Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın ortaklığında hazırlanan Orta Vadeli Program (2027-2029) kamuoyuyla paylaşıldı. Bundan önce hazırladıkları programlar, bu ve bundan sonra hazırlayacaklarının teminatıdır diyeyimi! Yani hemen her hedef şaşacaktır. Tabii ki olumlu anlamda değil, olumsuz anlamda...

Önyargılı olduğumdan dolayı böyle söylemiyorum, bu rejimin program hazırlanırken, gerçeklerle değil, hamaset ve hayallerle hedefler belirlediği konusunda şüphem olmadığından dolayı böylesine karamsar bir yorum yapıyorum. O sebeple OVP hedeflerini hızlıca özetleyip geçeceğim, ne olsa hepsi revize edilecek!

Bir önceki programda 2026 için yüzde 3.8, 2027 için yüzde 4.3, 2028 için yüzde 5 olan büyüme hedefleri, yeni programda sırasıyla yüzde 3.3, yüzde 4.2 ve yüzde 4.6'ya çekildi, yani ortalama 0.3 puanlık bir aşağı yönlü revizyon yapıldı. Buna karşılık aynı üç yıl için enflasyon hedefleri 12.4, 12 ve 5.5 puan yukarı çekildi. Beş göstergeden dördü; enflasyon, carî açık, kur ve kamu yatırımı, ciddi biçimde revize edilirken, büyümeye pek rötuş yapılmamış. İşsizlik hedefine de öyle... 2026 için yüzde 8.4 yerine yüzde 8.1 belirlenmiş. Bunun böyle olmasının sebebinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 'ne olursa olsun büyümek ve işsizliği daha da artırmamak' anlayışının bir sonucu olduğunu düşünüyorum,

REJİM DEĞİŞİKLİĞİYLE HEDEFLER İYİCE ŞAŞTI
Şimdi neden böyle kısaca geçtiğimi ve bu OVP'yi de çok ciddiye almadığımı, geçmiş programlara şöyle bir değinerek açıklayayım.

AK Parti hükûmetleri döneminde, hele hele Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'ne (CHS) geçildikten sonra, OVP'lerde hedefler öylesine şaştı ki, bugün bile bazı ekonomi gazetecilerinin 'görece daha gerçekçi bir program' yorumlarını yapıyor olması beni çok şaşırtıyor. Hele ki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) raporlarıyla OVP böylesine çelişirken, ekonomi yönetiminin hangi gerçekçiliğinden söz ediliyor, anlayan varsa beri gelsin!

ENFLASYON HEDEFİNDE SAPMA BÜYÜK OLUYOR
OVP'lerde en büyük sapmalar enflasyon ve döviz kuru hedeflerinde yaşanıyor, ekonomik büyüme hedefleri görece daha gerçeğe yakın kalıyor. Özellikle son yıllarda, Covid-19 sonrası dönem ve makroekonomik dengelenme sürecinde açıklanan her programda, hedeflerin tutmaması nedeniyle makroekonomik büyüklükler neredeyse her yıl yukarı veya aşağı yönlü revize ediliyor.

Enflasyon, OVP'lerin tahmin başarısının en düşük olduğu alan... Son yıllarda yayımlanan neredeyse tüm OVP’lerde, programın son yılı, yani üçüncü yılı için hep 'tek haneli enflasyon' hedeflendi. Ancak gerçekleşmeler bu tahminlerin çok üzerinde kaldı. Örneğin, bir önceki programda 2026 yıl sonu enflasyonu yüzde 16 olarak hedeflenmişken, güncel OVP'de bu tahmin yüzde 28.4’e yükseltildi. Benzer şekilde, daha önce yüzde 15 olarak ilan edilen 2027 enflasyon hedefi de yüzde 21'e çekildi, tek hane beklentisi ise o da sınırda yani yüzde 9 olarak ancak 2029 yılına ertelendi. Revizyonlara bakar mısınız; öyle 1 ya da 2 puan değil, 6 veya 7 puan... 2029'da tek haneli enflasyon ise tam anlamıyla bir ham hayal, en az 2029'dan sonra iki yıl daha beklemek gerekeceğini, geçen yıldan beri hemen herkes anlamış durumda!

HORMONLU BÜYÜME OLUNCA HEDEF ÖYLE BÖYLE TUTUYOR
Gelelim büyüme oranlarına... Büyümede sapma, enflasyon hedefi kadar utanç verici değil. Hükûmetlerin büyüme odaklı politikaları nedeniyle büyüme hedefleri, enflasyona kıyasla gerçeğe daha yakın seyrediyor. Ancak son dönemdeki sıkılaşma politikaları büyüme hedeflerini de aşağı yönlü saptırdı. Bir önceki OVP'de 2026 yılı için yüzde 3.8 olan büyüme hedefi, ekonomideki yavaşlama ve iç talep daralması nedeniyle yüzde 3.3’e düşürüldü. Tabii burada hormonlu ve sağlıksız büyümeye de değinmeden geçmemek gerek; buna büyümeden çok şişme denmesi uygun olur. Üreterek değil de tüketerek büyümeyi tahmin etmekte biraz daha başarılı sayılırlar, yüzde 0.5'lik sapmayı başarı diye tarif etmeyi hazmedebilen varsa tabii!

BÜYÜME ÖYLEYSE İSTİHDAM DA BÖYLE
İstihdam, CHS dönemi OVP'lerinde tahminlerden daha olumlu sapan nadir göstergelerden biri, bunun sebebi doğrudan büyüme oranlarıyla bağlantılı olması... Hükûmetin enflasyondaki yükselişe rağmen ekonomik büyümeyi feda etmek istemeyen çizgisi, istihdam piyasasının daha da kötüleşmesini frenliyor. Sonuçta gerçek işsizlik oranı yüzde 30 civarlarında, bakmayın o yüzde 8'lerde gezinen işsizlik oranına!..

İç talep ve sanayideki dengelenme süreçlerine rağmen, işgücüne katılım oranları ve net istihdam artışları geçmiş OVP'lerdeki işsizlik tahminlerinin daha altında, yani tek haneli işsizlik oranlarında tutunmak gibi bir hedef var. Yeni programda da sıkı para politikasına rağmen işsizliğin dramatik şekilde patlamayacağı, kademeli bir seyir izleyeceği varsayılıyor.

YÜZÜNCÜ YILI HEDEFLERİ YARI YARIYA ISKALANMIŞTI
AK Parti’nin 2012 yılında ilan ettiği kalkınma planları ve sonraki OVP'lere temel oluşturan makro hedefleriyle gerçekleşmeler arasında tarihî bir makas söz konusu...

HAYALLER VE GERÇEKLER

Gösterge

2023 Orijinal Hedef (Kalkınma Planı/OVP)

2023 Fiili Gerçekleşme / Son Dönem Durumu

Milli Gelir (GSYH)

2 trilyon dolar

1.1 trilyon dolar civarı

Kişi Başına Gelir

25,000 dolar

13,000 dolar bandı

İhracat

500 milyar dolar

~255-260 milyar dolar

Sebepler ve bahaneler muhtelif... Deprem harcamaları ve artan borçlanma maliyetleri kamu maliyesi hedeflerini saptırdı. Son programlarda bütçe açığının GSYH'ye oranının düşürülmesi hedeflense de, özellikle faiz giderlerinin bütçe içindeki payının öngörülerin üzerine çıkarak yüzde 15'e yaklaşması, mâlî disiplin hedeflerinde yapısal sapmalara yol açıyor.

OVP hedeflerindeki bu sistematik sapmalar, ekonomi çevreleri ve yapısal analiz raporları tarafından programların teknik birer tahminden ziyade, sıklıkla birer 'niyet beyanı' veya 'temenni' olarak kalmasıyla eleştiriliyor, ki bence asıl mesele bu.

CHS'ye resmen geçilen 2018 yılından bu yana yayımlanan OVP’ler incelendiğinde; ekonomik şoklar, politika değişiklikleri, siyasî krizler ve jeopolitik gelişmeler nedeniyle carî açık ve dolar kuru tahminlerinde de çok keskin revizyonlar yapıldı.

CARÎ AÇIĞI ÇARP İKİYLE...
Zurnanın zırt dediği kalemlerden biri carî açık!.. Carî açık tahminleri, CHS döneminde enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve dış ticaret dengesindeki bozulmalar nedeniyle, en sert revize edilen kalemlerden biri oldu. 2018-2021 yılları arasında büyüme odaklı politikalarla genişleyen carî açık, 2024 OVP'sinde ithalatın baskılanmasıyla GSYH'nin yüzde 1.7'sine kadar düşürülmüştü. Eylül 2026'da yayımlanan yeni OVP'de carî dengede çok ciddi bir bozulma kabul edilmiş görünüyor. Bir önceki programda 2026 yılı sonu için yüzde 1.3 olarak belirlenen carî açığın GSYH’ye oranı, yeni programda yüzde 2.6’ya yükseltildi. Enerji ithalatı beklentisinin 63 milyar dolardan 71 milyar dolara fırlaması, dış ticaret açığı tahmininin 105 milyar dolara yükselmesi ve turizm gelirlerinin beklentilerin gerisinde kalması, carî açığı eski hedefin iki katından fazla genişletti. Hemen belirteyim; bu sapmaları sadece jeopolitik gelişmelerle açıklamaya kalkmak, topu taca atmak olur. Doğru senaryolar geliştirilip önalıcı müdahaleler yapamayan bir ekonomi yönetiminin, böyle sorumluluktan kaçmaya çalışması anlaşılır bir şey değil.

ÖRTÜK KURDA BÜYÜK ARTIŞ

OVP metinlerinde resmî olarak doğrudan bir 'dolar/TL kuru hedef tablosu' yayımlanmıyor. Ne de olsa serbest kur rejimindeyiz ya! Ancak programdaki TL bazlı GSYH ile dolar bazlı GSYH verileri birbirine oranlandığında, hükûmetin örtük yıllık ortalama dolar kuru varsayımları ortaya çıkıyor. CHS'nin ilk yıllarında, 2018'deki ilk OVP'lerde, şu akıldışı 'Yeni Ekonomi Programı' etkisiyle, 2021 yılı dolar kuru tahmini 6.2 TL seviyelerindeydi. Fiilî gerçekleşme ise bu tahminlerin katbekat üzerinde oldu. Son yıllarda uygulanan 'kurdaki reel değerlenme' politikalarının, yani doların enflasyondan daha az artmasının dış ticareti zorlaması üzerine, yeni programda kur patikası yukarı yönlü güncellendi. Yeni OVP verilerinden hesaplanan ortalama dolar kuru varsayımları şu şekilde: 2026 için 46.87, 2027 için 56.05, 2028 için 63.69 ve 2029 için 69.83 TL.

DÜNYADAN BÎHABER OLMAK HERHALDE BU OLSA GEREK!

Hükûmet, OVP hedeflerinde yapılan köklü revizyonları, temelde jeopolitik krizler ve emtia dalgalanmaları gibi küresel şoklarla deprem harcamaları ve artan faiz yükü içsel mâlî sorunlar olmak üzere iki ana gerekçeyle açıklıyor.

Yetkililer, özellikle son yıllarda tahminlerin tutmamasını, doğrudan bölgesel istikrarsızlıklara bağlayarak hatalarını kamufle etmeyi tercih ediyor. Ekonomi yönetiminin açıklamalarına göre, Batı Asya'da yaşanan geniş çaplı askerî gerilimler ve çatışmalar, yurtiçi enflasyona tek başına yaklaşık 7 puanlık ek bir yük bindirdi. Önceki program hazırlanırken, 2026 yılı için ortalama Brent petrol fiyatı 64.3 dolar olarak varsayılmışken, jeopolitik risklerle bu rakam bugün itibarıyla 100 dolar seviyesini zorluyor. Benzer şekilde, düşüş beklenen enerji dışı emtia fiyatları yüzde 18.6 artış yönünde revize edilmişti, göreceğiz ki bu yılın son çeyreği ve gelecek yılın başında tarımsal emtialar da dahil, emtia fiyatlarında sert yükselişler olacak. Yani bu hesap da şaşacak.

HER ŞEYİN SORUMLUSU DIŞ FAKTÖRLER OLUR MU?

Başlıca ihracat pazarı olan Euro Bölgesi'ndeki büyümenin yüzde 1.2'den yüzde 0.9'a gerilemesiyle, dış talepteki daralma sebebiyle, Türkiye'nin büyüme hedeflerini aşağı çekti. Bölgesel gerilimler nedeniyle, daha önce 68 milyar dolar olarak hedeflenen turizm geliri 65 milyar dolara revize edilerek carî dengeyi olumsuz etkilemişti. E peki öyleyse, yine yetkililerin dönem içindeki bu argümanlarla çelişen birkaç açıklamasını hatırlatayım. Hani 'Türkiye bölgede huzurun merkezi'ydi ve Körfez ülkelerine giden turistler bu yıl ülkemize akın edecekti? Hani ABD'nin tarife savaşları nedeniyle Çin üretim üssü olmaktan çıkacak, Türkiye bu rolü kapacaktı? Hani yerli petrol ve doğlagaz üretimi sayesinde, enerji maliyetleri belirli bir oranda frenlenecekti? Sadece şunu söyleyeyim; Çin'den üretim üssü rolünü kapacak olan Türkiye'nin, Çin ürünlerine ödediği para temmuz ayında 5 milyar doları geçti! Öngörüsüzlüğün ve atıp tutmanın sonu bu oluyor işte!

BÜTÇE AÇIĞI DAHA DA ARTACAK
Devam edeyim... Küresel gelişmeler bütçe dengesini sarsarken, iç tarafta da mâlî disiplin hedefleri ciddi yapısal değişimlere uğradı. Sıkı para politikası ve yükselen borçlanma maliyetleri, bütçe açığının en büyük gerekçelerinden biri haline geldi. Örneğin, Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın yalnızca 2027 yılı için 5.9 trilyon TL faiz ödemesi planlaması, bütçe esnekliğini neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor. Yılın ilk yedi ayında bütçe açığı 1 trilyon 320 milyar 900 milyon TL'ye ulaşırken, bu açığın önemli bir kısmı faiz ödemelerinden kaynaklandı.

Geçmiş bütçe açıklarında en büyük gerekçe olarak gösterilen deprem dönemi harcamalarının bütçe içindeki payı, yeniden yapılanma sürecinin ilerlemesiyle, sonraki yıllarda, örneğin 2027 planlamasında sembolik düzeylere gerilemiş görünüyor. Geçmiş yıllarda bütçe açığının GSYH'ye oranını yüzde 4.9 seviyelerine kadar genişleten ana yapısal şok bu harcamalar olmuştu. Burada belirtmek gerekir ki, rejimin çıkardığı siyasî krizlerin ve aldığı pek çok yanlış kararın da etkisi çok büyük.

MÂLÎ DİSİPLİN Mİ? O DA NE?..

Mâlî disiplin vaadine gelince, hiç şaşırtmadı!.. Ne zaman bu söz verilse, tam tersine hazır olunması gerektiğini öğreneli çok oldu zaten! Hükûmet, bütçe açığının GSYH'ye oranını orta vadede kademeli olarak yüzde 3'ün altına indirmeyi hedeflese de, hem savunma ve güvenlik harcamaları hem de faiz dışı dengedeki dönemsel bozulmalar bu patikanın sürekli ötelenmesine neden oluyor.

Özetle; dış dünyadaki jeopolitik riskler ithalat maliyetlerini ve enflasyonu yukarı doğru saptırırken, içerideki yüksek faiz ve geçmiş dönemin yapısal harcamaları bütçe dengesinde mâlî disiplinin tam anlamıyla sağlanmasını zorlaştırıyor. Bunlara rejimin her alanda yönetememe meselesini de eklediniz mi, herhangi bir hedefin tutması imkânsızlaşıyor.

Şimdiden söylemiş olayım, sözde bu 'daha gerçekçi' OVP de bir değil, birkaç revizyona şimdiden muhtaç.