Postmodernizm denen illet, kitleleri akıl ve bilimden uzaklaştıran, zihinleri bulandıran, 'demokrasi', 'insan hakları', 'özgürlükler' gibi kavramların içini boşaltan, küresel kapitalist sistemin en toksik, bir o kadar etkili ve aynı zamanda kalıntıları yıllarca yeni zehirler üretebilen bir buluşu... Öyle etkili ki, 'demokrasi mücadelesi' adı altında modernizmin insanlığa kazandırdığı tüm olumlu değerleri yok ediyor, gerici, otoriter, halk düşmanı iktidarların önündeki engelleri yok etmek için beslenip büyütülen aparatlarla komployu hayata geçiriyor.
AK Parti iktidara gelip, bir ölçüde acemilik devresini yaşarken, o zamanki ortağı Cemaat'in taktikleriyle, yani CIA taktikleriyle, çeşitli sözde sivil girişimler piyasaya sürülmüştü. 2007'de etkinliğini artıran 'Genç Siviller' hareketi, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli rol oynamıştı. İnternetin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni tip 'sivil' örgütlenmelerin Türkiye'deki ilk örneklerindendi. Toplumda tartışma yaratmayı hedefler gibi yapıp kutuplaşma üreten spekülatif eylemlerle ses getiriyordu. Söylemleri ve eylemlerine baktığınızda, özgürlük yanlısı, statükoya karşı çıkan bir hareket gibi görünüyordu. O dönemde, siyasete ordunun ve ne idüğü belirsiz derin unsurların müdahalesinden bıkmış, geçmişteki kirli siyasetin son bulmasını isteyenler bu Converse ayakkabılı gençleri pek sevmişti. Liberalizmi pek anlamamış, vasatın altındaki akademisyen ve gazetecilerle postmodern ideolojinin etkisi altına girip sınıfsallıktan kopup woke kültüre kaymış bir grup gabî solcunun da büyük sempatisini kazanmışlardı. Onların bıraktığı yerden, bu saydığım çevreler aynı işlevi üstlenecekti daha sonra... Genç Siviller'in gerçek yüzünü görenler ise o zamanlarda güzel bir lakap bulmuştu bile; 'Genç Siğiller'... Gerçekten de cuk oturuyordu!
SİVİL BEŞİNCİ KOL FAALİYETİ
Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nin (GOP) Türkiye ayağını oluşturan AK Parti-Cemaat koalisyonunun önemli bir aparatı olan bir beşinci kol faaliyetiydi Genç Siviller hareketi... Kısa süre sonra anlaşılacaktı, dışının özgürlükçü, içinin işbirlikçi, gerici, lümpen, profaşist bir yapı olduğu! Bu hareket içinde sivrilen ya da bu hareketle yakın işbirliği içinde olanların, siyasal islamcı iktidar yerini sağlamlaştırırken aldıkları görevler bunun kanıtı zaten.
Bu kanıtlara geçmeden önce, artık unutulan şu 'beşinci kol'u bir hatırlatayım. İspanya İç Savaşı sırasında, Madrid'i dört koldan kuşatan General Franco'ya, içerideki gizli taraftarlarının da destek vereceğini ve kenti içeriden ele geçireceklerini ifade etmek amacıyla türetilmişti 'beşinci kol' terimi... Askerî bir terim aslında, burada askerî kısımlarını eleyerek, şu Genç Siviller'i tarif edeyim: Halkı manipüle ederek, devlete olan güveni sarsarak veya kargaşa çıkararak kitleleri kontrol edilebilir hale getirmeyi hedefleyen grup...
ÇABALARI KARŞILIĞINDA YA KÖŞE KAPTILAR YA DA BİRER KOLTUK
Bu kirli çabaları ödüllendirildi tabii ki ve hâlâ siyasal islamın ideolojik hegemonya kurmak için böyle propaganistlere ve manipülatörlere ihtiyacı vardı. Bu hareketten bazi isimler hâlâ bu faaliyetlerini sürdürüyor, bazıları ise AK Parti'nin süreç içindeki siyasetine uyum sağlayamadığı için muhalif denebilirse muhalif medyalarda yollarına devam ediyor.
İktidarın nimetlerinden en fazla yararlananı Hilâl Kaplan... Genç Siviller hareketinin ilk dönemlerinde yer alan ve 'başörtüsüne özgürlük' eylemlerinde aktif rol oynayan bu figür, daha sonra iktidara en yakın medya kuruluşlarından biri olan Sabah Gazetesi'nde başyazar oldu ve TRT Yönetim Kurulu Üyeliği'ne atandı. En agresif olanlarından biri... Bir ara iktidar içi çekişmelerde adı çokça geçen Pelikancılar'dan olduğu da iddia edilmişti hatırlarsanız.
KURUCUSU İTİLİP KAKILINCA "VEBALİM BÜYÜK" DEMİŞTİ
Kalemi güçlü sayılabilecek biri Melih Altınok, Taraf gazetesi ve Genç Siviller çevresiyle yakın ilişkideydi. Daha sonra hükûmet çizgisindeki Sabah Gazetesi, ATV ve A Haber gibi kanallarda başköşeleri tuttu. Hâlâ da istikrarlı biçimde rejimin aparatlarından biri olarak manipülasyonlarını sürdürüyor. Zehir saçıyor!
Genç Siviller içinde en akıllı mı desem, en kurnaz mı desem, kararsız kaldım, Yıldıray Oğur'du. Genlerine de pek uyuyordu. Zaten hareketin kurucusu da ağabeyi Turgay Oğur'du. Yıldıray Oğur şimdi Karar Gazatesi'nde rejimi eleştiriyor. Yarın öbür gün ne yapacağı bilinmez. Ağabeyi ise Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlığı döneminde yapıp ettiklerinden nedamet getirmişti. Tabii Davutoğlu'nun korumalarının onu itip kakmasını yediremediğinden dolayı da olabilir bu pişmanlık. En azından şu cümleler onun ağzından çıkmıştı: "Kibri Kaf Dağı kadar bu iktidarı öyle böyle destekledim. Maymun gibi kafese kapatıp gezdirseler şikâyet etme hakkım yok. Vebalim büyük”.
JANJANLI SOROSÇUSU DA VAR ŞİRAZESİ KAYMIŞ LÜMPENİ DE...
Bunların içlerinde en Avrupai olanı ise Ceren Kenar'dı. İyi yetiştirilmiş batı menşeli sivil toplum memuru özelliklerini taşıyordu. Bir aralar Türkiye Gazetesi'nde köşe yazarlığının yanı sıra, HaberTürk ve TRT Haber'de program yapmışlığı da var. Artık AK Parti ile bir ilişkisi yok, ancak Sorosçu aktivistliğin hemen tüm özelliklerini taşıyor. Londra merkezli stratejik iletişim ve danışmanlık şirketi Stracom'un kurucusu ve genel müdürlüğünü yürütüyor, Birleşik Krallık'ta yaşıyor. Aynı zamanda Londra merkezli The Centre for Anglo-Turkish Relations'ın (Anglo-Türk İlişkileri Enstitüsü) direktörü... Yani Osmanlı yıkılırken, İngiliz Muhipleri Cemiyeti diye bir şey vardı ya, onun gibi bir şey işte! Bana biraz Arabistanlı Lawrence'ın akıl hocası Gertrude Bell'i hatırlatıyor. Ruhu belki onun kadar İngilizdir ama beceri ve zekâ açısından olsa olsa yüzde 1'ine denk gelecek biri... İktidara küskün, deve mi kuş mu belli olmayan, siyasal islamcılıkla liberal kırması arası bir haber sitesi olan Serbestiyet'e yazıyor sanırım bu aralar...
SOYLU'NUN DANIŞMANLIĞI TABİİ Kİ BUNLARA YAKIŞIRDI
Sadece konvansiyonel medyada değil, sosyal medyada da önemli görevler üstlenen Genç Siviller de oldu. Bunlardan biri de hareketin kurucularından Emin Şen'di. Süleyman Soylu içişleri bakanıyken, danışmanlarından biri olduğunu söylemem, sanırım ne işe yaradığını net biçimde ortaya koyar! Rejimin sosyal medyadaki trol ağlarını ve siber operasyonlarını yöneten kilit isimlerden biri olmakla suçlandı. Siyasî atmosferi zehirleyenlerden biri de oydu.
Gelelim Rasim Ozan Kütahyalı'ya... Doğrudan hareketin içinde yer almamakla birlikte, en janjanlı, en reklam kokan Genç Siviller eylemlerinde fooğraf karesinde olmayı pek seviyordu. Hareketin halkla ilişkilercisi, daha doğrusu amigosu gibi davranıp tanıtımlarını yapıyordu. Çabalarının karşılığını kısa sürede aldı. Sabah, Takvim, Beyaz TV'nin en agresif ve popüler ekran yüzlerinden biri haline geldi. Girip çıkmadığı yandaş medya kalmadı. Zevzeklik ve pespayelik rekorları kırdı. En dandik futbol programlarının bile seviyesini daha da düşürme becerisine sahipti!
HER TAKLAYI ATACAK KADAR DEJENEREYDİ AMA İMİTASYONLARINA GÖRE ORİJİNALDİ!
Kütahyalı'yı diğerlerinden farklı kılan özellikleri, gündem olmak için her türlü şaklabanlığı yapabilmesinin yanı sıra, sınırsız derecede müptezelleşmeyi becerme yeteneğiydi. Sanki bunun için doğmuş biriydi desem yeridir! Üç kuruşluk bilgisiyle ahkâm kesebilmesi ise, yine bu rejim sayesindeydi. O kadar düşük, o kadar cahil ve kıt zekalı kanaat önderi, akademisyen ve gazeteci arasında, yine de iki lafın belini kırıp, diğerlerine göre daha iyi bir performans sergileyebiliyordu. 24 yıllık AK Parti iktidarlarında medyanın kalitesi o kadar düşmüştü ki, bu 'deneyimli manipülatörler' bir nebze daha kaliteli kalabildi.
Şimdi siyasal islamcı bu ekiplerin içgüdüsel davranışı olan 'düşene bir tekme de sen at' furyasından nasibini alıyor Kütahyalı... Mesela ona özenip birkaç yıldır itidara yaranmak için her türlü çamur atma ve iftirayı art arda sıralayan bir tanesi, Kütahyalı'yı 'kripto CHP'li' olmakla suçlayabiliyor. Bırakın onu, onun beşte biri kapasitesi olmayanlar, kıskançlık ve bir umutla, onun müptezelliğini taklit ederek, herhangi bir yandaş kanalda program kapma yarışına girmişler bile...
REJİM YAPIMI BERBAT BİR SOAP OPERA: 'BAĞIMSIZ YARGI KÜTAHYALI'YI TUTUKLAR!'
Bu berbat kukla tiyatrosunun temsilleri böyle devam edecek. İple oynatılması zorlaşan, şımaran, şirazesi kayanlar, ipi çekilip hemen tiyatronun arasındaki kukla hurdalığına atılıverecek. Dün Turgay Oğur'du, bugün Kütahyalı, yarın daha da kalitesiz bir kukla...
Bu rejim 'kullan at, ne de olsa milyon tane muadili var' mantığıyla işi yürütüyor. Bir de her kuklayı hurdaya attığında bile bir fayda sağlama peşinde koşuyor. 'Kütahyalı'yı bile parmaklılar arkasına göndermiş bağımsız yargı' piyesine hoş geldiniz!