Sinema oyuncusu Kemal Sunal (1944-2000), çoğunluğunu başrolünü üstlendiği komedi filmleri ile bir döneme damgasını vurur. Filmlerinin beğeni kazanmasını, yüksek lisans tezinde şöyle anlatır Sunal: “Ekran ya da sinema perdesi karşısındaki izleyici, Şaban’ın yaptıkları, ettikleriyle özdeşleşiyor ve o filmin içinde eriyip gidiyor.”

Gündemdeki gelişmeler, Aziz Nesin’in (1915-1995) aynı adlı eserinden sinemaya uyarlanan Zübük filmini getiriyor. Zübük’te, İbrahim Zübükzade (Kemal Sunal) politikacıdır. Zübükzade, partisi için her şeyi yapmıştır, onun için “ağırlığınca para” verilse bile ayrılmayacaktır, bakanlık hariç. Fuzuli İşler Bakanı olur fakat adının karıştığı olaylar nedeniyle partisinden ihraç edilir. Partinin arınıp arınmadığı filmde belli olmuyor. Fakat alnı açıktır. Kimseye hesap vermek zorunda değildir.

Transferi, İnek Şaban’da da (Osman F. Seden, 1978) futbolda görürüz. Bülent başarı bir kalecidir. Kulüpler onu takımlarına transferi için yüksek ücretler öder. Bir gazeteciye su açıklamayı yapar: “Damarlarımı kesseniz kanım sarı kırmızı akar. Kalbim Galatasaray için atıyor. Aldığım transfer ücreti… belki çok görülebilir… ama bir Mercedes fiyatına yetmeyebilir.”

Başka takıma transfer olur: “Bilirsiniz damarlarımı kesseniz kanım sarı lacivert akar. Kalbim ölünceye kadar Fenerbahçe için çarpacaktır… Ben bu transferi para için değil, Türk sporuna hizmet için yapıyorum… 4 milyon nedir ki? Bir Mercedes 2 milyon lira.” Her iki filmde de takılan rozet yoktur, değiştirilen forma vardır.

Transfer futboldan siyasi partilere sıçradı. Eskiden de vardı, tazelenerek sürüyor. Ana muhalefetin belediye başkanları (bugüne kadar eski CHP) ve farklı partilerden milletvekilleri, el öpmeli törenlerde yeni rozetlerine kavuştu. Vatandaşa daha iyi hizmet sözüyle. Şimdiye dek yetersiz kaldıklarının itirafı mı? Bu arada iktidar kanadından Şamil Tayyar, “dip yapan” butlan partisinden pek memnun değil: “Kemal Bey hamlelerini doğru zamanda ve yerde yapmakta gecikti.”

Rozetsiz transfer de mümkün. Mesela Etimesgut Belediyesi. Butlan partisinin, başkan vekili seçiminde iktidar partisinin adayına oy vermesi ile bir nevi transfer gerçekleşir. Bir başka örnek daha yeni. Menderes Belediyesi’nde başkan vekili seçiminde butlan partisinin meclis üyeleri “tercih”lerini iktidar adayından yana kullanır. Hatta “çak bir beşlik” bile denir.

Gündem, iddialara göre, anayasa değişikliği ile sonuçlanması düşünülen süreç. Paralel yasal düzenlemelerin işareti geliyor. Çıkışlarıyla siyasete yön veren, Özgür Özel’in her fırsatta elini sıktığı iktidarın birinci ortağı, bir yenilenmeden söz etti: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ruhuna uygun olarak siyasi partiler ve seçim sisteminin yeniden düzenlenmesi gerekir.” “Arzu edilen” çizgiye gelmemesi halinde düzenlemede YP’nin durumu zora girecek mi bilemiyoruz.

Bir işaret var ama hedef doğrudan YP değildir elbette. Yalan haber yasası Feti Yıldız’ın yaratıcısı Feti Bey rüşvet ve yolsuzluğun da parti kapatma nedenlerinden biri olması gerektiğini söyleyiverdi. Düz mantık kuralım. Yargılanan belediye başkanları CHP’li. İstifa edip YP’ye geçiyorlar. O halde onlar da rüşvet ve yolsuzlukla iltisaklı sayılabilirler. Dolayısıyla Feti Yıldız Yasası ile YP’li belediyeler hedefte olur. Üstelik dokunulmazlık fezlekeleri “damoklesin kılıcı” gibi sallanırken.

Ayar sadece Ankara’dan değil İmralı’dan da geliyor. Süreçte “Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu” başkanı olduğunu öğrendiğimiz artık çalışma mekanına da sahip Öcalan, iktidarın yolunda yürüyeceğinin işaretini verdi, adeta bir kabadayı ağzıyla: “Özgür Beye selamlar. Demokrasinin yolu Silivri’den değil İmralı’dan geçer.” Kendi demokrasisinin tarifini de yapıverdi. DEM ne mi der? “Rêber”in sözünden çıkacağını hiç sanmıyorum.

Öcalan’ın kendince sildiği Silivri’de İBB Başkanı’nın yargılandığı dava 60 günlük aradan sonra sürüyor. Etkin pişmanlıktan bir şekilde vazgeçen ve tutuklanması talep edilen sanıkların şoku yaşanırken, davanın hızlandırılacağının sinyali verildi. Mahkeme Başkanı, tutuksuz sanıkların savunmalarını ve sorgularını Eylül sonunda bitireceklerini, günde en az 20 kişiyi dinleyeceklerini açıkladı. İBB Başkanı İmamoğlu, savunmasını ise “uygun yerde, makul bir sürede” yapabilecek. Ayrıca sanık ve avukatlara sorular mahkeme başkanının onayı ile sorulabilecek.

Gazeteciler de devasa salonda dürbünlerle duruşmaları takip edebilecek. Dürbünler muhabirler açısından bakılırsa temelde iki çeşit. İki gözün kullanıldığı ve tek gözün kullanıldığı (teleskop ve nişan dürbünü gibiler değil) dürbün. İşe yarayabilecek bir dürbünün fiyatı 2 bin lirayı buluyor. Taksit elbette mümkün. Normalde medya kuruluşlarının “zimmetleyerek” de olsa maliyeti üstlenmeleri gerekiyor. İleride işe başvuracak muhabirlere ve adaylara “Dürbünün var mı?” sorusu sorulursa da şaşırmayın. Tabii, adaleti yakından ve net görmenin bir bedeli olacak.

Not: Vatandaşın Güven Park’ta eylem yapmasının süresi 38 günle sınırlandırıldı.