Her akşam istisnasız televizyon kanallarında tartışma programı adı altında düzenlenen, kanaat önderi yerine kötü komedyenlerin atıp tuttuğu programlar arasında şöyle bir geziniyorum. Bence ekran müdavimi olan bazı emekli askerler üzerine psikiyatrik tezler yazılmalı! Birkaçı var ki, hamasetin dibine vuruyor. Hele ki savaş gibi can alıcı konularda bunu yapıyor olmaları, ayrıca büyük bir sorumsuzluk! Bir tanesine denk geldim geçenlerde, öylesine atıp tutuyor, öylesine boş beleş konuşuyor ki, insanın siniri bozuluyor. Benim anlamadığım, neden Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) bunlara bir uyarı gelmediği... Diyor ki bu emekli olup kendisine özel bir üniversitede iş bulmuş şovmen, "Türkiye ile İsrail savaşa girerse Türk komutanları 24 saatte Tel Aviv'de kahvelerini içer"! Nasıl bir savaş olacağından, hangi senaryoların gündeme geleceğinden, silah dengelerinden hiç bahsetmiyor. Sadece ve sadece gündem olmak, adından birazcık söz ettirebilmek için böyle atıp tutuyor. Bu tek örnek değil, böyle onlarcası var. Neyse ki bu programlar, öyle az izleniyor ki, milletin pek haberi olmuyor.

'DÜŞMANLARDAN DÜŞMAN BEĞEN' YARIŞMASI BAŞLADI!

Şimdilerde malûm, özellikle 'terörsüz Türkiye' süreciyle birlikte, "Türk-Kürt-Arap kardeşliği kiminle savaşacak?" sorusuna cevap yetiştirmek için siyasal islamcılar, aşırı milliyetçiler ve bazı Kürt siyasetçileri yarışıyor. Ben İran İslam Cumhuriyeti'ni, her kötülüğüne rağmen, düşman belleyemeyeceğim için, Yunanistan ve İsrail'de karar kıldım! Şia düşmanlığına meraklılar o konuya değinsin artık!.. Bu sıralar bol bol saçmalıyorlar zaten.
Böyle can alıcı konularda, biraz önce sözünü ettiğim şahıs gibi atıp tutamayacak, sorumlu bir yurtsever olduğum için, askerî ve diplomatik dengelere kafa yormaya çalıştım. Özellikle de silah envanterlerini kabaca kıyaslamaya... Böylesi bir konuyu değerlendirirken, "Bir gün içinde Atina'da, Tel Aviv'de kahve içeriz" diyecek kadar basitleşmeden...

NE AKLA HİZMETLE S-400'LERİ ELDEN ÇIKARMAYA KALKIYORUZ?
Önce şuna bir açıklık getirmek lazım sanırım. Madem öyle ya da böyle bir savaş uzağımızda değil, biz ABD'den net bir güvence almadan ne akla hizmet, hava savunmasında büyük bir avantaj sağlayacak S-400'leri elden çıkarmak için bu kadar acele ediyoruz? Hele ki Yunanistan ve İsrail'in elindeki savaş uçakları bu kadar gelişkinken?..

'F-16 Block 70' ve 'F-35' alımları hukukîve fiziksel olarak garanti altına alınmadan, S-400 hava savunma sistemlerinden vazgeçilmesi, Türkiye'nin ulusal güvenliğinde ve askerî caydırıcılığında çok katmanlı boşluklar doğurma riski taşıyor. Türkiye'nin mevcut envanter durumu, bölgesel tehditler ve ihtiyaçlar göz önüne alındığında, pek çok sorun barındırıyor.

YERLİ HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ TAM HAZIR OLMADAN ASLA!..

Türkiye, 'Hisar' ve 'Siper' gibi yerli hava savunma projelerinde önemli aşamalar kaydetmesine kaydetti. Bu sistemleri envantere almaya da başladı. Ancak, 'Siper' henüz S-400'ün sunduğu stratejik kapsama alanına ve operasyonel olgunluğa ulaşmış değil. S-400'ler, yüksek irtifadan gelebilecek balistik füze ve stratejik bombardıman uçağı tehditlerine karşı şu anki en caydırıcı unsur. Bu sistemden erken vazgeçilmesi, yerli sistemler tam kapasiteye ulaşana kadar katmanlı hava savunma şemsiyesinde stratejik bir irtifa ve menzil boşluğu yaratacak.

Modern hava savunma doktrini, bataryalarla savaş uçaklarının birbirini tamamlaması üzerine kurulu... Türkiye’nin mevcut F-16 filosu modernizasyona ihtiyaç duyuyor. Yeni Block 70'ler gelmeden veya mevcutlar modernize edilmeden S-400'lerin devredilmesi, hem yerdeki savunmayı zayıflatır hem de havadaki yaşlanma sürecini telafi edecek bir ara çözüm bırakmaz. Ege, Doğu Akdeniz ve Suriye gibi gerilimli hatlarda, çevre ülkelerin 'Rafale', F35 gibi 4.5 ve 5. nesil savaş uçaklarını envanterlerine kattığı bir denklemde, Türkiye'nin hem uzun menzilli hava savunma füzesinden hem de modern jet tedarikinden aynı anda mahrum kalma riskiyle karşılaşması muhtemel.

S-400 SADECE BİR SİLAH DEĞİL; GÖRÜNMEZ DÜŞMAN BIRAKMIYOR

S-400, yalnızca aktif olarak ateşlenen bir silah değil, aynı zamanda düşman unsurların hava sahasına yaklaşmasını engelleyen bir unsur. F-35 gibi radarda düşük görünürlüklü (stealth) veya modern F-16'lar gibi gelişmiş elektronik harp yeteneği olan uçakların envanterde yer alması kesinleşmeden S-400'ün devredışı kalması, potansiyel rakiplerin Türkiye sınırlarına yakın bölgelerde daha rahat hava operasyonu planlamasına yol açabilir.

Askerî envanterler aynı zamanda diplomatik masada birer diplomatik koz işlevi de görür. Türkiye'nin S-400'den vazgeçmesi, karşılığında F-35 programına geri dönüş veya F-16 tedarik sürecinin hızlandırılması gibi somut, bağlayıcı ve takvime bağlanmış taahhütler alınmadan gerçekleşirse, Ankara masadaki en büyük pazarlık kozlarından birini kaybetmiş olur. Bu durum, teslimatların ABD Kongresi veya iç siyasî dinamikler nedeniyle ileride tekrar bloke edilmesi halinde, Türkiye’yi iki taraflı bir askerî ambargo ve tedarik kriziyle karşı karşıya bırakabilir.

S-400'lerden vazgeçilmesi, ancak yerli 'Siper' füze sistemlerinin seri üretimde en üst yetkinliğe ulaşması sonrasında düşünülebilir. Atılacak aceleci bir adım, Türkiye'nin hava sahasını geçici ama tehlikeli bir 'ara dönem' boşluğuna itebilir.

'HAVA KÖRLÜĞÜ' RİSKİ
Şimdi gelelim 'düşmanlar' karşısında bu durumun yaratabileceği handikaplara... F-16 filosunun teknolojik yetersizliği, F-35 gibi 5. nesil uçakların eksikliği ve S-400 sisteminin aktif olarak kullanılamaması, İsrail ile olası bir askerî çatışmada Türkiye'nin karşısına 'hava körlüğü' olarak çıkar.

İsrail ile yaşanacak olası bir savaşta, ortak bir kara sınırı olmadığı için, tamamen hava ve füze savaşı şeklinde geçecek bir senaryoda, bu eksiklikler, Türk hava savunmasında birkaç sorun yaratır. İsrail Hava Kuvvetleri (IAF), envanterindeki, radarda düşük görünürlüklü 'F-35 Adir' uçakları sayesinde operasyonel bir avantaja sahip olur. Türkiye'nin elinde F-35 olmaması ve S-400'ün aktive edilmemesi durumunda, mevcut F-16'ların üzerindeki eski nesil radarlar (APG-68) İsrail’in F-35'lerini ancak çok yakına geldiklerinde tespit edebilir. İsrail jetleri, Türk radar ağına yakalanmadan uzun menzilli füzelerle Türk uçaklarını veya stratejik tesislerini hedef alabilir.

F-35 sadece bir savaş uçağı değil, aynı zamanda uçan bir istihbarat ve radar merkezi... Türkiye yerdeki en güçlü gözü olabilecek S-400'ün uzun menzilli radarlarından faydalanamazsa körleşir.

ÖNEMLİ BİR ADIM: 'ÖZGÜR PROJESİ'
Türk Hava Kuvvetleri, F-16 filosunu 'Özgür' projesiyle yerlileştirmeye ve AESA radarları entegre etmeye çalışsa da bu modernizasyon henüz tüm filoya yayılabilmiş değil. Savaş durumunda, İsrail'in elektronik harp sistemleri modernize edilmemiş eski F-16'ların radarlarını ve iletişim ağlarını felç edebilir.

İsrail’e yönelik hava operasyonlarında F-16'ların havada yakıt ikmâli yapması şart... Ancak stealth kabiliyeti olmayan hantal yakıt ikmali uçakları (KC-135), İsrail'in uzun menzilli havadan havaya füzeleri ve F-35'leri için kolay birer hedef haline gelebilir. Bu durum, Türkiye'nin İsrail topraklarına yönelik hava taarruzu derinliğini sınırlar.

Peki NATO müttefiklerimizden bir destk beklenebilir mı? Hayır, tam tersi olabilir. İsrail ile bir çatışması söz konusu olursa ABD, Türkiye'ye karşı anında askerî ambargo uygulayabilir mi? Büyük olasılıkla... Malûm F-16'lar Amerikan menşeli uçaklar; ambargo durumunda yedek parça akışı kesileceğinden, uçakların uçuş saatleri hızla düşer ve kaybedilen uçakların yerine yenisi konulamaz. F-35 programından tamamen çıkarılmış olması ise Türkiye'nin batıdan yeni nesil hiçbir parça veya yazılım desteği alamayacağı anlamına gelir.

İHA, SİHA VE KAMİKAZE DRONLAR NE DENLİ ETKİLİ OLABİLİR?

Peki bu boşluklar kapatılamaz mı? Bir ölçüde kapatılabilir. Türkiye bu zafiyeti tamamen ortadan kaldıramasa da asimetrik yöntemlerle dengelemeye çalışır. Güçlü olduğumuz alanlardan biri, insansız hava araçları (İHA), silahlı hava araçları (SİHA) ve kamikaze dronlar... 'Akıncı', 'Anka-3' ve 'Kızılelma' gibi insansız uçaklarla da, pilot kaybı riski olmadan İsrail hava savunmasını yıpratmak mümkün.
Bir diğer önemli silah sistemi uzaktan atılan mühimmatlar... F-16'ların İsrail hava sahasına girmesine gerek kalmadan, Akdeniz üzerinden atılabilecek yerli 'SOM' seyir füzeleri ve 'Çakır' füzeleriyle korunaklı alanlardan taarruz gerçekleştirilmeye çalışılır.

Sonuç olarak; F-16'ların yaşlanması, F-35'lerin yokluğu ve S-400'ün devre dışı kalması, Türkiye'yi İsrail karşısında savunmada kalmaya ve asimetrik (SİHA ve füze) savaşı tercih etmeye zorlar. Klasik anlamda hava üstünlüğünü kurmak, bu üç bileşen olmadan çok daha maliyetli ve riskli bir hal alır.

EGE'DE 'STEALTH' TEHDİDİ
F-16 filosunun yaşlanması, F-35’lerin eksikliği ve S-400’ün devre dışı kalmasından kaynaklı zafiyetin Yunanistan ile çıkacak bir çatışmadaki etkileri, İsrail senaryosundan çok daha kritik sonuçlar doğurabilir. Yunanistan ile Ege adaları, Trakya kara sınırı ve Doğu Akdeniz gibi coğrafyalarda dip dibeyiz. Ayrıca Atina’nın son dönemdeki silahlanma atağı, Türkiye’nin bu üç kulvarda geride kalması durumunda Ege üzerindeki tüm hava dengesini bozabilecek nitelikte.

Bu durum, Ege üzerinde hava üstünlüğünün kaybına neden olabilir. Yunanistan Hava Kuvvetleri (HAF), tarihte ilk kez Türkiye'ye karşı teknolojik bir üstünlük yakalamanın eşiğinde. Fransa’dan aldığı 24 Rafale uçağını ve ABD ile yürüttüğü modernizasyon kapsamında envanterine kattığı F-16 Viper (Block 70) uçaklarını aktif olarak uçuruyor. Hedefi, 121 adet F-16'sını Viper seviyesine çıkarmak.

Yunan Viper’larında bulunan 'APG-83 AESA' radarları, bizim modernize edilmemiş F-16'ları, çok daha uzaktan tespit edebiliyor. Türkiye'nin elinde F-35 veya acil modernize edilmiş F-16'lar yokken, Ege üzerinde yapılacak bir 'it dalaşı' veya ötesi bir çatışmada, Türk pilotlarını, düşman uçaklarını göremeden vurulma riskiyle karşı karşıya bırakabilir.

YUNANİSTAN'IN 'AŞİL KALKANI'

Yunanistan, İsrail yapımı füze sistemleriyle Ege’yi kapatmayı hedefleyen milyarlarca dolarlık 'Achilles Shield' (Aşil Kalkanı) hava savunma projesini de onayladı. Bu sebeple Türkiye, S-400 sistemini teknik veya politik baskılarla, hangarda tutarak veya elden çıkararak kullanamazsa, Ege’nin Anadolu kıyılarına stratejik bir yüksek irtifa savunma bariyeri kuramaz.

Bu durum, Yunanistan'ın elindeki Rafale ve Mirage uçaklarından atılan uzun menzilli ve çok tehlikeli olan 'SCALP-EG' seyir füzelerini engellemeyi zorlaştırır. S-400'ün yokluğu, Yunan jetlerinin Anadolu içlerindeki stratejik üsleri, köprüleri ve limanları hedef almasını kolaylaştırır.

Yunanistan, ABD ile 20 'F-35A' alımı için resmî sözleşmeyi imzaladı ve ilk teslimatlar 2028 yılından itibaren başlayacak. 2028 ve sonrasını kapsayan bir savaş senaryosunda, Yunanistan F-35'leri Ege sahasına sürdüğünde, Türkiye'nin elinde bu uçakları avlayabilecek bir 5. nesil uçaklardan ne F-35 olacak ne de Kaan henüz o aşamaya geldi. S-400'ün gelişmiş radarları devre dışı olacağı için, Yunan F-35'leri Türk hava sahasına sızarak radarlarımıza, yerli bataryalarımıza saldırabilir.

KARA HAREKATI İÇİN DE HAVA ÜSTÜNLÜĞÜ GEREKİR

Doğal olarak böylesi bir senaryoda, Türkiye uzak ara önde olduğu kara ve deniz gücünü kullanacaktır. Olası bir savaşta TSK, adalara çıkarma yapmayı veya Trakya'da kara taarruzu planlamayı hedefleyecek. Ancak kara ordusunun ilerleyebilmesi için de hava üstünlüğüne ihtiyaç var. F-16 filosunun Viper seviyesine çıkarılamaması ve havadaki zafiyet, Türk tanklarının, amfibi birliklerin tepesinde Yunan Rafale ve Viper uçaklarının serbestçe bombalama yapabilmesi anlamına gelir. Hava koruması olmayan bir amfibi çıkarma harekâtı askerî açıdan çok ağır zayiatlarla sonuçlanır.

Hem Türkiye, hem Yunanistan NATO üyesi... Ancak bir çatışma durumunda özellikle ABD ve Fransa'nın tavrı net ve Atina'dan yana... ABD, her iki tarafa da silah vermeyi kesebilir, ancak Türkiye F-35 programından tamamen çıkarıldığı ve F-16 modernizasyonlarında Kongre onaylarına tâbi olduğu için, yedek parça sıkıntısını ilk hisseden taraf olur. Atina ise Avrupa ve ABD lojistik hatlarından kesintisiz beslenmeye devam eder.

YERLİLEŞMEYE HIZ VERECEK ADIMLAR: SİPER ÜRÜN-2, KIZILELMA, ANKA-3...

Yunanistan karşısında bu tehlikeli boşluğun doğmaması için Türkiye önemli adımlar atıyor. 'Özgür' projesinin hızlandırılmasıyla, mevcut F-16'ların bir an önce yerli AESA radarlarıyla donatılarak Yunan Viper seviyesine getirilmesi bu adımlardan biri... Birleşik Krallık ve Almanya'dan 'Eurofighter Typhoon' veya ABD'den yeni 'F-16 Block 70' tedariklerinin siyasî engellere takılmadan, bir an önce envantere alınması için de yoğun çaba harcanıyor.

S-400'ün yerini dolduracak yerli 'Siper Ürün-2' füze sisteminin seri üretimine hız verilmesi ve 'Kızılelma' ile 'Anka-3' gibi insansız savaş uçaklarının havadan havaya görevlerinde aktive edilmesi bir başka adım.

Bu adımlarda sonuca en kısa sürede ulaşmak gerekiyor, aksi takdirde; hava savunmasında S-400'süz, hava taarruzunda ise F-35'siz ve eskiyen F-16'larla kalmış bir Türkiye, Ege ve Doğu Akdeniz'deki hak iddialarını, yani 'Mavi Vatan'ı askerî olarak korumakta çok ciddi zorluklar yaşayacak.

Yani bu işler ekrana çıkıp esip üfürmeyi değil, yanlışlardan dönülmesi ve eksikliklerin giderilmesi için mücadele etmeyi gerektiriyor. Gerçek yurtseverlik ancak böyle olur!