Gazeteci Yazar Dr. Merdan Yanardağ, tutsak edildiği Silivri zindanından yazdı:
Türkiye'de, "sosyal demokrat" yerine "cumhuriyetçi sol" demeyi tercih ediyorum. (x) Bu partiler siyasal yelpazenin solunda yer alırlar. Merkez sol partiler diye de nitelendirilirler. Yani siyasal alanı ortasından bölen çizginin hemen solunda oldukları kabul edilir. Çizgi ise – ki bu kalın bir çizgidir, hatta dikey bir alan olduğu da söylenebilir – merkez kabul edilir. Hemen sağındaki partilere de "merkez sağ" denilmesinin nedeni de aynıdır. Merkez, merkez sağ ve merkez solun ortak paydasının ise "demokratiklik" ya da demokratik düzenden yana olmak şeklindeki bir tutumun oluşturduğu kabul edilir. Bu çizginin daha sağında (İslamcı, faşist, ırkçı, totaliter rejim yanlısı) partiler olabileceği gibi, daha solunda da (sosyalist, devrimci, komünist vb.) siyasal güçler bulunabilir. Merkez sol ya da sosyal demokrat parti, sol yelpazenin en sağındaki partidir. Dolayısıyla böyle bir parti – ki birden fazla parti aynı çizgide de olabilir – daha sağa kayamayacağı gibi, örgütün kadro bileşimini ve dokusunu bozacak düzeyde sağcılaşıp başkalaşamaz. Olursa kimliğini yitirir ve başka bir parti haline gelir. Kendi içinde sağ ve sol kanatları olabilir.
Merkez sağdan gelen bir siyasetçi sol bir partiye, sosyal demokrat bir ideolojik-kültürel havzaya geldiğini bilir. Tersi de böyledir; merkez soldan merkez sağa geçen bir siyasetçi de gittiği ideolojik-siyasal alanın farkındadır.
(x) Nedenini "İsyanın ve Felsefenin Diyalektiği" kitabında yazdım.
SAĞA DEĞİL SOLA AÇIK PARTİ
Siyaset sosyolojisinin tarihsel dersidir; bir sol parti sağına kapalı, soluna ise laçka (açık) bir politik yapılanmaya (felsefi ve ideolojik anlamda da) sahip olmalıdır. Tersi merkez sağ partiler için de söz konusudur. Merkez sol partiler, eksenini ve rengini değiştirmeyecek ölçüde de olsa, kendi soluna açık olmalı ve solundan beslenmelidir. Kimliğini, siyasal yelpazedeki konumunu ve entelektüel-ideolojik bakımdan beslenmesini sürdürebilmek için bu bir zorunluluktur. Buna karşın sağına açılamaz. Çünkü zaten kendisi solun en sağındadır. Daha sağa kaymak kimlik yitimi demektir. Bir merkez parti haline gelerek etkisini kaybeder. Toplumda ve siyasal yelpazede gereksizleşir.
CHP’nin başına gelen budur. Cumhuriyetçi sol bir parti (bu kavramı sosyal demokrasiden daha doğru buluyorum) olarak CHP, Deniz Baykal döneminden başlayarak, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminde alabildiğine sağa kaydı. Çünkü Kılıçdaroğlu folklorik olarak soldaydı, ama ideolojik ve siyasal bakımdan sağcı anlayışa sahip bir genel başkandı. Örgütten ve siyasi mücadeleden gelmediği gibi, bir entellektüel faliyetin ürünü de değildi. Asıl işlevi CHP'yi sağa çekmek oldu. Bürokratik bir zihinsel deformasyonla malüldü. Siyasal cesarete sahip değildi. Bu nedenle kendisine açılan tarihsel ve siyasal krediyi deyim uygunsa şansını batırdı.
Bugün CHP’den sonra Yeni Partiden AKP’ye geçişlerin siyasal dönekliğinin ardında böyle bir geçmiş ve başkalaşma var. CHP ile bir merkez sağ ya da muhafazakâr parti arasındaki fark silikleşti. Parti kadroları ideolojik-politik ve felsefi bir eğitimden geçirmedi. İnsanların eğitimi, genel atmosfere, medya ortamına bırakıldı. Daha çok, sanki işe alınacakmış gibi CV'lere bakılmaya başlandı. CV'sine bakılarak alınanların bir kısmı AKP'ye geçti., bir kısmı da itirafçı, iftiracı oldu. Siyasi kademe ile teknisyen birbirine karıştırıldı.
TRANSFER DEĞİL, DÖNEKLİK!
Bu arada belirtelim, AKP "muhafazakâr" değil, İslamcı ya da siyasal İslamcı bir partidir. Merkez sağda değil, uçta yer alır, "aşırı sağ" diye nitelenebilecek bir partidir. Ancak, merkez sağı işgal eden, içinde muhafazakâr (merkez sağ) kadrolara yer veren ve bu alandan siyasal temsiliyetle oy alan bir partidir. Seçmenin dokusunu her araç ve yöntemle değiştirmeye çalışan, Cumhuriyet ve laiklik karşıtı bir güçtür. Oysa, merkez sağ ve muhafazakâr partilerin ne Cumhuriyetle ne laiklikle bir sorunu vardır. Turgut Özal'ın ANAP'ı, Demirel'in DYP'si böyle partilerdir. Dolayısıyla, CHP ya da Yeni Parti'den AKP'ye geçen belediye başkanları, bir merkez sağ muhafazakâr partiye değil, İslamcı ve aşırı sağ bir harekete geçmiş durumdadır. Ortada, her şeyiyle tam bir döneklik söz konusudur. Dramatik, toplum nezdinde moral bozucu ve Yeni Parti veya CHP nezdinde güven sarsıcıdır. Uzun süredir CHP örgütlerinde hiçbir eğitim çalışması ve kadro yetiştirme faaliyeti yoktur. Buna gençlik kollarının –haksızlık yapmak istemem– çalışması dahildir.
Partinin içinde bir "sol kanat" da olmadığı için oradan da kadro gelmemektedir. İnsanlar, parti üyeleri, gençler daha çok kendi çabalarıyla kendilerini geliştirmeye çalışırlar. Parti okulu kurma, kurulduğunda ise sürdürme işi hep başarısızlıkla sonuçlanmış, bu alan boş kalmıştır. Oysa AKP ve MHP öyle değildir. Sürekli bir İslamcı ve ülkücü kadro yetiştirme faaliyeti var ve bu hiç kesintiye uğramamıştır. Bunu saptıyor ve yaşamsal bir önemi olduğunu vurguluyorum. Dikkate alınmalıdır.
İDEOLOJİK EĞİTİM VE GENÇLİK ÖRGÜTÜ
Partilerin, siyasal hareketlerin (özellikle solda) asıl "parti okulu" gençlik örgütleridir. Gençlik kolları değil, gençlik örgütleri... Gençlik kolları da kuşkusuz önemlidir, ama parti içinde bağımsız bir örgütsel yapıya sahip olmadıkları, "abilerin" ve "ablaların" altında ezildikleri için yeterince bir kişilik inşa edemezler. Oysa kendi kararlarını alıp hayata geçiren, eğitim çalışmaları yapan, sahalarda diğer akım ve gruplarla mücadele eden bir yapılanma olmalıdır.
Yöneticiliği, örgütlü mücadeleyi, kültürü, sanatı, felsefeyi, ideolojik donanımı, propagandayı ve ajitasyonu, kavgayı yürütmeyi orada öğreneceklerdir. Örgütsel olarak bağımsız, ancak ideolojik ve politik bakımdan partiye bağlı örgütler olmalıdır. MHP ve Ülkü Ocakları arasındaki ilişki buna örnek verilebilir. 1980 öncesinde CHP'de Ecevit'in de onayıyla "Halkçı Devrimci Gençlik Dernekleri" kurulmuş ve bunlar bir federasyon (HDGF) oluşturmuştu. Kendi yayın organını çıkarmıştı. Efsane DEV-GENÇ ise solun deyim uygunsa harp okuluydu. Sosyalist gençlerin kurduğu bu Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (Dev-Genç) bütün solun adeta kadro kaynağı oldu. Diğer devrimci ve sosyalist gençlik örgütleri de öyle. Çünkü bu örgütler sadece eylem / pratik yapmaz yoğun bir eğitim de verirlerdi. Bütün yurtlar, dernek binaları, öğrenci/gençlik evleri, hatta kahveler bile birer okul gibiydi. Kitap listeleri vardı, on-oniki kitaptan oluşan ilk listeyi okumayanı neredeyse "adam" yerine koymazlardı. Seminerler, eğitim çalışmaları, okuma grupları vb. sürekli bir etkinlik olarak sürerdi. Mücadelede Dev-Genç bir siyasal partiden, hatta bütün partilerden daha etkindi. Bu durum YDGF, İGD, SGB, GEB, Genç Öncü gibi diğer sol ve devrimci gençlik örgütleri için de geçerliydi. Bugün CHP'yi 2025'lere kadar getiren birçok kadro da, özellikle Anadolu'dan ve Trakya'dan parti örgütlerini ayakta tutanlar büyük ölçüde bu örgütlerden ve daha soldan gelen kadrolardı. Aydınlar da onların içinden çıktı, sanatçılar da...
DÖNEKLİĞİN ANATOMİSİ
CHP'den ve Yeni Parti'den AKP'ye geçen, itirafçı olan kişilerin ortak özellikleri solcu olmamalarıdır. Atatürkçü olmak –ki bu da sadece Mustafa Kemal'i sevmek düzeyindedir– neredeyse yeterli sayılmış durumdadır. Oysa Kemalizmin de sağ ve sol yorumları var. Ancak, siyasal İslama, şeriatçılığa karşı olmak ve "yoksulluk edebiyatı" yapmak (propaganda çalışmalarında) yeterli sayıldığı görülmektedir. Böyle kadrolar ilk ciddi sınamada en zayıf olanlarından dökülür. Bu perspektiften bakıldığında, abartılacak bir toplamın olmadığını söylemek mümkündür. Bu nedenle Özgür Özel yönetimine fazla haksızlık ve eleştiri yapıldığını düşünmüyorum. Yeni Parti böyle ağırlıklardan kurtulma ve ideolojik bir arınma için durumu bir fırsat olarak değerlendirebilir. Genç olmak, kadın olmak önemlidir, ama başka niteliklerle tamamlanmaz ise hiçbir anlam taşımaz. Çünkü, bir insan genç ve kadın olduğu gibi aynı zamanda İslamcı, faşist, sağcı, cahil, bilgisiz hatta, örneğin, Kemalizmden bile habersiz olabilir. Örneği çoktur. Bir insan, hem genç hem de asgari bir ideolojik ve politik birikime sahipse, örgütte çalışıyor ve parti eylemlerine katılıyorsa kıymetlidir. Kadınlar için de aynı şey geçerlidir. Düz üyeler için değil ama adaylar, il ve ilçe yöneticileri, kurultay delegeleri için yeterli şart bunlar olmalıdır.
DOĞAL ELEME SÜREÇLERİ
Değilse, gençlik kollarından da gelse, ilçe ve il başkanlığı da yapsa, milletvekili ve belediye başkanı da olsa, daha çok dönek ve itirafçı ile karşılaşmak mümkün. Oysa, siyasal ve örgütsel mücadele, ideolojik ve felsefi eğitimle kadro yetiştirme süreçleri eleyicidir. Sadece ideolojik-kültürel donanım ve siyasal mücadele deneyimi (pratiği) kazandırmaz. Bu süreç insanların yeteneklerini, zaaflarını ve ahlaklarını da ortaya koyar. Dolayısıyla, doğal bir eleme düzeneği kendiliğinden işler. Donanımlı, asgari bir deneyim kazanmış kadrolar partinin mekanizmalarına gelir. Bu tablo bir Uşak ve Antalya kazasına, bir Aydın, Afyon, Tuzla vb. rezaletine yol açmaz. Açılsa da istisna (az) olur.
ADAY BELİRLEME VE İTTİFAKLAR
Kazanacak aday arayışı son derece doğal ve anlaşılır bir tutumdur. Ancak, salt anketlere ve bölge elitlerinin tercihlerine bakılarak aday belirlenmez. Siyasal ve ideolojik bir süzgeç ve örgütsel bir mücadele deneyimi de dikkate alınmalıdır. Elbette partide uzmanlar, bazı sanatçılar, gazeteciler (yani böyle geçmişe sahip kişiler) vb. olacaktır. O insanlar ise toplumun önünde kendilerini ispatlamış kişilerdir. Zaten belli bir kontenjana bağlı olarak (sınırlı oranda) partiye alınır ve aday kılınır. CHP / Yeni Parti adayı önce "solcu" ve bu bağlamda cumhuriyetçi ve demokrat olmak durumundadır. Bazen kaybetmeyi göze almak, kazanmaktan önemli olabilir."
İttifak yapmak ile bir partinin örgütsel-siyasal birliğini birbirine karıştırılmamalıdır. Yeni Parti, merkez sağ ve muhafazakâr demokrat partilerle de ittifak yapmalıdır. Böyle bir politik hamle gereklidir. Çünkü, iktidar olmak demek, Meclis'te birinci parti konumunda bulunmaktan geçmiyor, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaktan geçiyor. Bunun için de %50+1 gerekiyor. Bu tablo bir ittifakı zorluyor. Cumhurbaşkanlığını kazanıp, Meclis'te de birinci parti olunursa elbette çok daha güçlü bir pozisyon elde edilir. İttifaklar şarttır.Ancak, bütün eğilimlerin aynı partide olması, siyasetin doğasına aykırıdır ve tutmaz. O yapının başarılı olması mümkün değildir. Dahası, ayrı bir parti olması da anlamsızlaşır ve gereksizleşir. Bir düşünce akımı ya da anlayışı, farklı görüşleri ve programı olduğu için ayrı bir parti olarak örgütlenir. Partiler ne kadar renksiz ve kimliksizse, geçici bazı başarılar sağlasalar bile, o ölçüde de geçici ve başarısız olurlar.
TEORİ VE PRATİĞİN ÖNEMİ"
Sonuç olarak; bir genç ve yurttaş, sosyal demokrat ya da cumhuriyetçi sol bir partiye geldiğinde temel bir siyasal eğitimden geçirilir ise, örgütsel yaşam da daha keyifli, çekici, zengin ve yaratıcı olacaktır. Siyasal düşünce akımlarını (sosyalizm, liberalizm, faşizm, İslamcılık, muhafazakârlık, Kemalizm vb.), siyasal sistemleri (kapitalizm, feodalizm, sosyalizm, karma ekonomik düzen vb.), siyasal ve uygarlık tarihi, Türkiye siyasal ve kültürel tarihi, ekonomi-politik, felsefe eğitimi hiç zor olmayan, en çok iki yılda tamamlanacak iyi çalışmalardır. Çeşitli seminerler, konferanslar ve atölye çalışmaları da bu eğitim sürecini zenginleştiren etkinlikler olacaktır. İnsanlara kitap okutulmalıdır. Bir sol parti, bilimsel eğitim sistemi çöken ve gericileşen bir MEB düzenine güveniyor olamaz. Elbette aileler ve kişinin kendi çabaları çok önemlidir, ama bir parti, kendisine katılan gençlere ve yurttaşlara, emekçilere bir değer katmalıdır. Bu süreçte kimlerin öne çıkacağı, yönetici olacağı, gelecekte aday gösterileceği de şekillenir. Doğal bir seleksiyon süreci işler ve böyle bir örgütsel yapıdan kolay kolay dönek ve itirafçı çıkmaz. Teorik ve pratik eğitim ve deney şart. Bu işi de en iyi şekilde gençlik örgütleri, gençlik kolları ve parti okulları (ciddiye alınırsa) yapar. Yeni Parti, örgüt içindeki fikirlere ve gençlik yapılanmasına özel önem vermelidir.
"İDEOLOJİK MÜCADELE BELİRLEYİCİDİRİ
İdeolojik-kültürel mücadeleyi ihmal eden partiler, renksiz ve merkez partilerdir. Bir sol ve sosyal demokrat partinin bu mücadeleyi ihmal ederek başarılı olması imkansızdır. Siz kadro ve sempatizan eğitimini genel ortama, medya düzenine bırakamazsınız. Bir sosyal demokrat ya da cumhuriyetçi, bir ülkücü ya da İslamcı genç veya parti aktivisti karşısında daha donanımlı, bilgili ve özgüvenli olmalıdır. Daha önce devrimci ve sosyalist soldan gelenlerle ya da onların etkisiyle bu boşluk doldurulurdu. Şimdi dolmuyor. Çünkü sosyalist sol hem eskisi gibi güçlü ve etkin değil, hem de CHP, sağa kaydığı gibi, solla ilişkilerini de büyük ölçüde kesmiş durumda.
Tuzla Belediye Başkanı'nın CHP gençlik kollarından geldiği ve ilçe başkanlığı yaptığı belirtiliyor. Kişisel ve ahlaki zayıflıkları olduğu belli, ama donanımsız biri olduğu da çok açık. Değilse cumhuriyetçi bir partiden Cumhuriyet düşmanı İslamcı bir örgüte bu kadar kolay geçilmez. Ama üzülmeye gerek yok bu bir arınma ve elemedir, fırsata çevrilmelidir. Dahası, bu kadar tehdide ve devlet baskısına karşın pek fazla da değildir. Abartılacak bir yanı da yoktur.
"DÖNEKLİK VE DEĞİŞİM/GELİŞME FARKI
Döneklik ile değişim ve ilerleme konusu hep tartışılmıştır. Özellikle dönekler, çaresizler ve sağcılar bu konuda bir kafa karışıklığı yaratmaya çalışırlar.
Döneklik; "değişim" ya da "gelişme" olmadığı gibi, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında da değerlendirilecek bir durum değildir. İnsanın düşürülmesidir, çürüme ve yozlaşmadır. Bir öz saygı yitimidir. Sağcı olmak, liberal olmak, İslamcı olmak değil, dönekliktir insanın düşürülmesi. Korku, tehdit, para ve çıkar karşılığı itirafçı ve dönek olmak insanın çürütülmesidir. Sağcı ya da İslamcı vb. olmak elbette (onaylasanız da onaylamasanız da) bir düşünce özgürlüğü ve siyasal-kültürel pozisyondur.
Döneklik başkadır. Birkaç örnekle açmak hem açıklayıcı olacak hem de tartıştığımız konuyu anlaşılır kılacaktır.
Örneğin; bir hekimin hastasını bugün "A" ilacı ve yöntemi ile tedavi ederken tıp bilimindeki yeniliklere bağlı olarak "B" ilacı, yöntemine geçmesi bir değişim ve kimi durumda da bir ilerleme ve gelişmedir. Ama bir hekim hastasını ilaç ve tıbbi yöntemle tedavi etmek yerine muska yazmaya başlamışsa bu döneklik ve gericileşme demektir.
Aynı şekilde, açık ve kanıtlanmış bilimsel bilgiler ortadayken dünyanın düz olduğunu ve güneşin de dünyanın çevresinde döndüğünü savunmak gericiliktir. Eğer tek kanıt olarak bir kutsal metni, kitabı ya da söylenceyi kanıt ve kaynak olarak gösteriyor ve yaşamı, siyaseti, dünya işlerini bu anlayışa göre düzenlemek istiyorsanız inanç merkezli bir bilgi anlayışına sahipsiniz demektir. Akıl ve bilim merkezli bilgi anlayışı sizin için esas değilse bu tutum dincilik ya da idealizmdir. Galilei'yi Engizisyon Mahkemelerinde yargılayanlar Orta Çağın inanç merkezli bilgi anlayışını temsil ediyorlardı.
Siz, eğer güneş sisteminin, galaksiler evreninin işleyiş yasalarına ilişkin yeni bir yasayı keşfeder ve bunu savunursanız tartışmalıysa "değişim", kesinleşirse "ilerleme" olur. Ancak, siz bazı kutsal metinlerden hareketle dünyanın evrenin merkezi ve düz olduğunu söylerseniz bu gericileşme ve dönekliktir.
İnanç merkezli bilgi anlayışı Orta Çağa, bilim ve akıl merkezli öğrenme anlayışı ise modern çağa özgüdür. Fark nettir.