Toplum patolojisinin en somut göstergeleri olarak, güncel sosyal veriler derinlemesine ele alınabilir. Bu vahim veriler arasında intihar vakaları,boşanma oranları, akıl hastalıklarındaki artış ve aile yapısındaki sarsılmalar ilk sıralarda gelmektedir. Yapılan araştırmalara göre, intihar oranlarında artış gözlenmektedir; bu tablo, son on yılda adeta koca bir kasaba dolusu insanın hayatına son verdiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Hızlı ve kontrolsüz sosyal değişim süreci; boşanma oranlarındaki patlamayı,gelir dağılımındaki derin adaletsizliği ve toplumun genelinde hissedilen o ağır “yenilmişlik” duygusunu tetiklemektedir. İnsanlar, karşılaştıkları bu devasa zorluk ve sıkıntıları nasıl aşacaklarını bilememenin getirdiği bir çaresizlik sarmalına sürüklenmektedir.

Aile kurumundaki sarsıntı ise istatistiklere net bir şekilde yansımaktadır: Türkiye’de 2004 yılında 91 bin 22 olan boşanan çift sayısı, takip eden 10 yıl içinde yaklaşık %38 oranında artış göstererek 2013 yılında 125 bin 305’e yükselmiştir. Yine kürtaja yönelik kısıtlama tartışmalarının en yoğun yaşandığı 2012 yılında, ilgili rakamların 78 bin 961 seviyesine fırladığı görülmektedir.

Kuşkusuz, yukarıda belli başlıları sayılan bu ve benzeri toplumsal zararlar;ancak ve ancak çağdaş, bilimsel ve laik bir eğitim seferberliğiyle tedavi edilebilir. Ancak iktidar, eğitim sistemini bilimsellikten uzaklaştırmış ve bu toplumsal olumsuzlukların derinleşmesine adeta zemin hazırlayarak sürece ortak olmuştur. AKP’nin kurguladığı yeni eğitim düzeni; biat eden bir toplum modelini öngördüğünden, önümüzdeki süreçte bu toplumsal sorunların çok daha yıkıcı boyutlara ulaşacağı maalesef aşikârdır.