Osmanlı’da görev yapmış Maarif Nazırı’na atfedilen bir söz var: Bu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim. Ancak bu sözü kimin sarf ettiğine dair üç alternatif isim var. Üzerinde bir şekilde anlaşılan Maarif Nazırı Emrullah Efendi. Sözü latife amaçlı mı mekteplerin sistem içindeki durumunu eleştirmek amacıyla mı söylenmiş, rivayet muhtelif.

Maarif sadece öğrencilerden teşekkül değil. Öğretmenler de var. MEB, öğretmenlerin önlük giymesini zorunlu kılmış, hatta kılavuz ile kumaşından yırtmacına bütün ayrıntılar belirlenmiş. İş önlükle kalsa yine iyi. Kadın öğretmenler, tayt, mini etek, tişört ve kot pantolon da giyemeyecek. Gerekçe, öğretmenlerin kıyafet genelgesi ile mesleğin vakarına, kamu hizmetinin ciddiyetine ve toplumsal hassasiyetlere uygun hareket etmeleri. Erkek öğretmenler, sadece uzunluğu santime bağlanmış sakal kesimi ile kurtarıyor.

Televizyonlarda önlüğün hangi deterjanla ilk günkü gibi temiz olacağı reklamları da yakında başlar mı dersiniz? Kıyafet genelgesini; öğretmen açığının kapatılması, kalabalık sınıfların azaltılması, okulların temizlik ve güvenlik sorunlarının çözülmesi, şiddetin engellenmesi, maaşların düzenlenmesi, norm kadro gibi sorunlar için de çözüm getirecek yeni genelgeler izleyecek mi göreceğiz.

Peki, YÖK devreye girerse kıyafet yönetmeliği üniversitelere sıçrar mı? Nereden aklıma geldi? Üniversite yöneticilerinin meslektaşlarının protesto edilmesine karşı duyduğu hassasiyetten. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki mezuniyet töreninde siyaset bilimi bölümü öğrencileri, bölüm başkanının konuşmasını sırtlarını dönerek protesto etti. O yetmezmiş gibi bir de alternatif mezuniyet töreni düzenlemesinler mi? 30 mezunun kartı beş yıllığına iptal edildi. Üniversite öğrenciliği beraberinde düşünce ve ifade özgürlüğünü getirir. Siyasi, sosyal ve ekonomik eleştiri yapmalarıdır bu özgürlük.

Ekonomik gelişmeler siyaset bölümü öğrencilerini ne kadar derinden etkiler bilemem ama aynı fakültenin iktisat bölümünde okuyan ya da mezun olanlar için önemlidir sanırım. Mesela orta vadeli program. 2027-2029 dönemini kapsıyor. Burada dikkati en çok çeken enflasyon tahminleri. Bu yıl için ücretlerdeki artış için öngörülen yüzde 16 daha yıl bitmeden yüzde 28,4 oluverdi. Seneye hedef yüzde 21. Sonraki yıllarda sırasıyla yüzde 13,5 ve yüzde 9. Açıklamaya göre, “enflasyonla mücadelede önemli mesafe alınmış”. Bu mücadelenin açlık sınırı, ücretlerde reel artış gibi konularda ne sonuç vereceğini göreceğiz. Keşke zaman makinesi olsa.

Zaman makinesi zor. Ama siyasetçilere bir önerim olacak. Özellikle, lahmacunuyla ünlü Ege kıyısındaki belediyelerin başkanları gibi demeç vermeleri. Bu demeçlerle uçuk fiyatları savunmak mümkün oluyor: Herkesin kesesine göre fiyat var. Öneriye devam: Herkesin kesesine göre enflasyon var. Ege kasabasına sıkışıp kalmayalım. Öğrencilere uygulanacak kantin fiyatları belirlendi. Ancak öğrenciler Meclis’te yemek yiyen vekiller kadar şanslı değiller. Keseler farklı çünkü.

OVP hazırlanırken seçimlerin zamanında yapılacağı düşünülerek hazırlanmış. Yani 2028 baharı ve yazına doğru. İktidardan iyi haber alan Hürriyet yazarına göre, seçimler 2027 Kasım ya da 2028 Mart ayında yapılacakmış. Partisinden iyi haber alan eski vekil anayasa değişikliği ile belediye seçimlerinin gelecek yılın ilk yarısında yapılmasını önerdi. Yeni Parti dünden razı.

Şubat ayına kadar seçim yasasında bir değişiklik yapılmazsa mevcut sistemle seçimlere girilecek. Yani bildiğimiz D’hondt nispi temsil sistemi, belediye seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimleri var. İktidar ortağının önerisi kabul buyrulursa dördüncüsü, “var olan sistemin ruhuna uygun” olacak. Bu talepte dikkati çeken ayrıntı, siyasi partilerin ittifakına ilişkin. Muhalefeti etkileyecek bir değişiklik. Ayrıca partilerin teşkilatlanma koşulları, kongrelerini tamamlama süreleri ve seçimlere katılabilmek için yerine getirmeleri gereken işlemlerin zorlaştırılması düşünülüyor. Hedefte hangi parti var acaba?

Bu çalışmalarda veya hazırlıklarda sonradan iktidara iliştirilmiş partiye de elbette yeni görevler düşecektir. Bu göreve layık olabilmek için gerekli açıklamaları zaten yapıyorlar. İddialarına göre, İmamoğlu davası siyasi değil. Yani ortada bir yolsuzluk varmış. Yine iddiasına göre, kurultay davasında taraf değilmiş atanmış. Bütün yapılanlara rağmen, hâlâ görüşelim çağrısında bulunuyor. Bu çağrıdan daha önemlisi Üsküdar Belediyesi’ndeki seçimlere ilişkin bir açıklaması olacaktır elbette. O olmazsa Foça, Felahiye ve Akkışla beldiyeleri. Merakla bekleniyor.

Atanmış, kendisine yönelik ağır eleştirilere parti kültürünü korumak için cevap vermemiş. Diyor ki “Çünkü ben bu partinin kültürünü korumak zorundayım. Ben bu partinin geleneklerini korumak zorundayım.” Fransız siyaset bilimci Duverger, toplumsal bütün üzerinde dururken, kültürel öğelere işaret ediyor: “Her topluluk, etkileşim halindeki insanlardan oluşan bir bütün olmakla kalmaz, aynı zamanda da bir değer, norm, inanç, alışkanlık, teknik, reçete ve davranış bütünüdür ki kültürü meydana getiren zaten bir bütündür. İnsan bütününün üyeleri arasındaki dayanışma, büyük çapta, onların kültür ortaklığına bağlıdır.” Duverger atanmışın sözlerine ne derdi?

Not: Vücudumuzu tanıyalım. Omurga nedir?