İşçileri, kendileri hariç seven çıkmadı. Hatta işçi görünümlü sendikalar bile ki onlara sarı sendika deniliyor. İşçiler, seçim mitinglerinde birkaç cümle ile geçiştiriverdi. Sendikalaşmaya başlayınca karşısında devleti, iktidarı buldu. Hâkim sınıfların çıkarı her zaman işçilerin taleplerinden önce geldi.
Yüz yılı aşkın mücadeleyi birkaç cümleyle aktarmak mümkün değil. Ancak, işverenler bir yana iktidarların işçilere hatta kendine karşı olan ve eylem yapan kim olursa yıldızının barışmadığı ortada. Nereden mi çıkardım? Ankara’da her tarafa kafa tutan patrondan haklarını almak için eylem yapan madencilerin durumundan.
Bir başdanışman madencilerden yana çıkarak işçilerin haklarının ödenmemesini “sindirilemez” ya da “sineye çekilemez” bulduğunu açıkladı. Bakanlıklara sanki talimat verdi. Herhalde yaz mahmurluğu. Yirmi güne yakın sürede gözaltılarla devam eden madencilerin eylemi iktidar tarafından daha yeni fark edilmiş gibi. Sonuçta alacakları taksite bağlansa da zafer işçilerin.
Ancak her başarının bir bedeli var. O bedeli, Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu ödüyor tutuklanarak. Demokratik hak arama ve eleştiri sınırlarını aşmışlar. Ayrıca halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmişler. Demokratik hak arama sınırı nedir, halk nasıl kin ve düşmanlığa sevk edilir, bilemiyoruz. Deliller henüz toplanmamış.
İktidarların muhaliflerden haz etmediğini belirtmiştim. Mesela Osman Kavala. AİHM’in, Anayasa Mahkemesi gibi kapatılmasının istenmemesi bazılarını üzer mi bilinmiyor. AİHM, Kavala davasında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altı maddesini ihlal ettiği görüşünde.
AİHM kararında Kavala’nın “en kısa sürede” serbest bırakılması çağrısı yaptı. Tabii “hadsiz” yargıçların çağrısı iktidarın hoşuna gitmedi. Bir başka başdanışmanın “Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi taraf olma durumunu ve AİHM'e bireysel başvuru imkânını gözden geçirmeye zorlanıyor” açıklaması kararla ilgili tavrın ne olacağının, yüksek mahkeme ile ilgili ilişkilerin kesilebileceğinin ipuçlarını veriyor.
Bazı kelime, cümle ya da tarifler müphem, sonuç doğurmuyor. Tıpkı AİHM kararındaki “en kısa sürede” olduğu gibi. Bir başka kelime de “makul”. Bu kelime İBB davasında sarf edildi. Mahkemeye göre, İmamoğlu savunmasını, “makul” bir sürede yapacak. Bir başka tarif de makulü “uygun yerde” diye tamamlıyor. Dava, avukatların mikrofonlarının bazen kapatılmasıyla sürüyor. Haftaya tahliye talepleri ele alınacak.
Davaları herhalde partiden ihraç için gözden kaçırdığım biri var mı diye izleyen atanmışın son hamlesi, butlan davasında temyiz başvurusunu çekmek oldu. Ardından Parti Meclisi’ndeki 49 kişiyi partiden ihraç. Amaç, butlan kararının iptal edilmesi halinde, seçilmiş yöneticilerin tekrar görevine dönme ihtimalini engellemek. İşgal edilen koltukları korumak. Bunca ince hesap yapanlar, cast ajanslarına borçlarını ödemenin yolunu bulamıyor.
Zaten, ayaküstü rozet davetleri hariç, iktidarın birinci tercihinin süreç olduğu aşikâr. Takip ve Değerlendirme Kurulu toplantısında dört alt komisyon kuruldu. Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda Öcalan’ın da yer alacağı belirtiliyor. Ayrıca Rêber’in demokrasinin nereden geçtiğine dair mesajının doğru olmadığı açıklandı. İmralı yapılması planlanan anayasa değişikliği için referanduma gidilmesinden yana. Tıpkı iktidar gibi.
İktidardan bu konudaki en belirgin açıklama, eski TKP’li, Hukuk Politikaları Başkanvekili’nden geldi. Hedefin referandumlu anayasa değişikliği olduğunu söyledi. Başkanvekili, geniş bir demokrasi ve hukuk reformunun şartlarının geçiş sürecinin tamamlanmasından sonra oluşacağını açıkladı. Demek ki demokrasi için beklenilecek.
Demokrasi bekletile dursun, eğer süreci bir şekilde eleştirmeye kalkarsanız durumunuz vahim, hele haber yaparsanız. İzmir’de yaptıkları haberler nedeniyle iki gazeteci ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, iktidar ve ortağı partinin temsilcileri tarafından tehdit ve hakaretle karşılaştı. Üstelik İGC Başkanı Dilek Gappi hakkında, “Gazeteci kimsenin emir eri değildir” başlıklı açıklama nedeniyle soruşturma açılıp, ifadeye çağrıldı.
İktidar milletvekilinin “Sen kimsin?” sorusuna cevap, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Yayıncılar Birliği, Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Yazarlar Derneği’nden geldi: “Gazetecilik meslek örgütlerinin en temel görevi, gazetecilerin mesleki haklarını savunmak ve basın özgürlüğüne yönelik baskı ve haksız uygulamalara karşı çıkmaktır.” Aslında “Biz gazeteciyiz” demek de yeterli olabilirdi, anlayana.
Not: 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.