Nisan 2026 itibarıyla Türkiye'de 16.7 milyonu aşan toplam işçi içerisinde sendikalı işçi sayısı sadece 2 milyon 413 bin 790. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Ocak 2026 verilerine göre, sendikalaşma oranı yüzde 14.45 seviyesinde. Toplam 227 işçi sendikasının faaliyet gösterdiği Türkiye'de, sendikal örgütlenmede sürekli bir gerileme gözleniyor. Dünyada da durum öyle çok parlak değil ne yazık ki... Ancak ülkemizdeki sendikalı işçilerin oranı içler acısı! Peki ya bu işçilerin yüzde 14.45'inin üye oldukları sendikaların durumu?.. O da aynen öyle!
AK PARTİ'NİN YAN ŞUBESİ HAK-İŞ
En fazla üyeye sahip dört konfederasyon, Türk-İş (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu), Hak-İş (HAK İşçi Sendikaları Konfederasyonu), DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ve KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) faaliyet gösteriyor. Türk-İş'in üye sayısı 1 milyon 257 bin 316, Hak-İş'in 827 bin 281, DİSK'in 296 bin 829, KESK'in 166 bin 266... Ancak bunların yanı sıra Tüm-İş, Ülkem-İş, Anadolu-İş, Yeniden MİSK gibi toplam sendikalı işçilerin en fazla binde 2'sini temsil eden konfederasyonlar da var. 'Sarı sendika' lakabını yerden göğe kadar hak eden Türk-İş, sendikalı işçilerin yüzde 52.09'unu temsil ediyor. AK Parti'nin emir kulu Hak-İş yüzde 34.27'sini, DİSK sadece yüzde 10.64'ünü... KESK ise yaklaşık 166 bin üyesiyle geriye kalan oranın önemli bir kısmını...
BIRAKIN SINIF SENDİKACILIĞINI ÜCRET SENDİKACILIĞI BİLE YOK
Bu konfederasyonlardan sınıf sendikacılığı yapabilen bir tane konfederasyon bile yok. İşçilerin haklarını ne kadar savunabildikleri ya da böyle bir dertleri olup olmadığı da tartışmalı... Türk-İş'in genlerinde sarı sendikacılık olduğunu bilmeyen yok. İkinci büyük konfederasyon, aslına bakarsanız sendika bile değil, AK Parti'nin arka bahçesi! DİSK'e gelince, açılımındaki 'devrimci' ibaresini unutalı on yıllar oldu. Sınıf sendikacılığını bir yana koyun, ücret sendikacılığı mücadelesinde bile dişe dokunur bir etkisi yok desek yeridir. 'Pembe sendika' demem o sebeple!.. Eğer ki DİSK-AR'ın başarılı araştırmaları olmasa, esamesi bile okunmuyor. Bir eleştiri getirmeye kalksanız, cevap hep aynı tekerleme; "12 Eylül darbesi sendikacılığı yok etti"! Ardından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun engellerinden bahsetmeye başlıyorlar. Bu gerekçelere sığınıp otellerde basın açıklamaları yaparak ya da herhangi bir sivil toplum örgütü gibi işçi haklarından çok gündeme ilişkin görüş açılayarak top çeviriyorlar! Sosyalistler arası örgüt rekabetleriyle sendikal bürokrasinin tüm olumsuz semptomlarını taşıyorlar.
Hâl böyle olunca, Türkiye'de gerçek anlamda bir sendikal mücadeleden söz edebilmek neredeyse imkânsız gibi! Mücadelenin önü büyük ölçüde gerek yasalarla, gerek baskıyla, gerek patron-hükûmet işbirliğiyle tıkanıyor. E zaten sendikalar da rejimin yanında, yanında olmayanlar ise etkisiz; öyleyse işçi sınıfı mücadelesi hangi yoldan yürüyecek. Konfederasyonların buna vereceği herhangi bir cevap yok!
BELKİ BAĞIMSIZ SENDİKALAR ÖNCÜ ÖRNEKLER OLABİLİR
Yani işçilerin ücret ve özlük haklarını savunabilecek direnç ve yetenekte bir konfederasyondan söz etmek mümkün değil. Ancak, bu hâliyle bile bir konfederasyon bünyesinde olmak, hak mücadelesinde yine de olmazsa olmaz. Eğer sendikasız bir işçiyseniz, bu çağda, neoliberal iktidarların hüküm sürdüğü bir ülkede, bırakın emeğinizin, canınızın bile değeri yok! Fakat sürekli ezilen ve hayat standardı açlık sınırının altına gerilemiş çalışanların mücadelesini yükseltecek ve mücadeleyi fabrikalar ve alanlara taşıyacak örnek sendikaların varlığı, bugün her zamankinden daha önemli... Bu arayışların Gezi Ayaklanması'ndan bu yana arttığını görüyoruz. Hatırlayan hatırlar; 2014 yılında İstanbul Esenyurt'ta Greif çuval fabrikasında taşeronlaştırma, düşük ücretler ve sendikal bürokrasiye karşı işçilerin başlattığı, fabrika işgaliyle süren 60 günlük tarihî direnişi... O mücadele kendine özgü ve çok emek gerektiren bir işçi eylemiydi. Neredeyse beş yıllık bir örgütlenme çabasının sonucuydu. Yine benzerleri belediye ve taşeron işçileri, metal iş kolundaki eylemler, sağlık çalışanlarının örnek mücadeleleriyle devam etti. Sonrasında tekstil, inşaat sektörlerinde bağımsız küçük sendikalar kurulmaya başladı. Kuryeler ve market çalışanları dernek temelli ama sendika benzeri işlev gören örgütlenmelere gittiler. Ne sarı sendikayla ne de pembe sendikayla yaşam koşullarının düzelmeyeceğini fark edenler, sosyalist parti ya da yapıların da desteğiyle yeni arayışlar içine girdiler.
İŞÇİ MECLİSLERİNDEN DOĞAN BİR SENDİKA
Bunlardan biri de Bağımsız Maden-İş... Soma'da 301 maden işçisinin can verdiği, bağıra bağıra gelen kazanın ardından yükselen mücadelenin bir meyvesi. Kuruluşu çok eskilere dayanmıyor, 2018'de kuruldu, ancak işçi sınıfının bağrından koptu. Maden İşçileri Meclisleri'nin bildirisinden aktarayım, neden bağımsız bir sendikaya geresinim duyduklarını: "200 bine yakın kişinin çalıştığı iş kolunda sadece 35 bin işçi sendikalara üye. İş kolunda bulunan sendikalar devlet ve işverenlerce ele geçirilmiş durumda. Bunlar doğrudan işçi sınıfına saldırı araçları olarak işlev görüyor. Sendikacılar yüksek maaşlar alırken, işçi aidatlarını da harcırah ve uyduruk gider kalemleri üzerinden yağmalamakla meşguller. İşverenlerin insan kaynakları ve muhasebe departmanlarıyla entegre olmuş durumdalar. DİSK’e bağlı olan ise sadece bir tabela sendikası, DİSK içinde yöneticilerinin kişisel ikbâl arayışlarının aracı olarak iş görüyor. Üyelik başvurumuzu kendilerine muhalif olma durumumuz olabilir diye reddediyorlar. Bazen de bizleri işverenlere ihbar edip işten atılmamızı sağlıyorlar. Soma katliamı sonrası iş kolumuzda yürüttüğümüz Maden İşçileri Meclisleri çalışması doğrultusunda belli havzalarda belirli somut kazanımlar edindik. Meclislerimiz, Soma, Divriği, Çetinkaya, İliç, Kangal, Hekimhan, Zonguldak, Bartın, Murgul, Yatağan, Afşin-Elbistan ve Akçakale’de düzenlenen toplantıların ardından genel merkezi 16 bin madencinin toplu olarak çalıştığı Soma’da olacak bağımsız bir maden işçileri sendikasının kurulması kararını aldık".
Bildiri çok daha uzun ama sözü edilen sebeplerle kuruluşu gerçekleşen Bağımsız Maden-İş'in o günden bu yana yürüttüğü mücadele, bağımsız sendikaların önemini ortaya koyuyor sanırım.
ZAFER SARHOŞLUĞUNA KAPILMANIN ZAMANI DEĞİL
Şimdi bir zafer sarhoşluğu yaşamanın ötesine geçmek için bu sendikal anlayışa tüm yurtseverlerin destek olması zamanıdır. Seslerini duyurmak, mücadelelerine dayanışmayı yükseltmek için!.. Mücadeleyi alanlara taşıyan, bunun için her türlü bedeli ödemeye hazır bu sendikaların öyle binlerce üyesi falan yok. Mesela madencilik ve taş ocakçılığı iş kolunda faaliyet gösteren Bağımsız Maden-İş'in üye sayısı 771 ve bin 194 üyeye ulaşamadığı için toplu sözleşme yetkisi bulunmuyor. Yıldızlar Holding gibi yandaş sermayeye karşı meydanlarda mücadele ederek elde ettikleri kazanım ise patronun üstüne yattığı maaşlarını ve haklarını geri almakla sınırlı... Yani aslına bakarsanız, gasp edilmek istenenleri geri aldılar. Eğer ki, bazı sendika bürokratları gibi otel odalarında basın bildirileriyle bu azgın yandaş sermayeye karşı mücadele eder gibi yapsalardı, hem işlerinden hem de hak ettikleri maaşlarından olurlardı.
Bir işçi inisiyatifinden doğmuş, maden işçilerinin meclisleri üzerine bina edilmiş bir sendikanın, en büyük avantajı sınıf bilinci ve dayanışması üzerine şekillenmesidir. Bu sayde bürokratik hantallıktan ve ataletten kurtulur. Doruk Madencilik'te elde edilen kazanımdan öte böyle bir sendikanın var olması işçiler için büyük bir kazanım. Şimdi bu direniş ruhununun DİSK'e de bulaşmasını sağlamak gerek. O 'D' harfi orada boşu boşuna durmuyor!
"HAK VERİLMEZ ALINIR"DI NE ÇABUK UNUTMUŞUZ!
Ve son olarak asla anmadan geçmek olmaz! Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Tahir Çetin ve sendika üyesi Ali Faik İnter 2021 yılından bu yana aramızda yok! Ne bir TV programından ne de bir basın toplantısından dönüyorlardı! 4 Temmuz 2021’de Uyar maden işçilerinin gaspedilen haklarını almak üzere TBMM ve Enerji Bakanlığı ile yapılacak görüşmeler için gittikleri Ankara’dan dönüş yolunda bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiler. Takla atan araçlarında son nefeslerini verdiler. Unutmamalı!
Son söz olsun: "Hak verilmez alınır"dı değil mi? Unutanlara hatırlatılır!..