Veriler gerçek değil, bu sebeple önlemler de gerçekçi değil. Ekonomi yönetimi, siyasî iktidarın vesayeti altında olduğu için, başta enflasyonla mücadele olmak üzere, kur politikasından tutun carî açığa kadar hemen her alanda ciddi sorunlar var. Bu yetmezmiş gibi, siyasî krizlerin biri bitmeden diğeri gündeme geliyor. Burnumuzun dibindeki savaşın ne zaman sonlanacağı meçhûl, Türkiye'yi savaşa çekmeye yönelik provokasyonların bini bir para... Ana muhalefet partisi bağımlı yargı yoluyla kuşatma altında ve ana muhalefet partisine ihanet etmek için birbiriyle yarışan 'küskün muhailf' sayısı hiç de az değil. Hâl böyleyken, yarın nasıl bir krize uyanacağımızı bile öngöremiyoruz.
HEMEN HER SEKTÖR SAVAŞLA YÜZLEŞECEK
Tabii ki en önemli mesele, Epstein İttifâkı'nın İran İslam Cumhuriyeti'nin rejimini devirmeye yönelik başlattığı savaş. ABD-İsrail-Birleşik Krallık ittifâkından yavaş yavaş Birleşik Krallık'ın çekildiği görülüyor. İran'ın savaşı Körfez ülkelerine yayması ve Hürmüz Boğazı'nı resmî olarak kapatmasa da, fiilî olarak bu su yolunun kapanması küresel ekonomide zincirleme şoklara neden oluyor. Bu savaş sadece küresel enerji tedarik zincirinde kırılmalara yol açmıyor, turizmden gıdaya, gemi taşımacılığından veri merkezlerine hemen her sektörü doğrudan etkiliyor. Ve bu etkiler, savaş bitse bile kısa vadede geçmeyecek.
KIRILGAN OLAN ÜLKELER TABİİ Kİ NEGATİF AYRIŞIR
Enerji fiyatlarında artış, emtia tedariki, küresel ticarette durgunluk ve üretimde yaşanacak düşüşler, küresel finans piyasalarında dalgalanmalara yol açacak. Sonuçta küresel büyüme düşerken, küresel enflasyon artacak. Enflasyonu önlemek için merkez bankaları politika faizini artırmak zorunda kalacak, bu da borçlanma maliyetlerini yukarıya çekecek. Anlayacağınız, Türkiye gibi önde gelen gelişen ülkeler eğer ki kırılgan bir ekonomiye sahipse, bu kötü gidişatta daha da negatif ayrışacak. Ve ne yazık ki, tüm makro veriler Türkiye'nin kırılganlığını işaret ediyor. Tek olumlu gösterge, Rusya ile olan ilişkilerimizin hâlâ iyi olması ve en azından enerji akışında çok ciddi bir kırılma yaşamayacağımız.
TURİZMDE 'FIRSAT PENCERESİ' GÖREBİLEN ZİHİNSEL SIKINTI!..
Hâl böyleyken, komşumuz İran saldırı altındayken ve tüm güney komşularımız fiilen savaştan doğrudan etkilenirken, söz gelimi bu durumun Türkiye turizmi için bir fırsat olabileceğini ileri sürebilen aklını peynir ekmekle yemişlerin açıklamalarıyla karşılaşabiliyoruz. Nasıl olacakmış?.. Dubai'ye füze düştüğü için oraya giden turistlerin yeni adresi Türkiye olacakmış!.. Sanki o turist profili Monaco'yı, Nice'i, Capri Adası'nı, Como Gölü'nü bilmiyor da, kalkıp Kuşadası'na gelecek!.. Tabii ki tam tersi olacak; Türkiye'deki yüksek fiyatlar sebebiyle zaten başka ülkeleri tercih etme eğiliminde olan orta halli Avrupalı ve Batı Asyalı turistler, savaşın dibindeki bir ülkeyi mi tercih edecek, Hırvatistan, Karadağ, Fas, Tunus dururken... Hepsi de fiyat açısından uygun, hepsi de savaşın çok daha uzağındayken üstelik. Rezervasyon iptalleriyle gidişatı görüyoruz zaten.
ARKA KAPIDAN DÖVİZ KURUNU BASKILAMA İNADINA DEVAM
Bu süreçte, ihracata yönelik, önlemler alınmazsa işimiz fena, ki görünen öyle bir niyet de yok! Öyle olsa, iki hafta içinde yaklaşık 25 milyar doları döviz kurunu baskılamak için harcamak yerine, kur şoku yaşanmayacak şekilde tedrici olarak serbest bırakmaları gerekirdi. Bu sayede, aşırı değerli TL sebebiyle ihracatçıların kaybettiği rekabet avantajı bir nebze toparlanabilirdi belki. Şimdi ihracatçı sektörler çoklu bir baskı altına girmiş görünüyor. En büyük sorun, ihracatçı sektörlerin enerji, hammadde ve ara mallarında ithalata bağımlı olması... Bu yapısal sorun yıllardır dile getirildiği halde dişe dokunur hiçbir önlem alınmadığı için, girdi fiyatlarındaki artışlar ürün fiyatlarına da yansıyacak ve Türkiye'nin ihracat firmalarının rekabet avantajını daha da düşürecek. Hemen belirteyim; eğer ki pahalanmış girdileri tedarik edebilirseler, çünkü her sektörde tedarik sıkıntısı da yaşanıyor.
YÜKSEK DOLAYLI VERGİLERE EŞEL MOBİL GELDİ DİYE SEVİNMEK DE MANİDÂR YA!..
Konu Basra Körfezi ve Batı Asya'da bir savaş oldu mu tabii ki ilk akla gelen enerji fiyatları oluyor. Enerji tedarikinde belki bir Kore Cumhuriyeti gibi can alıcı sorunlarla yüzleşmeyeceğiz ama maliyetinde durum öyle değil! 28 Şubat’tan bu yana petrol fiyatları yüzde 28, Avrupa’da referans doğalgaz fiyatı olan TTF ise yaklaşık yüzde 30 yükseldi. Enerji maliyetlerindeki sıçrama sadece yakıt piyasalarını değil, gübre, plastik, gıda ve sanayi metalleri gibi birçok temel ürünün fiyatını da yukarı çekti. Daha da yükselme ihtimali var. Savaş uzadıkça hampetrolün varil fiyatı 150 doları bile geçebilir. Bunun enflasyona etkisini hesap etmek için hampetrolün varilinde her 10 dolarlık yükselişin, enflasyona 1 puanlık etki yapacağını söylemek kâfi sanırım.
Tamam akaryakıt fiyatlarında eşel mobil sisteme geçilmesiyle nihaî tüketiciye bire bir yansımayacak bu fiyat artışı, ancak başka bir soruna sebep olacak. Bütçenin en önemli gelir kalemlerinden olan akaryakıt üzerinden alınan dolaylı vergilerden akan para azalacak. Bütçe disiplini olmayan bir ortamda bu da ciddi bir sorun oluşturacak.
GIDA ENFLASYONU DÜŞMESE DE İYİYDİ ŞİMDİ UCU AÇIK ARTIŞ SİNYALLERİ VERİYOR
Herkesin enflasyonu kendinedir ya, nüfusunun yüzde 40'ının beslenme kriziyle karşı karşıya olduğu, kalan yüzde 40'ının ise gıdaya ayırdığı bütçenin sürekli arttığı bir ülkede, en büyük dertlerden biri gıda enflasyonu... Bildiğiniz gibi pandemi sonrasında birkaç kısa dönem hariç sürekli gerileyen küresel gıda fiyatlarına karşın, Türkiye'de gıda fiyatlarında astronomik artışlar yaşandı, neredeyse kesintisiz olarak... Şimdi küresel gıda fiyatları da artış eğilimine giriyor. Sonuçta nakliye fiyatları artıyor, gübre fiyatları sadece artmakla kalmıyor bir de arz sıkıntısı ortaya çıkıyor. Küresel üre ticaretinin yaklaşık üçte biri normal koşullarda Hürmüz Boğazı üzerinden taşınıyordu. Sevkiyatlardaki aksamalar nedeniyle üre fiyatları savaşın başlamasından bu yana yüzde 35 civarında yükseldi. Gübre üretiminde kullanılan kükürt piyasasında da ciddi bir sıkışma yaşanıyor. Biyoyakıtlarda kullanılan yağlı tohumlar değer kazanıyor. Vadeli işlemler piyasasında soya fasulyesinin fiyatı yaklaşık yüzde 4 artarak kile başına 12 dolar seviyesine yaklaştı bile. Palm yağı fiyatları ise ton başına 4 bin 500 ringitin üzerine çıktı. Şeker fiyatları da yükseliyor. Sebebi, Brezilya başta olmak üzere, dünya genelindeki şeker fabrikalarının daha fazla şeker kamışını etanol üretimine yönlendirebileceği ve potansiyel olarak şeker üretimini sınırlayabileceği endişeleri...
KOMİTE KUR, JANJANLI LAFLAR BUL REFORMLARI YAPMASAN DA OLUR!
Dahası da var ancak burada bırakayım. Bu olumsuz gelişmelere karşı, mesela gıda enflasyonunun alevlenmesine karşı, ekonomi yönetimi ve ilgili bakanlıklar nasıl önlemler almaya hazırlanıyor, ona bir bakalım. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ev sahipliğindeki Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi toplantısına, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile ilgili kurum temsilcileri katılmış. Bu toplantı da her zamanki gibi genelgeçer sözler dışında pek bir şey ifade etmiyor gibi... Tespitler ise evlere şenlik! Toplantıda, bölgedeki jeopolitik gelişmelerin gıda ve tarım piyasalarına etkileri kapsamlı şekilde ele alınmış ve yapılan değerlendirmede, temel gıda ve tarımsal ürünlerde arz güvenliğini tehdit eden bir durumun bulunmadığı sonucuna varılmış. Yani küresel ölçekte akaryakıt ve gübre fiyatları artıyor, hatta tedarik sıkıntısı gündemde, ancak bu komiteye göre mesele yok! Üretici maliyetlerine olası etkilerin; akaryakıt düzenlemeleri ve gübreye yönelik tedbirler sayesinde asgarî seviyede tutulduğunu söylemişler, sanki mesele sadece bu!
TARIM-ÜFE YÜZDE 40 OLMUŞ AMA ONLARA GÖRE SORUN YOK
Ben Şubat 2026 itibarıyla 'tarım ürünleri üretici fiyat endeksi'nin (Tarım-ÜFE) bir önceki aya göre yüzde 0.21, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 8.69, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 40.1 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 38.97 artış kaydettiğini söyleyeyim. Aynı zamanda bu endeksin küresel gelişmelere çok duyarlı olduğunu da belirtmiş olayım. Ve Şubat 2026 tarım-ÜFE'de bu savaşın etkisinin hiç görülmediğini de ekleyeyim. Eğer savaş son bulmazsa, siz bir de Mart 2026 tarım-ÜFE'sini görün. Daha da önemli bir veri ise 'tarımsal girdi fiyat endeksi' (tarım-GFE)... Tarım-GFE’de, 2026 Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 3.86, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 3.86, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 30.59 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 32.47 artış gerçekleşti.
BU KAÇINCI YOL HARİTASI?..
Hâl böyleyken, tabii bir-iki janjanlı müjde vermiş komite... Toplantıda, gıda arzını artıracak organize tarım bölgeleri yatırımları da gündeme gelmiş. Bu yatırımların hızlandırılması için bütçe ve finansman imkânları değerlendirilirmiş, bir yol haritası oluşturulmuş. Bu kaçıncı yol haritası... Yaklaşık 30 yıldır tarım sektöründe birikmiş yapısal sorunlara ilişkin ciddiye alınacak tek adım atılmamışken, şimdi de bu yol haritası!
Komite, gıda tedarik zincirindeki fiyat oluşumlarını detaylı şekilde incelemiş ve hem üreticiyi hem de tüketiciyi koruyacak daha dengeli fiyat yapısı için çalışmaların artırılmasına karar vermiş! Bu kapsamda; haksız fiyat uygulamaları ve kayıt dışı ticaretle mücadelenin mevcut mevzuat çerçevesinde tavizsiz sürdürüleceği vurgulanmış. Yani AK Parti hükûmetlerinin 20 küsur yılda gerçekleştirmediği yapısal reformlar sonucunda yapışkan hale gelen gıda enflasyonu için şimdiden birkaç suçluyu ilan edebilecekler. 'Soğan mafyası' mı olur, 'Patlıcan Mafyası' mı bilinmez, olmadı 'açgözlü kabzımallar' ya da 'insafsız marketler'i hedefe koyarlar!
SİZ RAHAT OLUN, ENFLASYON RİSKİ BİZİ İLGİLENDİRMİYOR!..
Yine de siz merak etmeyin, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek durumun farkında!.. Ne demiş? "Savaş uzarsa, küresel ekonomi açısından ciddi bir enflasyon, finansal koşullarda sıkılaşma ve büyümede yavaşlama riskinin yanı sıra, küresel enerji fiyatları ve tedarik zincirindeki kırılmalar uzun sürerse bir resesyon, bir stagflasyon riski de söz konusu" demiş. Bir de proaktif önlemler aldıklarını eklemiş. Yani şu akaryakıtta eşel mobil uygulaması ve ithal gübrede vergi inidrimi... Şimşek'e göre işler yolunda; tehdit altında olan küresel ekonomi, Türkiye ekonomisi değil! Yine onun deyimiyle "Türkiye bölgenin istikrar adalarından biri"... Rahat olun, bir kahve yapın, keyfinize bakın! Domatesin en ucuzu 80, patlıcan 160 TL ise size ne, dünya düşünsün!