Fransa’da belediye seçimlerinin ikinci turu geçen hafta sonu yapıldı. İyi haber alan frankofon kaynaklara göre, bu, 2027’de ülkede yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ipuçlarını veriyor. Sol ittifak başkent Paris’i ve bazı önemli kentleri kazandı. Solda bir umudun yeşermesine yol açtı. Kayıplar, merkez sağda ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un çevresinde dağılma olduğuna işaret ediyor. Tüm bu gelişmeler, Fransa Cumhurbaşkanının iki halefinin yani sağın bileşenlerinin yeniden kazanıp kazanmayacağı konusunda kesin bir kanaat oluşturmuyorsa da anketler, hem aşırı sağcı Marine Le Pen'in -babası, adı Cezayir’de işkence olaylarına karışmış, tanınmış aşırı sağcı Jean-Marie Le Pen- hem onun yerine cumhurbaşkanı adayı olması muhtemel isim Jordan Bardella'yı gösteriyor. Yolsuzluk davasından tutuksuz, tekrar vurgulayalım tutuksuz yargılanan Le Pen için siyasi yasak cezası uygulandı ancak bu ceza ve iki yıllık ev hapsi ya da elektronik kelepçe için yaz aylarındaki temyiz sonu bekleniyor.

Yapay zekâya göre, şaka, başka yerlerde de yazıyor, Fransa’da cezai işlemlerde tutuksuz yargılama Le Pen gibiler için de olsa esas alınıyor, tutuklama ise istisnai bir durum. Fransız polisiye filmlerindeki gibi mesela Jean-Paul Belmondo, suçsuz olanının suçsuzluğunu ispata çalışmıyor. İddia makamının yeterli delili sunması gerekiyor. Orada gizli tanık kullanılıyor mu bilemiyorum. Daha Türkiye’deki yargı sistemine bunca seneden sonra hâlâ alışamamışken, Fransa’ya karışmak benim için filmlerle sınırlı kalır.

Türkiye ve yargı denilince, bu yazı kaleme alınırken ve yayına girince, İBB davasında kaç sanık veya itirafçı ve avukatı savunma yaptı tahmin etmek zor. 106. sıradaki sanığın durumunu da. Nisan başında ya da sonunda kaç tahliye olup olmayacağını da. Bu arada İnsan Hakları Örgütü’nden bir açıklama geldi. Davada kısıtlamalar uygulandığı belirtilen açıklamada, adaletin tecelli ettiğinin toplum tarafından da görülmesi gerektiği görüşü savunuldu. En önemli iddia, yargıya duyulan güvenin sarsıldığı yolunda.

Oturumları salonda uzaktan izleyen gazeteciler, destek için kokartlarına,tutuklu gazeteciler fotoğraflarının olduğu “Gazetecilik suç değildir”, “İsmail Arı’ya özgürlük” ve "Alican Uludağ'a özgürlük" yazılı fotoğraflar taktı. Silivri gazetecilerine uygulanan önlemler Kandıra’ya da sıçradı. Dilovası katliamı davasını izleyen gazetecilerin bilgisayar, telefon gibi gerekli cihazlarını salona getirmesi yasaklandı. Sayıları sınırlandırıldı. Bu durumda gazeteci örgütlerine önemli bir görev düşüyor. Gazeteciler için steno, işaret dili, resim yapmayı öğretecek kursların hızla açılmasını sağlamalı. Tabii ki indirimli.

Arı, Uludağ gibi, iddialara göre, savunma yapamadan tutuklandı. Sebebi dezenformasyon yasası. Yani, şüphelilere yüklenen suç özetle şu: “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, gerçeğe aykırı bir bilgiyi alenen yaymak.” İngilizce’de Latince “bilgi” kelimesine “dis” eklenmesiyle "bilginin tersine çevrilmesi veya kaldırılması" anlamına gelen bir kelime türemiş. Bazı kaynaklar bu kelimenin kökenini KGB’ye bağlıyor. Hukukçu ve siyasetçi İlhan Cihaner, yeni bir isim bulmuş dezenformasyon yasasına. “Feti Yıldız Yasası” diyor. Türkçesi ise daha kolay: sansür. “Gazetecilik Suçtur Yasası” da denilebilir. İktidarların kendilerini korumak için üretilen yasalardan sadece birisi.

BirGün'den Mustafa Bildirici’nin haberine göre, yasanın yürürlüğe girdiği Ekim 2022’den Mart 2026’ya kadar geçen sürede en az 70 gazeteci hakkında soruşturma açıldı, 15 gazeteci gözaltına alındı. İsmail Arı'yla birlikte toplam 4 gazeteci tutuklandı. Gazeteci örgütleri protestolarında aynı yasadan tutuklanan Bilal Özcan’dan hiç söz etmedi. Magazin gazetecisi olduğu için mi acaba? Aynı süreçte gazetecilere yönelik toplam 27 dava açıldı. Aşağıda değineceğiz, Feti Yıldız, süreçteki demokratikleşme konusunda sansür yasasını da hatırlar umarım. Gerçi bu konuşmalar, demeçler sadece konuşma ya da demeç olarak kalıyor. Hem vekilleri hem tabanları hem ortakları dinlemiyor mu acaba?

Hâlbuki yasa hazırlanırken iktidar milletvekilleri yasayı güzellemişlerdi. MHP'li Feti Yıldız, düzenlemenin gazetecilerle ya da haberle ilgili olmadığını savunması iddia olarak kaldı. Feti Yıldız, bugünlerde de sosyal medyadan İBB davasına değinirken her şeyin başının vicdan temizliği olduğuna işaret edip, ceza yargılamasında tanık beyanlarının doğrudan hâkim huzurunda alınması gerektiğini vurguladı. Bir televizyona da sürece ilişkin açıklamasında infaz yasasında ve demokratikleşmede adımlar atılması gerektiğine değindi. AİHM kararlarının uygulanmasında zaten beklemeye gerek yok demiş de Osman Kavala niye hâlâ içeride?

Mangal adımının yeterli olmadığı, terör örgütünün silah bıraktığının teyidi isteniyor. İnfaz yasasında ise örgüt üyesi, suça karışmış örgüt üyesi, yurt dışına kaçmış örgüt üyeleri, cezaevinde bulunan hükümlü örgüt üyeleriyle ilgili bir düzenleme yapılmasının şart olduğunu söylüyor. Çok tartışılacak beklentiler. Mesela bu düzenlemede örgüt üyeleri TC vatandaşı olacak mı? TC vatandaşı olurlarsa, devlette idari işlerde çalışabilecekler mi? Güvenlik görevlisi olabilecek mi? Çok laf etmemek de lâzım. Kırmızı kalem tehlikesi var.

İktidar ortağının yaptığı açıklamaların tabanda ya da ortağında ne kadar etkili olduğunu bilemeyiz elbette. Benzer durum, iktidarın gelecek seçimlerdeki destekçisi olacağı iddia edilen DEM’de yaşanıyor. Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarında TUSAŞ ve benzer saldırıları yapan terör örgütü üyelerinin süreci baltalayacak afişlerinin açılması bir örnek olabilir. Parti Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan, çözüm için Ankara’yı adres gösterdi. Ankara ise bu ortamda dokunulmazlığı olan bir parti genel başkanının aranmaması gerektiğini Van’daki polislere bildirmeyi unutmuşa benziyor.

Kovboy-kasap ile liderlerini koruyamayan mollanın savaşına değinmemek olmaz. Japonya’da tuvalet kâğıdı paniği başlamış. Hükümet dezenformasyona inanmayın açıklaması yapmış. Amerika’da havaalanlarında maaş alamayan personel iş bırakmış. Trump, boşluğu faşist göçmen polisiyle kapatmayı denemeye başlamış. Petrol zengini ülkeler, “Eyvah turist gelmeyecek” paniğine kapılmış. Turizmdeki zararın dünyada 15 milyar doları bulacağı hesaplanmış. Trump, zırt pırt değişen demeçleriyle eğleniyor ama işlerin hangi tarihte normale dönebileceğini Shakira’nın menajerinden öğrendik. Şarkıcının Abu Dabi’deki konseri Kasım ayına ertelenmiş.

Türkiye’de de etkisi zaten hissediliyor. Eski Turizm Bakanı Bahattin Yücel, Dalaman’a iki tur operatörünün seferlerinin iptalinin söz konusu olduğunu belirtiyor. Akaryakıt fiyatlarını tutmakta iki elle sarıldıkları oynaklığın hükmü de geçmiş, Sir Şimşek, akaryakıt fiyatlarını tutmakta iki elle sarıldıkları hareketli ölçeği savunurken, fiyat tahminlerinin diğer konularda olduğu gibi bunda da tutmadığı görüldü. Sir, derdini artık finansal okuryazarlık dersine başlayacak ilkokul öğrencilerine bile anlatamayacak sanki.

Bayram ikramiyesinde bin lira esirgenen emekliler ayrıca emekçiler, ne yazık ki elindeki birkaç kuruşu koruyabilmek için kuyumcuların önünde ucuz et sırası görüntüsü oluşturuyor. Kuyumcular “valla, billa, tilla” kalmadı diyor ama sorun, Japonya’daki sorun gibi endişe verici değil. Çalışma ve sosyal güvenlikten sorumlu bakanlık, mezarlık yakınından geçerken havaya bakıp ıslık çalanlara benziyor. Trump ne diyeyim sana?

Not: Silivri’deki ilkokulda bir öğretmen 16 öğrenciye, çağdışı bir kararla, soğukta montsuz dışarıda bekleme “cezası” vermiş. Olur ya falakaya da yatırılabilirdi.