Gazeteci Dr. Merdan Yanardağ'ın BirGün gazetesinde yayımlanan köşe yazısı.

Büke’nin Kırmızı Buğday’ında kahramanlar bir toplumsal ve tarihsel bağlam içinde devinir. Büke’nin Cemil’i, İttihatçı değil ama onlarla iç içedir, ağabeyi Zeki, cemiyette etkilidir. Büke İttihat ve Terakki fırkası ya da Jön Türk hareketinin sınıfsal bileşimi ve ayrışmalarını da bize gösterir. Teşkilata tepkilidir Cemil, ağabeyi ile tartışırlar.

Ege’deki direnişin halkçı karakteri, toprak sahipleri ve feodal mütegallibenin ihaneti, sınıfsal ayrışmalar, hilafetçiler ve yurtsever din adamları ayrışması bütün canlılığı ve sahiciliği ile verilir. Her şey tarihsel akış ve gerçekler ile uyumludur. Hikâye bu bağlama oturur. Tarihsel kişilikler ile yaratılan (kurgulanan) kahramanların varlığı ve olayların akışı hem bir sanatçı yaratıcılığının zenginliği hem de tarihsel gerçekler ve akışla uyumludur.

Ancak, Yorgun Savaşçı’da biz, İttihatçı silahşör, Patriyot Ömer’in tam Mustafa Kemal’i vuracakken, Enver Paşa’nın dayısı (yaşı Enver’den küçüktür) Halil Paşa’nın son anda elini tutup önlediğini okuruz. Mustafa Kemal irkilmiştir. Anlaşılıyor ki, teşkilat bir karar almış oluyor ve Patriyot Ömer de bunu uygulamaya geçiyor. Cehennem Cemil, "Mustafa Kemal’i vuracak mıydın gerçekten" diye soruyor, Ömer tek kelime ile "Evet" diyor. Tahir bu kurgu olayla İttihat ve Terakki ile M. Kemal arasında eskiye dayanan bir ihtilaf olduğunu anlatmak istiyor. Ama tarihte böyle bir olay yok.

KURGU VE GERÇEK

Yazar kurgu yapar, kahramanlar yaratır. Anlattığı, işlediği olayların, kurguladığı hikâyenin bire bir tarihle uyumlu olması gerekmez. Ama tarihte gerçekten var olan bir kahramandan ve olaydan söz ediyorsanız, onun gerçeğe uygun olması gerekir. Örneğin, Birinci Dünya Savaşı'nı Osmanlı ve Almanya’nın kazandığını ileri süremezsiniz. Ancak bu savaşın içinde tümüyle kurgu olan bir hikâye anlatabilir ve kahramanlar yaratabilirsiniz.

Oysa Mustafa Kemal, İttihat Terakki üyesidir. Yöneticilere mesafeli olsa ve fikir ayrılıkları bulunsa da hep teşkilata önem vermiştir. Kurtuluş Mücadelesinin başlangıcında da Enver, Talat ve Cemal paşalarla iyi ve saygılı bir ilişki içindedir. Sürekli mektuplaşırlar. Yazdıkları bellidir.

M. Kemal, Enver’in Anadolu’ya gelmesini istemez. Çünkü gelirse liderlik yapamayacağını bilir. Kesindir. Ancak, karşılıklı suikast düzenleyecek bir durum da yoktur. Kaldı ki, Kurtuluş Savaşı ve Devrimi, İttihat-Terakki’nin örgütsel ağı ve Teşkilat-ı Mahsusa, Karakol Cemiyeti gibi yan örgütlerine dayanarak başlatılabilmiştir. Jön Türkler ve İttihatçılar devrimci tarihimizin bir parçasıdır. Hatalarıyla sevaplarıyla bizimdir. Özgüvene sahip olmalı ve bu toprakların devrimci tarihini 400-600 yıl önceki Anadolu halk hareketlerinden ibaret sayan bir köksüzlükten ve saçmalıktan artık vazgeçmeliyiz. Büyük boşluk doldurulmalıdır.

Yeni Osmanlıcı Kemal Tahir’in muhafazakâr ve sağcı bir okur kesimi de oluşuyor. Çünkü bir iç tutarlılıktan yoksun tarih tezleri nedeniyle her kesime sesleniyor. Doktor Karlos, Asya üretim tarzını dönemin lisan-ı münasibiyle anlatıyor. İttihat Terakki’nin gözü pek ama yorgun silahşörleri Cehennem Cemil ve Patriyot Ömer, Osmanlı mı, İttihatçı mı, Kuvayı Milliyeci mi anlaşılmıyor. Tahir de öyledir, kafası karışıktır. Hapisten çıktıktan sonra solda kalmış ama sosyalizmden de uzaklaşmıştır. Nâzım tutmaya çalışır.

A. Büke’de ise kimin neci olduğunu bütün sahiciliğiyle görüyorsunuz. İnsanları, korkuları, umutları, kahramanlıkları, ihanetleri, cesaretleri ve açmazlarıyla sahici bir yaşamı, toplumsal ilişkiler ve olaylar içinde izliyorsunuz.

İYİ YAZIM VE DOĞRU TÜRKÇE

K. Tahir’in dili de kötüdür, uyduruk bir Türkçeyi bize "halk gibi konuşmak" diye veriyor. Sık sık, "hööst bre"ler, "hele sen... yapmalısın ki, ben de sana... göstermeliyim" kalıbını neredeyse diyalogların yüzde 70’inde kullanıyor. Böyle yaygın bir Türkçe yok. Uyduruyor. Yazarlıkta, edebiyatta ilk kural olan Türkçeyi ya da ana dilini iyi ve doğru kullanmaktan çok uzak bir metin çıkıyor ortaya. Sadece kötü bir roman denemesi olmuyor elimizde, dili yetersiz ve kötü bir anlatı da bulunuyor.

Kemal Tahir’in Yorgun Savaşçı’sında sadece kendi yarattığı fakat başarılı şekilde çizmediği kahramanlar yok. Enver Paşa’nın dayısı Halil Paşa, Kuşçubaşı Eşref (Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı), Bekir Sami Bey, İttihatçı Vali Reşit, İbrahim Temo ve Çerkez Ethem gibi gerçek kişiler var. Ancak, gerçek hikâyeleri yok. Kurgu tipler, Gavur Efe, Kör Şaban, Teğmen Faruk ve Arap Maksut da yeterince işlenemiyor.

Tahir’in kahramanları hep konuşuyor, çok konuşuyorlar. Yazar kendi tezlerini kahramanlarının ağzından anlatıyor. Ama bir tartışma ve bu alanda bir çatışma da yok. Bize, adeta, bu tarihsel ve siyasal tezler tartışmasız doğrudur demeye çalışıyor. Tahir, her şeyi yeni öğrenen bir ortaokul öğrencisinin heyecanı ile neredeyse her konuda konuşuyor, konuşuyor. Ancak, ortada romandan çok, Türkçesi de kötü olan bir hikâye bulunuyor.

Yaşar Kemal, "Kurt Kanunu" dışında Kemal Tahir’in bir romanının olmadığını, onun da "çocuk romanı" olduğunu söylüyor. (Akt. Yalçın Küçük, Cumhuriyete Karşı Küfür Romanları, Kırmızı Kedi, 2021, s. 232). Önemlidir ve büyük ölçüde doğru olduğunu söyleyebilirim. Belki, "Kurt Kanunu" kitabına bir de "Yol Ayrımı"nı ekleyebilirsiniz. Ünlü "Devlet Ana" ise Malkoçoğlu filmi senaryosundan biraz hallicedir, o kadar. Romana adını veren, Osmanlı’nın kurucu kadınlarından Türkmen kadını "Bacıbey"i bile öyle yüzeysel çizilmiştir ki, romanda yoktur.

Oysa K. Tahir’i yazarlığa teşvik eden Nâzım Hikmet, mektuplarında romanda "tip yaratmak" üzerinde uzun uzun duruyor. N. Hikmet’in kendisine yazdığı mektupları yayınlayan Kemal Tahir’in onlardan bir şey anlamadığı anlaşılıyor. Bu arada "antr parantez" belirtmek isterim; Nâzım sadece iyi bir şair değil, aynı zamanda edebiyatın mühendisliği ve mutfağıyla da şaşırtıcı şekilde ilgili iyi bir kuramcıdır. Bunu Kemal Tahir’e mektuplarından anlıyoruz. Adam eksiği görmüş, ne diyelim, o kadar olmuş!

Nâzım, yazısının/mektubunun başlığını ‘Fırka ve Tip’ olarak koymuş. Önemlidir.