Sosyal medyada bir video izledim. Mikrofon uzatılan kişi büyük olasılıkla orta sınıftan bir erkek, en azından lise mezunu, belki de üniversite diplomalı, belli ki sol çevrelerden... Sokak röportajında "Yarın bir seçim olsa kime oy verirsiniz?" sorusuna şöyle bir cevap veriyor: "Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'si, olmazsa TKP"! İşte böyle bir siyasî kültür seviyesinde ve böylesine analitik düşünceden tümüyle kopmuş bir millet haline gelmişiz. Butlan çetesinin reisini sosyalist sanıyor ya da en azından cumhuriyet değerlerine sahip çıktığını düşünüyor garibim! İşin ilginci, Kemal Kılıdaroğlu'nun ele geçirdiği partinin alternatifi olarak TKP'yi görmesi... İşte burada ne siyaset bilimi kalıyor ne de mantık! Sınırsız bir boşluk gerisi!
Sanırım daha önce butlancı gürûhun tiplemelerini tarif ederken, 'amiyâne eski solcular'dan bahsetmiştim. Bu örnek verdiğim kişi de onların bir benzeri... Beyin bir türlü tatilden dönmüyor, hadi beyni de bıraktım, ne sezgi kalmış ne de içgüdü! Kaldı ki bu zat-ı muhterem, büyük olasılıkla birkaç kitap okumuş, iki lafın belini kıracak kadar da beceri sahibi... Bir de Hacı Yakışıklı gibiler var bu toplumda! Sanmayın ki karşı mahalleyi kast ediyorum, her mahallede sürüsüne bereket!

MEYDAN AHLÂKSIZLARA KALMIŞSA, TEK SEÇENEK SİYASETE KATILMAKTIR
90'lardan itibaren toplumsal bilinci zehirleyen postmodernizmin insanı insanlıktan çıkartan sonuçları bunlar. Bilmeden fikir sahibi olmak, anlamadan bir tarafın bayraktarlığına soyunmak ya da incir çekirdeğini doldurmayacak fikir kırıntılarını ideoloji sanmak... Hâl böyle olunca; meydan cahillere, ahlâksızlara, satılmışlara ve vatan hainlerine kalabiliyor. Yoksa nasıl mümkün olabilir bir kişinin bile gazeteci görünümlü bir provokatörü izleyip etkilenmesi ya da yolsuzluklar ve hamasetle yüklü heybesiyle bir hemşehri çetesi reisinin ağzından çıkan saçmalıklara inanması değil mi ama!

Çağın ruhu, böyle kolpacılara, zır cahillere yol veriyor, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada durum böyle. Okumayı geçtim, sosyal medyada her önüne düşene inanan, ekranlarda beş kuruş etmeyen kanaat önderlerinin dediklerine kanan, farklı görüşleri dinlemeye bile üşenen milyonlarca insan yaşıyor dünyada.

LOGOYU ELEŞTİRMEK Mİ ŞU ANKİ MESELEMİZ?

Bu durum doğal olarak bu rejime muhalif insanları da etkiliyor. Kurucu parti, rejim ve işbirlikçisi butlan çetesi tarafından ele geçirilmişken, neredeyse her hafta bir ya da birkaç belediye başkanı tutuklanırken, başka bir yol kalmadığı için Yeni Parti kuruluyor. Çok zorlu koşullarda hem rejime, hem işbirlikçilerine hem de seçilmiş CHP içindeki çürük unsurlara karşı mücadele veriliyor. Bu sırada müptezellikte birbirleriyle yarışan yandaş medyayla butlancı medyada Yeni Parti'nin logosuyla dalga geçmeye çalışan ekran palyoçaları boy gösteriyor. Buraya kadar anlaşılmayacak bir şey yok, bu gürûhun zaten kumaşı bozuk. Peki ama carî siyasetten bıkmış, bu rejimin ne olursa olsun sona ermesini isteyen cenahta, bazı kendinden menkul her şeyi bilirlerin afra tafrasına ne demeli? Logoyu beğenmemişler, iğreti olmuş, daha iyisi olurmuş!

DÖRT CEPHEDEN SALDIRI ALTINDAYKEN MELEKLERİN CİNSİYETİ TARTIŞILMAZ
Pek çok cephede mücadele verilirken ve alelacele bir parti kurulmuş, bir diğerinin kuruluş hazırlıkları yapılır, öte yandan diğer muhalif partilerle yapıcı iletişim sürdürülür ve bir bölüm partilinin de butlancı çetenin ele geçirdiği CHP içinde mücadeleyi sürdürmesi planlanırken, tek derdi partinin logosunu beğenmemek olanların siyasetin S'sinden anlamadıkları kesin. Otoriter rejimin faşizan saldırıları altındayken bu millet, meleklerin cinsiyetini tartışmaktan farkı nedir bunun?

Hiçbir şeyi beğenmeyen ama hiçbir şey de yapmayan çok ama çok geniş bir kitle var ülkemizde... Muhalif kesimde de bu oran hiç azımsanacak gibi değil. Hiçbir şey yapmamakla eleştirmekten kastım; öyle kendini sokak eylemlerinde polisin biber gazının, copunun önüne atmaktan çekinmek falan da değil. Yahu Yeni Parti'nin programını eleştiriyorsunuz, iyi güzel de zahmet edip okudunuz mu? Yok!.. Sosyalist geçineni "Program liberal olmuş" diyor, milliyetçiliğe yatkını "ABD yanlısı"... Öyle saçma ve yüzeysel eleştiriler ki, neresinden tutsan elinde kalıyor.

BUGÜNE KADAR PEK ÇOK DÖNÜŞÜM YAŞANMADI MI?
Bir hatırlatma yapayım önce, CHP kurucu parti olduktan sonra pek çok dönemeçten geçti. İkinci Dünya Savaşı sürecinde içinden Nazi destekçileri bile çıkmıştı. Ardından İsmet İnönü döneminde statükocu bir siyasal duruş sergiledi. Derken, Demokrat Parti'nin saldırılarını savdı ve sonrasında 'ortanın solu' formülüyle Bülent Ecevit partiye taze kan getirdi. Bunu beğenmeyen, 'devletçi' partililer CHP'den ayrılıp Cumhuriyetçi Güven Partisi'nde yoluna devam etti. O seçim sisteminde birkaç milletveili de çıkardılar. Uzatmayayım, 12 Eylül Askerî Darbesi sonrasında Halkçı Parti (HP), Sosyal Demokrat Parti (SODEP), Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) ve Demokratik Sol Parti (DSP) olmak üzere birkaç parçaya bölündü, sonra da birleşti. Ecevit'in DSP'si hariç... Deniz Baykal döneminde tam bir parti içi bürokratik dikta, ardından Kemal Kılıçdaroğlu ile pısırık ve ideolojisiz CHP... Belki SODEP ve SHP'deki bazı kadrolar dışında, CHP'de bırakın sosyalist ya da sosyal demokrat bir ideolojiyi, net kemalist bir çizgiyi görmedik. Bu bir serzeniş ya da hayal kırıklığı değil, kurucu partilerin kitlesel ve devletçi yapısının doğal bir sonucu...

PARTİ PROGRAMINI OKUYUN VE ELİNİZİ TAŞIN ALTINA KOYUN

Bu sebeple ki, Yeni Parti'nin programını okurken, hayallerinizle değil mantığınızla yaklaşmakta fayda var. Ve böyle baktığınızda göreceksiniz ki, oldukça ilerlemeci bir program... Kadroları ve tabanı ne kadar içeriğine hâkim bilemem ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Avrupa'daki NATO'cu, neoliberal politikaların esiri olmuş sosyal demokrat partilerden programatik açıdan birkaç adım ileride Yeni Parti.

Tüm programı burada değerlendirmem mümkün değil, ancak 'Ortak Gelecek İçin Yeni Parti Programı'nın sadece bir maddesinden alıntı yapacağım; 'Aktif Yurttaşlık ve Örgütlü Toplum' alt başlığından... Bu madde aynı zamanda çürümüş siyasetin ilacı olacak bir yaklaşım: "Demorasi, örgütlü toplum olmadan güçlenemez. Yeni Parti, yurttaşların yalnızca oy veren değil, karar alan, denetleyen, öneri sunan ve ortak sorunların çözümüne katılan aktif bireyler olmasını hedefler. Yurttaşların Meclis’e gündem ve kanun önerisi sunabilmesini sağlayacak mekanizmalar geliştirilecektir. Yerel yönetimlerde katılımcı bütçe, yurttaş meclisleri, kent konseyleri ve mahalle düzeyi danışma mekanizmaları güçlendirilecektir. Bütçe hakkının etkin kullanımı sağlanacak, kamu harcamalarının denetimi ve ekonomik karar süreçleri demokratikleştirilecektir. Sivil toplum kuruluşlarının bağımsızlığı güvence altına alınacaktır. Kamu kaynaklarının sivil topluma dağıtımı şeffaf ve adil hale getirilecektir. Sendikaların, meslek örgütlerinin, kooperatiflerin ve demokratik kitle örgütlerinin siyasal karar süreçlerine katılımı artırılacaktır. Toplantı ve gösteri hakkı üzerindeki baskılar kaldırılacaktır. Özgür sendikacılık, toplu sözleşme ve grev hakkı güvence altına alınacaktır. Siyasal katılımla birlikte ekonomik, sosyal, kültürel ve yerel karar süreçlerine katılım anlamına gelen aktif yurttaşlık demokratik düzenin temeli olacaktır".

Bir de hatırlatma yapayım, şu bürokrat eskisi, butlancı çetenin reisi, geçmişte CHP seçmenine ne demişti? Hadsiz, "Tıpış tıpış gidip oy verecekler" cümlesini kurmuştu değil mi? İşte fark burada...

TEMİSİLÎ DEMOKRASİ ÖLÜYORSA KATILIMCI DEMOKRASİNİN ZAMANIDIR
Bence programdaki hedeflerden sadece biri olan bu hedef çok ama çok önemli... Herhangi bir siyasî partinin bu hedefe kendi kadroları ve tabanıyla ulaşması mümkün değil. Temsilî demokrasinin ötesine geçip katılımcı bir demokrasiyi hayata geçirmenin tek yolu var; ben, sen, o, biz hep birlikte yurttaşlık görevimizi yerine getirmek için, ister partiye üye olarak, ister bir paydaş olarak siyaseti dönüştürebiliriz. Bunu becerebilirsek, parti, gerçekten halkın sesini dinleyebilen, çürümüşlüğe karşı bağışıklı yeni bir siyasî hat çizebilir. Bu fırsatı kaçırmamak için, herkese önerim şu ki, şu logo tartışmasını çöpe atın, programı bir okuyun.
Tabii ki parti programında karşı olduğunuz, hoşunuza gitmeyecek maddeler olacaktır. Mesela ben dış politika bölümünü okurken, bayağı bir sinirlendim ama adım kadar emin olduğum bir şey varsa, Yeni Parti'nin, ülkeyi boğan ahlâktan ve beceriden yoksun bu siyasî atmosfere son verecek bir şans olduğu... Dış politikaya ilişkin sert ama yapıcı eleştirilerimi yaparım ama desteğimi asla esirgemem. Dış politikada yeni bir vizyon hep birlikte ortak akılla oluşturulabilir yeniden... Ancak, 'armudun sapı, üzümün çöpü' diyerek koltuğumuza oturup her şeyi eleştirirsek, otoriter rejim ve işbirlikçileri, bu ülkenin geleceğini karartmaya devam eder. Mesele, bu rejimi ve müptezel, kişisel ikbâl peşinde koşanları tarihin çöplüğüne göndermektir. Demem o ki, sokaktan başlayıp ulusala yaygınlaşacak bir değişim fırsatı varsa önümüzde, bari bu kez fırsatı değerlendirelim.