Silivri'de tutsak edilen gazeteci yazar Dr. Merdan Yanardağ'ın BirGün gazetesindeki köşe yazısı:
Yeni çözüm sürecinin zeminin oluşturacak "çerçeve yasa" çıktı, ama tartışma sürüyor. Önceki yazımda yasa karşısındaki tutumumu belirterek, milliyetçi, ulusalcı ( milliyetçilikten farkı sadece öz Türkçe olması değildir) ve sosyal-şöven eleştiriyi birbirinden ayırmak gerektiğini vurgulamıştım.
Yazım iki gün gecikme ile çıktı, ben de yazımı bir gün önceden hazırladığım için, yazılışı ve yayınlanışı arasında dört günlük bir mesafe ya da gecikme oluştu. Silivri’den yazınca bazen böyle olabiliyor. Ama bu kez ilgili avukat arkadaşımız çok gecikince fazla oldu. Gündem önemliydi.
Neyse ki, yazımın ana teması güncelliğini koruyordu ve niteliğinden bir şey kaybetmemişti. Bu konuya değinmemin nedeni şudur; yasa hakkında ne düşündüğüm ve eleştirilerim söz konusu yazımda var, göz atılabilir. Çünkü bu yazıyla birlikte değerlendirilmesi iyi olur diye düşünüyorum. Umarım bu yazı gününde (pazartesi) yayınlanacaktır. Ancak kısa da olsa birkaç tekrarın kaçınılmaz olduğunu görüyorum. Öncelikle vurgulamalıyım ki; çıkarılan ve önemi konusunda hemfikir olduğumuz düzenleme sadece yasaların genelliği kuralına ve anayasal eşitlik ilkesine karşı olduğu için bile "hayır" demeyi hak ediyordu. Dahası, mevcut yasa bir demokratikleşme bağlamına sahip olmadığı gibi, böyle bir perspektiften de yoksun.
Özel bir yasa ve sadece silah bıraktırmayı hedefliyor. Bu anlamda "PKK Yasası" demek yanlış olmayacaktır.
Ancak, karşımızda çok katlı ve çok yönlü bir sorun olduğu da açıktır. Dolayısıyla basit bir "evet-hayır" parantezine sıkıştırılamayacak kadar önemlidir. Bu yasa ile devlet PKK’yı da bir anlamda "resmen" tanımış oldu.
ELEŞTİRİ FARKI
Konu soğukkanlılıkla ele alınmalıdır. Bugün her şey bir yana bırakılmış ve Özgür Özel ile Yeni Parti’nin tutumu tartışılıyor. Kanunun son derece yüzeysel ve son 40 yılın milliyetçi ajitasyonun oluşturduğu sorumsuz ve sosyal-şöven önyargıların etkisi altında tartışıldığını düşünüyorum. Özellikle kimi sol ve ulusalcı-kemalist çevrelerden gelen eleştiri böyledir. Özür Özel’i ve Yeni Parti’yi linçlemeye hazır bir çevrenin bulunduğu ortada.
Bu kesimin, yani dar milliyetçi önyargılara yaslanıp, durumun Özgür Özel’i ve Yeni Parti’yi hırpalamak için fırsata çevirmeye çalışanların çıkardığı gürültünün aksine bir azınlık olduğunu düşünüyorum. Buna karşın samimi ve devrimci/ demokratik sol eleştirinin ise daha önemli ve etkili olduğu söylenebilir. Zaten ikinci kesimin eleştirileri, bir linç ya da imha amaçlı değil, demokratikleşme hedefli ve uyarıcı biz özellik taşıyor. Daha önemlisi ise samimi olmasıdır.
TUZAK BOZULMUŞ OLMASIN?
Özgür Özel ve Yeni Parti, gördüğüm kadarıyla iktidarın beklediği tuzağa düşmedi. Yeni Parti bütünüyle "evet" de deseydi "hayır" oyu da kullansaydı bu tuzağa düşecekti. Beklenti ve yandaş medyanın yaptığı hazırlık bu yöndeydi. Yeni Parti, aslında "hayır" oyu vermeye daha yakın ve buna hazırdı. Çünkü, birebir gözlemim ve bilgim var. Silivri’de bazen dışarda olduğundan da çok siyasetçiyle görüşebiliyoruz. Sağolsunlar, yalnız bırakmıyorlar, sıkça ziyaretimize geliyorlar. Yani sanılanın aksine Yeni Parti grup kararı alıp "evet" demeyi planlamıyordu. Durum tam aksi yöndeydi. En azından benim izlenimim böyle.
Parti lideri Özel de meclis konuşmasında, "Biz hayır demeyi en çok hak eden partiyiz" diyerek, bu eğilimi zaten daha en başta -bir bakıma- kamuoyuna açıkladı. Iktidar, Yeni Parti "evet" derse milliyetçi ve ulusalcı seçmeden, "hayır" derse Kürtlerden kopacağını hesaplıyordu. Işte bu ayrım zor bir hamle ile ve risk alınarak bozuldu. Üzerinden biraz zaman geçince daha iyi anlaşılacaktır.
Parti, disiplinle davrandı üstelik. Yönetim "evet" diyerek, barış beklentisine yüksek profilli bir destek ve katkı sunulmuş oldu. Böylece DEM Parti’nin demokratik muhalefet blokundan bütünüyle kopması ve cumhur ittifakı havzasına savrulması önlenmiş oldu. Diğer taraftan, parti çoğunluğu da "hayır" diyerek, yasanın demokratik bir perspektiften yoksu olduğunu, iktidarın ömrünü uzatmayı hedeflediğini, samimiyetsiz ve iki yüzlü niteliğini de ortaya koyarak, toplumdaki tepkileri içerdi.
ENTELEKTÜEL/SOL SORUMLULUK
Yeni Parti’nin hamlesi, iktidar stratejisi bağlamında başarılı bir taktiktir. Özgür Özel’in konuşması bu anlamda önemli ve derdini iyi anlatan bir konuşmaydı. Oyunu gördüğünü ortaya koydu. Haksızlık yapılmamalıdır.
Eğer dostlarımı şişlemekten mistik tat alan hastalıklı bir aydın /siyasetçi/gazeteci tutumu içinde değilsek, Yeni Parti’nin imha edilmesinin sadece gericiliği güçlendireceğini görmek zor değildir.
Bu nedenle, kimi köşe yazılarında, makalelerde ve televizyon programlarında ortaya atılan görüşlerin önemli bir bölümünü temelsiz, spekülatif, durumun kavramaktan uzak ve reyting amaçlı gördüğümü belirtmek isterim. Elbette, yukarda da işaret ettiğim nitelikli sol ve demokratik eleştirileri ayırıyorum. arkadaşlarımızın son derece ufuk açıcı ve uyarıcı, yapıcı ve dostça eleştirileri var. Iyi ki bu dostlarımız var ve biz kuyruklarıyla "felsefe" yapan "bilge kertenkeleler"e mahkum olmuyoruz. (Heinrich Heine’nin Lucca şehrini de ne sık anlar olduk.)
Bir daha vurgulamak isterim; normal şartlar altında getirilen yasa fazlasıyla "hayır" denilmeyi hak ediyordu. Ancak "normal şartlar altında" değiliz. Bilinmeli ki, Yeni Parti, eğer büyük bir hata yapılmaz ve bugünden öngöremediğimiz bir gelişme olmaz ise, yakın geleceğin iktidar gücüdür... Buraya bir "mim" koymadan değerlendirme yapmak eksik olacaktır.
TEORİ GRİ YAŞAM YEŞİLDİR!
Tarihsel, toplumsal ve siyasal süreçler esas olarak sahada şekillenir. Bu yasanın çıkması, yeni bir dönemi de kaçınılmaz olarak başlattı. İktidar hiç istemese bile ülkemizin ilerici, yurtsever ve cumhuriyetçi güçlerinin yaratacağı bir demokratikleşme girdabına paçasını kaptırabilir. Süreci hesap ettikleri gibi yönetemeyebilirler. İnsiyatif demokrasi güçlerine geçebilir. Toplumların tarihinde böyle büyük kırılmalar ve sapmalar vardır.
İşte tam da bu tarihsel kavşakta en büyük sorumluluk Kürt siyasal hareketine düşüyor. Küçük "milliyetçi" hedefler mi belirleyici olacak ve bu amaçla iktidarla hareket edilecek yoksa ülkenin ilerici ve demokratik güçleriyle kader birliği mi yapılacak? Soru budur.
İlk yol, kardeş bir halka ihanete; ikinci yol, demokrasi ve ortak geleceğe çıkar. Goethe boşuna, "Teori gridir dostum, hayat ağacı ise yeşil" demiyor. Ben hep birlikte ikinci yoldan yürüyeceğimize inanıyorum.
Ülkemizin önünde de iki yol var; ya teokratik totaliter bir rejime sürüklenecek ya da özgürlüğe, demokrasiye ve adalete yönelecek. Bugün ikinci yola girme olasılığı giderek yükseliyor. Sadece objektif koşullar değil, subjektif ortam da olgunlaşıyor. Kuşkusuz iktidar değişince bütün sorunlar çözülüp hayat bayram olmayacak. Ama büyük bir ülke uçurumun kenarından çekilip alınacak. Hep birlikte yeni bir başlangıç yapma fırsatı yakalanacak. Bu da az şey değildir. En azından denemelidir.
Bu hedefe ise, en büyük ve etkili toplumsal muhalefet gücünü, daha yola çıkarken imha ederek ulaşamayız.