Haluk Levent’e ve AHBAP’a yönelik soruşturma sürerken aklıma sıklıkla karıştırılan “İyilik yap denize at; balık bilmezse Hâlik bilir” atasözü geldi. Arapça kökenli, “Yoktan var eden” anlamına gelen ‘Hâlik’ kelimesi yerine, yine Arapça kökenli “Ahlaklı ve iyi huylu” anlamına gelen ‘Haluk’ kelimesi kullanılıyor. “İyilik yap denize at; balık bilmezse haluk bilir” deniyor.

Atasözünün anlamı “İyiliğinizin değerini, iyilik yaptığınız kişi bilmezse bile Allah bilecektir” iken, ironik bir biçimde yanlış kullanımda “İyiliğinizin değerini ahlaklı (başkaları) bilecektir” anlamı çıkıyor.

Yanlış kullanımlardan çıkan başka hoş anlamlar da var. ‘Malumun ilamı’ örneğin herkesçe bilineni tekrar dile getirmeyi ifade eder ama yaygın olarak ‘malumun ilanı’ diye kullanılır ki orada da herkesçe bilineni duyurma anlamı taşır. Yanlış ifadenin bile denk geldiği bir doğruluk payı…

***

Birkaç gündür İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AHBAP Derneği’ne yönelik başlattığı soruşturmayı, bu kapsamda gözaltına alınan derneğin kurucusu Haluk Levent’i konuşuyoruz. Yine üzerinde gizlilik kararı olan bir soruşturmaya dair ne var ne yok ortaya saçılıyor.

Devlete, devletin kurumlarına ve hukuka güvenin yerle bir olmasının en önemli nedenlerinden biri de tam olarak bu! Hakkında gizlilik kararı olan bir soruşturmadan WhatsApp ekran görüntülerini görmememiz gerekiyor. Normal olan bu! Hukuki olan bu!

Sonra neden Haluk Levent araştırmalarda en güvenilir insan çıkıyor, diye sorup duralım.

Sonra başı sıkışanlar, kumar bağımlılığından kurtulamayıp canına kıyanlar bile neden Sedat Peker’den yardım istiyor, diye sorup duralım.

Konu şu ki bu sorgulamayı biz değil, ülkeyi yönetenler yapmalı. Gerçekten sabıkalı -hem de karşılıksız çekten vs.- bir kişi, nasıl oluyor da milyonlarca insan nezdinde güvenilir olabiliyor?

Sosyal medyanın lağım kokan ağızlarından çıkan IQ göndermeleriyle açıklanamayacak bir durum bu.

Nasıl oluyor da yaşı ülkenin kendisinden büyük kurumlarına milyonlarca insan güvenemiyor?

***

İster iş arkadaşlığı olsun, ister karı-koca, ister devlet-vatandaş fark etmez, her türlü ilişki iki zemin üzerinde inşa edilir: Saygı ve güven. Sevgi bu ikisinden sonra gelir ve hatta profesyonel ilişkiler de gerekli de değildir.

Saygı da güven de verilmez alınır. Saygı da güven de gökten indirilmez, inşa edilir; tuğla tuğla, kolon kolon…

Devlete, devletin kurumlarına ve hatta kanunlarına güvenmeyen milyonlarca insana “Neden güvenmiyorsun” diye sormak veyahut bu insanları “Akılsız olmakla suçlamak” hiçbir şeyi açıklamayacağı gibi, hiçbir sorunu da çözmez. Bu soru insanlara değil kurumlara ve hatta kurumlar ile kanunlarla somutlaşan devletin bizzat kendisine sorulmalı?

“Hayırseverlik, iyilik yapmak için çırpınan milyonlarca insan neden devlete, kurumlarına, yaşı devletten de büyük kimi sivil toplum örgütlerine GÜVENEMİYOR?”

Doğru soru bu. Doğru sorunun yöneltilmesi gereken ‘doğru’ adres de devletin bizzat kendisi.

ASAL’ın Haziran 2025’te yayınladığı araştırmada ülkedeki hiçbir kuruma güven yüzde 18’in üzerine çıkamıyor. TSK yüzde 18 ile bu araştırmada tespit edilen en güvenilir kurum ama bu oranın bundan 20 yıl önce yüzde 85 civarında olduğunu da hatırlayalım. Yargıya, politikacılara, medyaya, TÜİK’e, Diyanet’e, ÖSYM’ye, YSK’ya, bankacılara güven çoğunlukla yüzde 2 oranının altında. Böylesine genişlemiş ve kökleşmiş güvensizlikle bu toplum ne yapacak? Bu sorunun büyüklüğünün farkında mıyız? Bu sorunun yol açabileceği sosyal kırılmaları düşünen tek bir devlet kurumu var mı? Veyahut bir yetkili? “Bunu düzeltmeliyiz” diyen bir sorumluluk sahibi?

İyilik yapmak isteyen milyonlar, iyilik yapıp denize attı ve ne yazık ki iyilikleri Haluk Levent tarafından yendi. Henüz devam eden soruşturmayla ilgili kesin bir yargı belirtmemek gerek elbette ama beyefendinin sicili ne yazık ki hiç yardımcı olmuyor bu konuda.

Sıkıcı olacağım ama tekrar edeyim:

Kişiler değil kurumlar!

Kahramanlar değil kanunlar!

Liderler değil sistemler!