Türkiye ekonomisi üzerine yorum yapmaya kalktığınız anda, her şey yanlış gitmeye başlıyor zaten. Zira hangi resmî veriye bakarsanız bakın, öyle ya da böyle gerçeklikten kopuk. Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) enflasyon verilerine güvenen yok. Diğer verileri için de gönül rahatlığıyla gerçekleri yansıttığını söylemek çok güç. Ekonomi yönetiminin açıklamalarını ciddiye alan da pek kalmadı. Gerek Orta Vadeli Program (OVP) gerekse Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) herhangi bir öngürüsünün tuttuğunu da görebilmiş değiliz. Sanki her öngörü, özellikle de makro ekonomik verilere ilişkin olanlar, gayri ciddi ve 'ne de olsa revizyon yaparız' anlayışıyla yapılıyor. Sisler içinde genel eğilimi anlamaya çalışıyoruz aslına bakarsanız. O genel eğilim ise hiç ama hiç iç açıcı değil!
EKONOMİ TARİHİNİN EN AKILDIŞI
PROGRAMLARINDAN BİRİ: TEM
Pandemi öncesinde alarm sinyalleri vermeye başlayan bir ekonomi vardı. Pandemi sürecinde ve sonrasında inatla uygulanmaya çalışılan, dünya ekonomi tarihine en akıldışı programlardan biri olarak geçecek 'Türkiye Ekonomi Modeli' (TEM), tepetaklak gidişe yol açan en büyük hataydı. Hâlâ o hatadan kaynaklı ekonomik çöküşten çıkmaya çalışırken, nüfusun büyük bir bölümü, neredeyse yüzde 80'i ağır bedeller ödüyor ve ödemeye de devam edecek. Sadece asgari ücret ve emekli maaşlarına şöyle bir bakmak, enflasyonla mücadelenin bedelinin, hangi kesimlerin sırtına yüklendiğini görmek için yeterli.
Öncelikle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in bu tablonun baş sorumlusu olmadığını belirtmek gerek. Onun selefleri, Berat Albayrak ve Nureddin Nebati ve çevresindekiler bugüne gelmemizin asıl sorumluları... Aslına bakarsanız, tüm bu olup bitenlerin ana sebebi, yine dünyada bir benzeri olmayan Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminin (CHS) işleyiş tarzı. Ekonominin battığı anlaşılınca, zar zor ikna edilip görevi üstlenen Mehmet Şimşek büyük olasılıkla gerçek tabloyu gördüğünde görevi kabul ettiğine bin pişman olmuştur. Ve şimdi bu enkazdan kurtulmaya çalışırken, siyasî iktidarın vesayetinden bağımsız bir yol haritası çizemiyor.
ASGARİYİ BIRAKIN MEDYAN
ÜCRET AÇLIK SINIRINA YAKIN
2022'den beri gelecek yıl içinde tek haneye düşeceği iddia edilen enflasyon, Eylül 2025'te yayımlanan OVP öngörülerine göre ancak 2027'de yüzde 9 olabilecek! OVP öngörülerinin hiçbir zaman tutmadığını biliyoruz, yani o da bir masal! Bir önceki yıl enflasyon bekletisine göre asgari ücrete yapılan zammın çalışanların alım gücüne vurduğu darbe ortada... Beklentiyi aşan ve TÜİK'in makyajladığı enflasyon bile yüzde 44.18 çıkmadı mı? Yani en azından yüzde 14.18 çalışanların cebinden çalınmadı mı? Hani Avrupa Birliği'nde (AB) olduğu gibi asgari ücretlilerin toplam çalışan nüfus içindeki payı yüzde 4'ler civarında olsa, belki ciddi bir sorun olmazdı. Ancak, Türkiye'de medyan ücret artık asgari ücretin bir tık üzerinde seyrediyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonunun belirlediği zam bile, asgari ücretin açlık sınırının biraz üstüne çıkmasını sağlamadı. Yılbaşının arifesinde, asgari ücret 28,075 TL, Türk-İş tarafından her ay açıklanan açlık sınırı ise 30,143 TL! Yani dört kişilik bir ailenin sadece aylık gıda harcamasının tutarı bu... Demek ki bu ay itibarıyla, o hanedekilerin karnının doyurabilmesi çin 2,068 TL borçlanması gerek. Mecburen kredi kartlarına yüklenecekler, kredi kartı ekstresinin asgarisini ödeyebilirlerse ödeyecekler ve kalan toplam borç için bir de faiz ödemek zorunda kalacaklar! Bir de o faiz yükünü düşmek gerek o açlıkla yüzleşme ücretinden!..
MEDYAN ÜCRETİN YÜZDE 57'Sİ
VE ARTMAYA DEVAM EDECEK
Gelelim yosulluk sınırına, yani dört kişilik bir ailenin gıdayla birlikte diğer tüm temel harcamaları için haneye girmesi gereken tutara; 98,188 TL! Diyelim ki, her iki ebeveyn de çalışıyor ve asgari ücrete talim ediyorlarsa, yoksulluk sınırı o aile için bir hayal, her ikisinin maaşlarının toplamı 56,150 TL, yoksul olabilmeleri için her ay bir yerlerden 42,038 TL bulmaları gerek! Belki de en doğru hesaplamayı yapmak için bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyetini kıstas almak gerek. Bu rakam da 39,123 TL!..
Ve bu yosulluk ve yoksunluk hali genel nüfus içinde giderek yaygınlaşıyor. 2012 yılında brüt asgari ücret ortalama brüt ücretin yüzde 44’üyken, 2016’da yüzde 53’e, 2022’de yüzde 64’e çıkmış. 2012 ve 2022 arası dönemde asgari ücretin ortalama ücrete oranındaki artış 20 puan. Yakınsama çok açık biçimde görülüyor. 2005 yılında asgari ücret ortalama ücretin yüzde 46’sıyken, 2023’te ortalama ücretin yüzde 57’sine yükselmiş. Ortalama ücretler asgari ücretten daha az artıyor ve giderek daha fazla çalışan, asgari ücrete yakın düzeylerde ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor.
ASGARİ ÜCRETİN KAPSAMI
SÜREKLİ OLARAK GENİŞLİYOR
2009 ve 2024 yılları arasında asgari ücretin yüzde 5, yüzde 10 ile yüzde 20 fazlası ve altında bir ücretle çalışanların oranı ciddi biçimde artış göstermiş. 2009’da yüzde 28 olan asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında ücret alanların oranı 2024’te yüzde 49.6’ya; 2009’da asgari ücretin yüzde 10 fazlası ve altında ücret alanların oranı 2024’te yüzde 53.2’ye ve 2009’da yüzde 52.8 olan asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücret alanların oranı 2024’te yüzde 62.5 seviyesine gelmiş. Bu tablo, özel sektörde ücretlerin asgari ücrete sıkıştırıldığı ve asgari ücret kapsamının son 15 yılda genişlediğini gösteriyor.
'TÜİK Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması 2006-2023' sonuçlarına göre de aylık ortalama ücret ve maaş geliriyle asgari ücret arasındaki makas giderek kapanıyor. 2005 yılında aylık hanehalkı ferdî ücret ve maaş geliri asgari ücretin 2.2 katıyken, 2023’te ortalama ücret ve maaş geliri asgari ücretin 1.8 katına gerilemiş.
SEFALETİN BİRİNCİ
LİGİNDE İDDİALIYIZ!
Bunun adı aslına bakarsanız sefalet! Açlık sınırının altında bir asgari ücret, yosulluk sınırının altında bir medyan ücret iş gücü piyasasına hâkim olmuşsa o ülkede, sefalet genel standart olur. 'Sefalet endeksi' (misery index) ortalama bir vatandaşın ekonomik olarak ne durumda olduğunu belirlemeye yardımcı olmak amacıyla tasarlanmış ve basitçe ülkenin enflasyon oranıyla işsizlik oranının toplamından oluşan bir gösterge... TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Sosyal Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (TOBB ETÜ SPM) kendi tanımladığı ve TÜİK verilerini kullanarak hesaplamaya başladığı 'genişletilmiş sefalet endeksi' (GSE) değerlerini, 2022 Şubat’ından beri aylık olarak yayınladığı 'Ekonomik Zorluk Analiz'i (EZA) bültenleri yoluyla kamuoyuyla paylaşıyor. 2025 yılından itibaren GSE değerlerini, TÜİK’in güvenilirliği çokça tartışmaya konu olan TÜFE oranlarının yanı sıra, İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfının (TEPAV) alternatif enflasyon verileriyle de hesaplayarak karşılaştırmalı olarak sunuyor.
GİDİŞAT DAHA DA KÖTÜYE
GSE, enflasyonda patlama yaşanan 2021 Aralık ayında aynı yılın başına kıyasla 33.9 puanlık bir sıçrama gösterdikten sonra, 2022 yılına 144.87 seviyesinde girmiş. Ardından enflasyondaki baz etkisinin de yardımıyla düşüş gösterse de, Nisan 2022 dönemine kadar pandeminin işsizlik ve işgücünden ayrılma etkilerinin en yoğun olduğu dönemlerde istisnaî yükseklikteki değerler seviyesinde seyretmiş. Mayıs 2022’den itibaren ise pandemi öncesi değerlere yaklaşan bir dalgalı seyir izleyen GSE, 2023 Ocak ayında 113.12 seviyesine sıçradıktan sonra, temmuz ve ağustos aylarında yeniden 120’nin üzerine çıkmış. 2024 yılına 120.88 seviyesinde giriş yapan GSE, yıl içinde kademeli bir düşüş sergilemiş, ancak 2025 Ocak ayında tekrar belirgin bir artış göstererek 118.67 seviyesine ulaşmış. Bu dalgalanma, enflasyon ve işgücü piyasalarındaki kırılganlıklarla yakından ilişkili... GSE, Eylül 2025 itibarıyla 108.8 olarak gerçekleşmiş. Bu değer, bir önceki döneme göre 6.07 puanlık bir artışa işaret ediyor. Yıllık bazda değerlendirildiğinde ise GSE, Eylül 2024 dönemine kıyasla 11.1 puan artış göstermiş. Öte yandan, klasik 'sefalet endeksi' (SE) aynı dönemde bir önceki döneme göre 7.98 puanlık bir artış kaydederken, bir yıllık süreçte toplam 1.61 puanlık bir artış kaydetmiş.
Görüldüğü üzere Türkiye, koşar adım küresel sefalet sıralamasında iddialı biçimde üst sıralara yükseliyor. 2024 yılı itibarıyla, Sudan'ın uzak ara lider olduğu sıralamada, Türkiye, Yemen'in ardından beşinci sırada... İlk beşte yer alan diğer ülkeler ise Suriye ve Arjantin... İlk beşteki üç ülkenin iç savaş içinde olduğunu görüyoruz. Arjantin ile Türkiye ise popülist, yolsuz iktidarların kurbanı iki ülke... Her ikisi de varlık içinde yokluğu yaşıyor.