Otoriter rejimin ağır baskıları altında muhalefet yapabilmek, hem özveri hem de ciddiyet ister. Eğer ki ana muhalefet partisiyseniz ve iktidarı almayı hedefliyorsanız, hata yapma payınız çok sınırlıdır. Sorumluluğunuz sadece partinize değil, geniş halk kesimlerinedir. Ve tabii aktif ve sorumlu bir yurttaş olarak hem bu yurda hem de bu ulusa olan bağlılığınız, kişisel çıkarlarınızı ve hırslarınızı bir kenara koymanızı gerektirir. Diyeceksiniz ki şimdi, "Sen uzayda mı yaşıyorsun be adam, bu ülkede böyle bir tarife uyacak kaç siyasetçi vardır?" Soru çok doğru ve maalesef cevabı da herhalde "Bir elin parmaklarını geçmez" olmalı...
Hep aynı mesele yüzünden, bu ülke Arjantin ile birliktee dünyanın ilk on ekonomisinden biri olacakken, bugün bu hâlde!
Meydanı sağ popülist, din istismarcısı, sözde milliyetçilere bırakan merkez sol ya da merkez sağın aymazlığı bunun sebebi. Siyasî partilerin ideolojik omurgasızlığından, siyasî ahlâktan bîhaber siyasetçilerin elinde oyuncak olmasından ve bunun sonucu olarak muhalefet partilerinin yeterli örgüt disiplinini kalıcılaştıramamasından bu hâldeyiz...
Bunları temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp önünüze koyup duruyorum ama neredeyse her hafta sözünü ettiğim eksiklikler sebebiyle, muhalefetin ayağı bir taşa takılıyor ya, o yüzden!..

YENİLİK PARTİSİ DİYE PARTİ Mİ VARDI?
En son gelişmeden başlayayım, ki gerçekten saç baş yoldurur! Türkiye Cumhuriyeti siyasî tarihinin en gereksiz partilerinden birisi olan Yenilik Partisi'ni ve en beceriksiz, hiçbir karşılığı olmayan genel başkanını, YENİ Parti'ye zart zurt edecek bir konuma getirmekten utanmıyor mu ana muhalefet partisinin kurmayları çok merak ediyorum!
Bir isim yahu, bir partiye isim bulmak ve bunu ileride sorun yaratmayacak şekilde çözmek ne kadar akıl ve beceri gerektirebilir ki?..
Parti kurulurken akademisyenlerden ve konunun uzmanlarından bilirkişi raporları alındığını, İçişleri Bakanlığı ve Yargıtay süreçlerinin tamamen hukuka uygun yürütüldüğünü belirtiyor YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre. Bu tartışmanın partinin tüzel kişiliğine, üye yapısına, örgütlenmesine ve seçime girme yeterliliğine hiçbir engel oluşturmadığını iddia ediyor. Yurttaşların, YENİ Parti ile Yenilik Partisi'ni karıştırma ihtimâlinin bulunmadığını ve partinin ismini korumaya devam edeceklerini de sözlerine ekliyor. Sanki bu ülkede demokrasi varmış, sanki bu ülkede yargı butlan kararı almamış, sanki bu ülkede İBB davası gibi akla zarar bir kumpas dönmüyormuş gibi!.. Bu nasıl bir umursamazlık anlamak mümkün değil. Bu rejimin YENİ Parti'yi seçime sokmamak için her fırsatı değerlendireceğini bilmeyen kalmamışken üstelik!.. Peki B planı var mı, C planı var mı? Bu kadar kumpas dönerken ve Z planı bile yapmak gerekirken!.. Varmış gibi görünmüyor.

ÇOKLU SALDIRI ALTINDAYKEN, BİLE BİLE LADES OLUR MU!..
AK Parti ve MHP'nin kurmayları çok iyi biliyor ki, sağından soluna muhalefet içinden hain ve işbirlikçi bulmak işten bile değil. Bir ilçenin belediye başkan yardımcılığı için her şeyini satanlar gün gibi ortadayken... Her şeyi kılı kırk yararak, olası her türlü kumpası öngörerek hareket etmenin can alıcı önemi olduğu şu günlerde, bir de bu saçmalıkla uğraşmak zorunda şimdi ana muhalefet partisi!
Bir muhterisin ham hayalleriyle kurduğu ve katılabildiği tek seçimde yüzde 0.02 oy alabilen bir partinin, şimdi iktidara yürüyen partinin seçimlere katılmasının önünde engel olabilmesi ihtimâlini yaratanlara helâl olsun! Sanıyorum bu işin sorumlusu, YENİ Parti'nin Ankara Milletvekili ve Grup Başkanvekili Murat Emir oluyor. Beş kişilik kurucular heyeti adına başvuru evraklarını ve 'YENİ Parti' adını içeren dilekçeyi İçişleri Bakanlığı'na veren o olduğuna göre... Ancak tek başına onu ithâm etmek haksızlık olur değil mi? Kuruluş dilekçesini veren ve süreci takip eden o da, peki genel başkan yardımcıları, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi, Parti Genel Merkezi Hukuk Komisyonu ne işe yarar?
Hele ki Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz'ın şu açıklaması doğruysa: "Biz aslında arkadaşlarımızı Yeni Parti kurulurken, 'Bu isimle parti kurmayın' diye uyardık. Ben bununla ilgili video çektim. Fakat bizi dinlemediler. Ciddiye almadılar. Biz de bunun üzerine Yargıtay’a itiraz ettik. Bu sorunu bizimle çözmek zorundalar. Aksi takdirde, Yeni Parti ismiyle seçime giremezler. Yargıtay, kongre yapsalar bile bunları kabul etmez. Ben, arkadaşlarımıza konunun ciddiyetini görüp bize geldiklerinde de bunları aktardım."

HUKUK DEVLETİ HALÜSİNASYONU
Yine Zeynel Emre'nin açıklmasından anlaşılıyor ki, bu mesele ağustos ayından beri biliniyormuş. Emre, "Bizim partimizin ismiyle ilgili iltibas iddiasıyla alakalı bir başvuru olmuştur. Bu başvuru yeni değildir. Bu başvuruyu Yenilik Partisi yapmıştır. Ağustos ayında bu başvuru yapılmıştır. Bize de bunu bildirimi önceden gelmiştir. Bu tip durumlarda cumhuriyet savcılığı ilgili partiye yazı yazar, bildirir; ‘Hakkınızda böyle bir bildirim var. Siz kendi isminizin bir iltibas içermediğini...’ Ki biz öyle düşünüyoruz. Türkiye'de YENİ Parti ile Yenilik Partisi’ni karıştıran bir kişi olduğunu dahi düşünmüyoruz. Geçmişte AYM kararlarına baktığımızda da bunun çok dar yorumlandığına şahitlik ediyoruz. Dolayısıyla biz ismimiz üzerinden dönen bir tartışmanın anlamsız olduğunu, bunların prosedürel işlemler olduğunu, partimizin örgütlenmesine, üye yapısına, tüzel kişiliğine, seçime girme yeterliliğiyle uzaktan yakından ilgisi olmadığını ifade edelim. Biz ismimizi koruyoruz. Gerek Kurucular Kurulu’nun, gerek kurultayın her zaman isimle ilgili istediği tasarrufu kullanma yetkisi vardır" diyor.
Kusura bakmayın ama yani 'YENİ Parti' ismi öyle dâhiyâne bir isim değil. Eğer böyle bir risk vardıysa, niye bu denli ısrar edildi? Bunu da anlamakta güçlük çekiyorum açıkçası! Hele ki Yenilik Partisi gibi, fırsat peşinde pusuya yatmış bir partiden böyle bir uyarı gelmişken...

Z PLANI BİLE GEREKİRKEN, BİR B PLANI VAR MI ACABA?
Zeynel Emre'nin bu açıklamasındaki rahatlığı, daha doğrusu gevşekliği de anlamak mümkün değil. Yargının bağımsız olmadığını, CHP'nin başına ne geldiyse, bu kez YENİ Parti'nin başına da böyle ipe sapa gelmez davalarla bin beterinin gelebileceğini ve bunun partiyi de bir kenara koyun, ülkenin geleceğini riske attığını görmemek için, herhalde akıldan ve fikirden yoksun olmak gerek!
Her şeyi bir kenara bırakın, Yenilik Partisi Genel Başkanı'nın şu sözlerine muhatap olmak bile yeterince utanç verici değil mi? Emre'nin "Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) kararını bekleyeceğiz" açıklamasına tepki gösterip esip üfürmüş Öztürk Yılmaz!.. Zaten CHP'den kapı dışarı edilmiş olmanın kini de var ya; 'eski CHP alışkanlığı' diye yaftalamış hemen! Her defasında AYM'ye gidip hüsrana uğradıktan sonra kurumları veya milleti suçlamanın yanlış olduğunu belirtmiş, bir de pazarlığa kapı aralamış! Konunun siyasî uzlaşıyla çözülmesi gerektiğini söylemiş.

"FIRSAT BU FIRSAT" DEYİP ALENEN ŞANTAJ YAPIYOR
Yani tehdit edip pazarlık yapmak istiyor! Ne koparırsa kâr hesabı... Yargıtay'ın kuruluş aşamasından sonra isim, logo ve tüzük benzerliklerini resen incelediğini de hatırlatmış. Sonrasında coşmuş, söylediklerine inanmak istemiyorum ama içimde bir şüphe de yok değil. CHP ve YENİ Parti kanadıyla sadece isim meselesini değil; partilerin birleşmesi, ittifâk durumları ve seçime girme yeterlilikleri gibi konuları da kapsayan geniş bir birleşme teklifini görüştüklerini iddia ediyor. Karşı tarafa on beş günlük bir yol haritası sunduklarını, bu plan çerçevesinde hem isim krizinin hem de seçime girme yeterliliği sorununun çözüleceğini ilettiklerini söylüyor.
Neyse ki henüz resmî bir dönüş yapılmadığını da sözlerine ekliyor. Kimlerle irtibâta geçtiğini, kimlerle resmî olmayan görüşmeler yaptığını ayrıca merak ediyorum.

SAFRALARDAN KURTULMUŞKEN...
Hani Butlan CHP'si bu pazarlık talebine cevap versin, al birini vur ötekine de, YENİ Parti bir yanlışı başka bir yanlışla düzeltmeye umarım kaİkışmaz. 0.02'lik bir partinin şantajına boyun eğmek kadar küçültücü başka ne olabilir ki! Hazır safraların bir bölümünden kurtulmuşken, en son ihtiyaç yeni safralar olsa gerek!
YENİ Parti üyesi olmamama rağmen, YENİ Parti Sözcüsü kadar rahat olsam ve onun "Seçime girmek açısından da hiçbir problem yok. Çok prosedür, detay meselelerle Türkiye gündemini işgal etmeye de lüzum olmadığını düşünüyoruz” açılamasını tekrar edip inansam keşke!..

AYNI HATALARA DÜŞMEMEK İÇİN SOKAĞI UNUTMAMAK GEREK
Artık hata kaldıracak hâli yok bu ülkenin... Olağanüstü bir dönemde, çok zorlu şartlarda bir mücadele verilmek zorunda. Bugün, olmadı yarın tartışılması gereken mesele, eğer seçim kazanılırsa ve binbir kumpasla kazanılan seçim gasp edilirse, ne yapılması gerektiği olmalıydı. Bugün ve hatta dün tartışılacak konu ise meydan ve sokaklarda düşmeye başlayan motivasyonun nasıl tekrar canlandırılması gerektiği... 12 Eylül günü, Üsküdar İskele Meydanı'ndaki mitinge katılım biraz düşündürücüydü!.. Katıldığım için biliyorum, öyle ekrandan falan izlemedim. Mitinge katılanların heyecanının eskisine göre zayıf olduğunu söyleyebilirim. Kendi kendime sorduklarımı sizlerle de paylaşayım... Mesela ilçe örgütlerinin katılımı neden temsilî düzeyde kalıyor? Neden ilçe örgütlerindeki parti üyelerinin tamamı meydanda yok? Parti üyesi olmayan insanlar eşini, dostunu, akrabasını alıp mitinge gelirken, neden üyelerin tek ilgilendiği toplu fotoğraf çektirmek?.. Neden üye kampanyası için seferberlik kesintiye uğramış görünüyor? Neden CHP'deki hastalıklar nükseder gibi?.. Mesela il ve ilçe örgütlerinde dayanışma içinde ve dostane bir seçim süreci olmayacağının, yine eskisi gibi ayak oyunlarının dönebileceğinin izlenimi niye var?

'Yeni' derken, sokaklarda büyüyen, halkın içinde ve halka rağmen değil halkla birlikte, katılımcı bir siyaset kastedilmiyor muydu? Öyleyse, artık şu isim meselesinde olduğu gibi saçma sapan hatalara bir son vermenin ve eski hastalıkları acilen tedavi etmenin zamanı değil midir?