Türkiye siyaseti en karanlık dönemlerinin birinden geçiyor. Bir kıyas yapmak gerekirse, Demokrat Parti'nin (DP) Halkevleri'ni 8 Ağustos 1951 tarihinde kabul edilen ve 11 Ağustos 1951'de Resmî Gazete'de yayımlanan 5830 sayılı kanunla resmen kapattığı yıllardaki gibi... Bu kanunla, Cumhuriyet Halk Partisi ile (CHP) organik bağı olan Halkevleri'nin faaliyetlerine son verilmiş, tüm taşınır ve taşınmaz malları Hazine'ye devredilmişti. Yine 12 Mart Muhtırası'nda, I. Milliyetçi Cephe ve II. Milliyetçi Cephe dönemlerinde, iktidarın baskısı müthiş artmıştı. Ancak saldırıların hedefinde CHP değil, demokratlar ve sosyalistler vardı. 12 Eylül Askeri Darbesi'nin, sivil siyasetin yeniden yapılandırılması amacıyla ABD ve NATO eliyle yaptırılan bir darbe olduğunu zaten biliyoruz. Türkiye'de siyasal islamın yükselişe geçmesini sağlayan temel koşulların zemini bu şekilde oluşturulmuştu. 'Türk-islam sentezi' denen yutturmaca işte buydu.

BİRİLERİ KOMPLO KURARKEN BİRİLERİ DE HATA YAPARSA

Hatırlatmakta fayda var; o dönemde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni (SSCB) kuşatmak amacıyla bir 'Yeşil Kuşak' projesini hayata geçiriyordu batı emperyalizmi... Yıllar sonra, Türkiye siyasetine egemen olan merkez ve aşırı sağ partilerle yol almanın mümkün olmadığını fark eden ABD ve bağlaşıkları, 'ılımlı islam' etiketli Büyük Ortadoğu Projesi'ni (BOP) hayata geçirirken, CIA aparatı Gülen Cemaati ve Necmettin Erbakan'ın Milli Görüş hareketine ihanet edip AK Parti'yi kuran kadrolarla kullanışlı bir iktidar arayışındaydı. Ve başarılı oldular! Burada bir not düşmekte fayda var; merkez solun üç parçaya bölünmesi ve 27 Mart 1994 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni altın tepside Refah Partisi'ne (RP) hediye etmesi tarihsel bir hata olarak akılların bir köşesinde durmalı! O günden sonra siyasal islamcıların yükselişi durdurulamadı. Bugün AK Parti ile el ele CHP'yi ele geçirmeye çalışanlar, o günün bölücüleri gibi kullanışlı maşalar olarak rol üstleniyor, bunu da belirtmeden geçmemeli...

BOP, GOP YETMEDİ KOMPLO DA DEĞİŞTİ
Dönelim emperyalist komploya... Biliyorsunuz sonrasında BOP isim değiştirdi ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) adını aldı. Artık SSCB yoktu ama Rusya Federasyonu, İran İslam Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti, Washington ve Brüksel açısından yıkılması gereken kalelerdi! Bunun için güneyden kuşatmayı tamamlamak gerekiyordu. Ve başta Cezayir, Tunus, Libya, Mısır ve Suriye'de laik ve Arap milliyetçisi iktidarların devrilmesi önemli birer adımdı. Denediler, başta başarılı olur gibiydiler ama olmadı. Tarih boyunca Bileşik Krallık, Almanya ve ABD'nin uşaklığını yapmış Müslüman Kardeşler'in (İhvan) ne kadar beceriksiz olduğu anlaşılmıştı.

7 EKİM 2023'TEN BU YANA YENİ BİR PROJE İŞLİYOR

İşler istedikleri gibi gitmiyordu, üstelik bir de BRICS belası vardı artık kanşılarında... Washington'ın emrinden çıkmayan Körfez ülkeleri BRICS ile iş pişiriyordu! Olacak iş değildi!.. Yeni bir saldırı stratejisi geliştirdiler... Bu kez İsrail'in de başrolü paylaştığı yeni bir numara denediler. İhvan menşeli Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e yaptığı saldırılar, salt Filistin'in özgürlük mücadelesini sonlandırmak için bir komplo değildi, Suriye'nin de İhvancı ve tekfirci selefîlerce ele geçirilmesini sağlamaktı amaç. İşte o zaman ABD, Birleşik Krallık, Avrupa Birliği (AB) ve İsrail ne kadar doğru bir seçim yaptıklarını gördüler. Bugün eğer bu dörtlünün ve AK Parti'nin bir oyuncağı olan Muhammed el Colani, Suriye'nin diktatörü olmuşsa, ABD Başkanı Donald Trump'ın da alenen söylediği gibi Türkiye'deki siyasal islamcı iktidar sayesinde...

Ve eğer aptalca bir cesaretle ABD, Birleşik Krallık ve İsrail, İran'a saldırı başlatabilmişlerse, bu da Suriye'de iktidarın emperyalist uşağı Hey'etu Tahrîri'ş-Şâm'ın (HTŞ) eline geçmiş olması sayesinde... Bölgede İran'a destek verebilecek sadece üç müttefik kaldı; belli oranda gücünü kaybetmiş Hizbullah, Husiler ve Haşdi Şabi... Buna rağmen İran'ın beklentilerin çok üzerinde bir direniş sergilemesi ve emperyalist-siyonist komplonun çökmesi muhtemel! Yani yine kaybediyorlar.

SİYASAL İSLAMCILAR VE DESTEKÇİLERİ FABRİKA AYARLARINA DÖNERKEN...

Ancak gerek ABD gerekse bağlaşıkları kaybetseler de yeni komplolar kurmaktan vaz geçmeyecekler. Görünen o ki, buz toz duman arasında AK Parti iktidarı bir ara öyle ya da böyle 'salıncak ülke' oyununu oynamak yerine kayıtsız koşulsuz NATO'cu bir çizgiye meylediyor. Ve bu virajı hesapsız kitapsız alıyor. Başka çaresi de yok, kitle tabanını kaybettikçe dış mihrakların desteğine bel bağlıyor.
Şu son günlerde olup bitenler hiç de hayra alâmet değil! Önce şu Adana'da kurulacak kolordu meselesine bir göz atalım. Aslına bakarsanız, birden bire ortaya atılmış bir şey değil. Rusya'yı güneyden kuşatma hesabının ve Batı Asya'da yeni haritalar oluşturmanın bir parçası...
2023 Vilnius Zirvesi'nde, 2014’den beri hazırlanan bölgesel savunma planları topluca gündeme geldi ve onaylandı. 'Kuzeybatı', 'Merkez' ve 'Güneydoğu' olmak üzere, üç bölgesel eksende, NATO’nun Rusya ve diğer bölgesel tehditlere karşı üyelerini koruma planlarının, Türkçesi ile yeni saldırganlığın koçbaşları olacak bu kolordular... Dolayısıyla 'Çokuluslu NATO Kolordusu-Türkiye' (MNC-TUR) gelecekteki savaşlarda Türkiye'yi çatışmanın doğrudan içine çekecek bir bela. Bu kolordunun gündeme gelmesi, tam da Rusya, Ukrayna'da zafere çok yakınken ve İran'a ABD ve İsrail saldırıları sürerken çok manidâr!


NATO'NUN EMRİNDE ULUSAL ÇIKARLARI HİÇE SAYMAK

Gelelim İstanbul Boğazı'na NATO üssü kurulcağına ilişkin söylentilere... Yetkililerin açıklaması bayağı şüphe uyandıracak cinsten: "Birçok faaliyet bir arada yürütüldüğü için kavramlar birbirine karıştırılarak dezenformasyon yapılıyor. Yabancı komutasında herhangi bir NATO birimi kurulması söz konusu değil. Türkiye, bugüne kadar, Karadeniz'deki tüm faaliyetlerini bölgesel sahiplik ve Montrö Anlaşması esaslarına göre yaptı, bundan sonra da aynı hassasiyetle yapmaya devam edecek. Bu iki hususta taviz verilmesi mümkün değil. NATO veya NATO dışı tüm faaliyetlerin yönetimi ve icrası Karadeniz'e kıyısı olan ülkeler tarafından yapılacak. Diğer ülkelere teçhizat, personel ve eğitim desteği verilebilir". Hemen her cümlenin ucu açık dikkat ettiyseniz. Eğer böyle bir üs kurulursa, bu Rusya ile olan ilişkilerimizde ciddi kırılmalar yaratacaktır. Hele ki NATO üyesi bir ülkenin Rusya'ya savaş açması durumunda, İstanbul Boğazı doğrudan hedef haline gelecektir. Mesela AK Parti sayesinde NATO'ya üye olabilen Finlandiya ile Rusya arasında bir sınır anlaşmazlığı sebebiyle savaş çıkarsa ne olur? Buna da bir cevap versin o yetkiller!

KURUCU PARTİNİN EN TEMEL MİSYONU EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTMEK
Bu küresel karmaşada, burnumuzun dibinde iki savaş sürerken, Lübnan işgal edilirken, yeni savaşların çıkması an meselesiyken, yurtseverlerin Türkiye siyasetinde doğru yerde ve dik durması her zamankinden daha önemli. CHP'ye yapılan saldırıların Beyaz Saray onaylı olduğunu biilmeyen yok artık. Batılı emperyalistler bir dediklerini iki etmeyecek bu gerici, işbirlikçi ve despotik iktidarı ayakta tutmak istiyor. Bu şartlar altında yurtseverlere düşen de saldırı altındaki CHP'ye destek vermek olmalı... Tabii CHP kurmaylarının da üstüne düşen bir görev var; öncesinde olduğu gibi AB'yi, NATO'yu destekleyen saçma sapan açıklamalar yapmamak! Hatırlayın; 14 Mayıs 2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri öncesinde, artık hangi aklıevvelin verdiği akıllaysa, dönemin CHP Genel Başkanı sosyal medyada Rusya Devlet Başkanı'na saçma sapan posta koymuştu da kargalar bile gülmüştü! Bundan böyle CHP kurucu parti misyonuyla dış politikada yaşanan gelişmelere bu ülkenin çıkarları doğrultusunda tepki vermeli... Demiyorum ki, Türkiye'nin NATO'dan çıkmasını savunsunlar, ancak bu büyük komploya karşı mücadeleyi yükseltsinler. Zaten CHP Genel Başkanı Özgür Özel de bu konuda gayet doğru tepkileri veriyor. Peki o 'pek devrimci' geçinen, 'pek anti-emperyalist' 'küskünler' ne yapıyor? Emperyalistlerin bu son oyununda, 'her hıyarım var diyene tuzla koşuyorlar'!