-25 gün önce okumadığını söylediği 4 bin sayfayı aşan iddianameleri okuyuverdiğini söyledi. Ne diyelim, Allah zihin açıklığı versin. Okuduklarından anladığı, seçilmişlerle ilgili davaların siyasi olmadığı yönünde. Öyle ki frene basmayı bile bilmiyor. Seçilmişleri fetöcülükle suçluyor. Paralel yapıdan söz ediyor. Kurultay tarihi için esnemesini istediği Özgür Özel’i desteklediklerini iddia ediyor.

Belediye başkanlarının da yargıda kendilerini savunacaklarını ve beraat edenleri kucaklayacağını söylüyor. O kucağın kabul göreceğini sanmak tekerliği yeniden icat etmeye benzer. Cumhurbaşkanı adaylığını tartışmanın da yararlı olmayacağı iddiasında. Bir türlü toplamaya yanaşmadığı kurultayda herkesin aday olabileceğini belirtiyor: “O gün geldiğinde bakarız. Ben hiçbir zaman aday olmadım, adaylık dilekçesi vermedim. Aday gösterilirsem düşünürüm.” Yan cebime koy der gibi.

Atanmış, Özgür Özel ve ekibinin yeni parti kurmasından rahatsız. Önemli bir tespitte bulunmuş: "CHP'nin bölünmesi kimin işine yarar? Erdoğan'ın işine yarar... Kim partiyi böler, partiyi ayrıştırırsa Erdoğan'a hizmet etmiş olur." Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir. Önümüzdeki günlerde Özgür Özel’in liderliğindeki partinin ismi ve logosuyla bol bol uğraşacağız.

Yüzde 2’lik oy oranı olan, “kuşkulu” Atanmış, atadığı MYK üyelerinin görevden aldığı il başkanlıklarını görmek için ziyaretlere başlayacağını açıkladı. Müjde verir gibi, “Bizim de il gezilerimiz ve esnaf gezilerimiz olacak” demiş. Muhtemelen kolluk desteği ile. Bu ziyaretlerin herkes tarafından merakla bekleneceği kesin. Acaba HKP flamaları da orada olacak mı? Zaten Atanmış, fırsat bulunca iktidara söyledikleriyle göz kırpıyor: “Osmanlı coğrafyasıyla bizim kader birliğimiz, tarihsel birliğimiz, kültür birliğimiz var.”

Atanmışın bir tespitine daha yer verelim: “Memleketin başka sorunu yok mu?” Cevap vermiyor kendi sorusuna. Yardım için biz bahsedelim Türkiye’nin sorunlarından. Mesela emeklilerin durumu. En düşük emekli maaşına yapılan 3 bin 552 liralık zam. 75 Amerikan doları. Gözünü karartıp kıyma almak istese dört kilo alabilir. Gözünü ne kadar karartabilir? Pirzola diyelim. İki kiloya yetmez, eksik kalır. MasterChef’teki yemeklerde kullanılan malzemeleri hiç katmayalım. Doğal gazı, elektriği, suyu zor karşılar. Atanmış, hiç ağzına aldı mı bu durumu?

Belli ki ülkede gelir dağılımını bozan emekliler. Baksanıza, bir iktidar mensubu veciz bir söz sarf etmiş. Emekli maaşlarının düşüklüğünün nedeni emekli sayısının artmasıymış. Rakam 17 milyon civarında. Acaba bu sayıyı azaltmak için ne gibi planlar yapıyorlar. Doğum kontrolü için çok geç. Emekliler yine de direniyor. Almanya’da emekli olan bir kişinin yaşamına gıpta edip, çalışıyor. 2020 yılında 746 bin 766 olan çalışan emekli sayısı, 2 milyon 130 bin 20’ye ulaşmış. Altı yılda yüzde 185,23’lük bir artış anlamına geliyor. Emekliler çalışsa da iktidarın gözüne giremiyor.

“Hadi bugün de İran’ı bombalayalım. Ateşkes de yapabiliriz” diyen Trump’la ilgili bir laf etti mi Atanmış? 6-7 sene öncesini kastetmiyorum. Trump, dönüşte başka uçağa binmesini haber yapan New York Times muhabirinin başını derde sokmuş. Hayır, muhabir gözaltına alınmamış, mahkemeye çağrılmış sadece. Trump, 181 milyon lira harcanan afişler, yasaklanan açlık grevini geride bırakıp gidiverdi. TEMA’cıların tutukluluğu sürüyor. Haklarını isteyen özel sektör öğretmenleri yeniden Ankara’da. Karşılarında yetkililer yerine yine polis var. NATO üyeleri de yok başkentte. Sivas’ta ise bir okul konkordato ilan ediverdi. Hem de peşin alınan paralarla. Durum adli, MEB’i ilgilendirmez.

Eğitimden, özel okullardan, kendilerine vakıf okulu diyorlar söz ederken, 150’si İstanbul’da en az 446 akademisyenin işinden edildiğini de hatırlatalım. Okulların savunması klasik: “norm kadro fazlası”, “ekonomik daralma” ve “sözleşme süresinin dolması.” Adı üstünde, özel. Kâr önce gelir. Özerk ve özgür bilimsel çalışmalar dışında da talepleri yok akademisyenlerin. İşe iade edilenlerin sonu yine ihraç. Sendikal örgütlenme hakları da tanınmıyor.

Sevinilecek haberler de var, onları es geçmeyelim. Mesela, bir İsviçre bankasının raporuna göre, Türkiye'de sadece bir yıl içinde 5 bin 650 kişi zenginlik basamaklarını tırmanarak dolar milyoneri oluverdi. Toplam milyoner sayısı 93 bin. TÜİK’e göre, yüzde 20'lik grubun toplam ulusal gelirden aldığı pay yüzde 48 oldu. Bu, “Hani ülke fakirdi, bütün restoranlar dolu” iddialarının cevabı gibi. Zaten zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış.

Çenemizi yoran bir başka konu Dünya Kupası, hani Türkiye’nin ilk turda havlu attığı kupa. Kupanın yarı finalindeki Fransa ve Belçika’nın büyükelçileri, aynı akşam futbol sahası yerine sahnede mücadele etmiş. Fransa’nın Milli Günü’nde erik dalı oynamışlar. Herhalde mücadele Ankara’da olduğu için köprüde “mavi, beyaz, kırmızı” rengi yansıtılamamış. İspanya yenilgisinin de engel olma ihtimali var. Spor bakanından federasyon başkanına, teknik direktöründen futbolcusuna erik dalını seyrederken içleri acımış mıdır acaba?

Not: AHBAP, çok bilinmeyenli denklem.