Sorgulamadan taraf olmak, beş para etmez argümanlarla bundan birkaç yıl öncesine kadar birlikte yürüdüğünüz insanları nefret nesnesi haline getirmek, halkın çıkarlarını bir köşeye atıp bu ülkeyi yok oluşa sürükleyen bir iktidarla hizalanmak... Sanırım, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimine muhalif olan çevrelerin ortak özellikleri bunlar. Bu kitleden hiç kimse kalkıp da, "Ben ulusumun çıkarları için altı oku savunuyorum" diye maval okumaya kalkmasın, hiçbir inandırıcılığı yok. Kaldı ki, farklı farklı saiklerle aynı hizaya gelen bu kitlenin önemli bir bölümüne sorsanız, ne halkçılığı ne de devletçiliği tarif edecek siyasî kültür seviyesine sahip olmadıklarını görüyorsunuz. Daha da ileriye gideyim, bu grupçukların içinde yer alan, en fazla saldırganlaşıp savrulanların büyük bir çoğunluğunun 'Nutuk'u bile okumadıklarından çok eminim! Okusalardı, bilerek ya da bilmeyerek bu millete, bu ülkeye kötülük yaptıklarını fark ederlerdi!
KANGRENLEŞEN SÜRECİN MÜSEBBİBİ BİR DEĞİL Kİ!..
Tartışmanın sövmeye, hizipleşmenin sürüleşmeye dönüştüğü bir ortamda, büyük olasılıkla bu girişi okuyanların bir bölümü, eğer o gruplarda yer alıyorsa, hemen 'İmamoğlu trolü' yaftasını yapıştıracaktır. Ancak, hemen şunu belirteyim; lider kültü yaratmanın ve yerel yönetimlerde halka hizmetin önüne halkla ilişkileri koyanları, yıllardan bu yana eleştiriyorum. Ve bunu CHP'nin genel başkanlığı koltuğunda Kemal Kılıçdaroğlu varken de yapıyordum, bugün de yapıyorum. Deniz Baykal'ın genel başkanlığı dönemini eleştirmemek zaten mümkün değil! Bir şey daha söylemeliyim; yeni yönetimin gözüne girmek için, eski yöneticilere sövüp sayanların da bu süreci zehirleyenler arasında ilk sıralarda yer aldığını düşünüyorum. En azından parti tabanında ciddi bir sıkıntı yarattıklarını vurgulamak gerek. Ve yaptıkları her paylaşım, yaranmak istediklerine de ciddi zarar veriyor.
'KURUCU PARTİ' DEDİNİZ Mİ ONA GÖRE KADRO GEREKİR
CHP, dünyada örneği az bulunur bir siyasî parti, benzeri birkaç tane var. En bilineni Meksika'daki 'Kurumsal Devrimci Parti'... Kurucu parti olma özelliğiyle bu partilerin seçim kazanma hedeflerinin yanı sıra, kurucu değerleri korumak ve geliştirmek gibi bir sorumlulukları var. Bu hem bir avantaj hem de ağır bir sorumluluk... Avantajını söyleyeyim; siyasî söylemleri ve stratejileri yetersiz kalsa bile, eğer ki kurucu değerleri savunabilen yeni bir siyasî odak yoksa, kemikleşmiş bir oy potansiyelleri oluyor. Bu CHP için yaklaşık yüzde 20 ila 25 arasında, bunun üzerindeki oy oranı, ya ülkedeki siyasî ya da ekonomik konjonktür veyahut çok başarılı bir seçim kampanyasıyla veya her ikisini fırsata çevirerek ortaya çıkıyor.
SELEF ÇOK BAŞARISIZSA HALEF VASAT OLSA DA YETER
Bu açıdan bakıldığında, çok net bir tablo var ortada; 31 Mart yerel seçimlerindeki başarı, hem konjonktürün hem de yeni CHP yönetiminin başarısı... Üstelik bu başarı müthiş bir seçim stratejisiyle elde edilmiş değil. Ortalamanın biraz üzerinde bir söylemi tutturmak ve parti örgütlerini mobilize etmek, yetti de arttı! Bu bile, bir önceki yönetimin ne denli başarısız olduğunun bir göstergesi olsa gerek! Ve işin garibi, aslında kurultay sonrası belirlenen yeni yönetimde eskinin pek çok ismi de yer almasına rağmen bu böyle... Demek ki sıkıntı salt insan kaynağıyla ilgil değil, bir vizyon, söylem ve beceri meselesi... Yine belirtmeden geçmeyeyim, bu üst düzey kadroların niteliklerinin öyle parlak olmadığını da söylemem gerek! Yani kurultayda parti yönetiminde bir değişiklik olmasaydı, bu isimlerin bazılarını yine yönetimde görebilirdik!
SIRADAN BİR YENİDEN YAPILANMA ÖLÜ TOPRAĞINI SİLKELEMEYE YETTİ
CHP üzerindeki ölü toprağının o kurultayla önemli ölçüde kalktığı kesin... Yine garip olan şu ki; bu değişimin ideolojik bir temeli yok! Sanki bir tür şirket içi yeniden yapılanmayı andırıyor. Ve şimdi kendilerini 'partinin has sahibi' ilan eden, eski parti ağalarının başını çektiği 'küskünler cephesi'nin siyasî vizyonsuzluğu ve hamasetle örülü söylemleri dikkate alındığında, bu yeniden yapılanmanın bile ne denli önemli olduğunu anlamak mümkün. Bunun sonucunda, parti örgütlerinde ve seçmenlerinde yaşanan hareketlenme ve dayanışma güçlendi. Siyaset mutfağa kapanmışken, sokağa taştı. Bu bile tek başına, halefle selef arasındaki farkın, nicel değil nitel olduğunun bir göstergesi...
PUSUDA BEKLEYENLER ANINDA SALDIRIYA GEÇTİ
Partiyi bir kabuğa hapseden, kendi aşiret tarzı ilişkileriyle ilçe örgütlerini ve hatta mahalle temsilciliklerini hemşehricilik, klikleşme, çıkar ilişkilerine indirgeyip yönetenler de işte bu göreli başarıyı hazmedemedi. Bir fırsat kolluyorlar, hâlâ etkili oldukları alanlarda 'küskünleri' çevrelerine toplayarak negatif muhalefet yapmaya çalışıyorlardı. O fırsatı altın tepsiyle bunların önüne koyan Cumhur İttifâkı oldu. Onlar da hemen üstüne atladılar. Sloganları gerçekten CHP örgütlerine ve seçmenlerine hakaret gibiydi: "Parti gerçek sahiplerine verilmeli"... Sanki babalarının tarlasından bahsediyorlardı. Ki zaten partiyi babalarının tarlasına çevirmişlerdi. Sadece birkaç isim vermekle yetineyim; Mehmet Sevigen, Gürsel Tekin ve şürekası, bir de Hatay'ın utanç abidesi Lütfü Savaş... Ve bazı belediye başkanlarıyla milletvekilleri de var. Bu örnek isimleri tek tek değerlendirmek sadece zaman kaybı! Kör bir nefretle partiyi ele geçirmek dışında bir niyetleri ve vizyonları yok. "Ya benimsin ya kara toprağın" zihniyetiyle sadece partiye değil, ülkeye büyük zarar vermeyi göze almış bir çıkar grubu bu, hepsi o! 'Ulusalcı', 'kurucu değer savunucusu' benzeri tanımlamalar yapıyorlar ya kendilerine, zerre alakaları yok! Hatta bu tanımların anlamını bile bildiklerini sanmam!
'KÜSKÜN' OLUNABİLİR AMA İKTİDARIN APARATI OLUNMAZ
Hâl ve gidiş bu... Dediğim gibi, bu noktada mesele oldukça açık olsa gerek! Her geçen gün daha da baskıcı ve gerici bir tavır içine girmiş iktidar, CHP'nin önemli isimlerini hapse tıkıyor. CHP'nin yönetimindeki belediyelerin hizmet verememesi için her türlü kuşatmayı yapıyor. Yandaş kanalların bazılarını manipülasyon ve provokasyon yapmakla görevlendiriyor. Ve bunu yaparken, 'küskün' CHP'lileri kullanmaya çalışıyor. Bir bölümü bu oyuna geliyor. Ve "Bunlar kullanılıyor" demek de doğru değil, onlar zaten canı gönülden bu operasyona katılıyor.
Trajikomik olan şu ki, bu AK Parti aparatı gibi hareket edenlerin ağzından düşmeyen iki deyim var; 'sırtından hançerlenmek' ve 'ihanete uğramak'... Bu deyimleri kullananlar, şu anda tutuklu yargılanan 400 küsur CHP'linin uğradığı hukuk dışı uygulamaları da, bu insanların sağlık durumlarını da hiçe saymaktan imtina etmiyor. Arada bir bazı 'duyarlıymış gibi yapan' AK Partililer ile "Tutuksuz yargılansalar iyiydi" diyorlar yarım ağızla!.. Belli ki hiç mi hiç umurlarında değil!
YOLSUZLUKLA MÜCADELEYİ BU YOLSUZLAR MI YAPACAK?
Kullandıkları bir diğer argüman daha da akla zarar; 'yolsuzlukla mücadele'!.. Duyan da sanır ki, bir önceki belediyelerde hiç usülsüzlük, hiç yolsuzluk olmamış. Hele ki bunu bir zamanların CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin söyledi mi, kargaların gülesi gelir! Akrabalarının ve çevresinin nasıl zenginleştiğini orta yaşı geçmiş her partili saatlerce anlatabilir. Kaldı ki, o belediye başkanlarından ya da bir kez daha belediye başkanı olmak için aday adayı olanlardan ve yeni yönetim tarafından tercih edilmeyenlerden bir bölümünün pür-i pak olanı var mıdır? Hemen belirteyim herhangi bir CHP'li belediye başkanının, AK Partili ya da MHP'li herhangi bir meslektaşıyla karşılaştırıldığında sütten çıkmış ak kaşık olduğu aşikâr... Ama bu 'küskün AK Parti aparatları'nın ne Bursa'nın bir önceki belediye başkanı ne de Gaziantep'in bugün hâlâ görevde olan belediye başkanıyla ilgili bir usulsüzlük ve yolsuzluktan dem vurduğunu duyamazsınız! İkiyüzlülüğün ve kendi partisine nefretin seviyesini buradan anlamak mümkün!
ADALET BAKANININ GÖNÜLLÜ AVUKATLARI
Daha uzatmayayım, son olarak Türkiye'de bağımlı yargının ve hukuk devletinin yok edilişinin simgesi haline gelmiş, eski cumhuriyet başsavcısı, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek'in gönüllü avukatı olanlara şöyle bir bakın! CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, Gürlek'in mülkleri üzerine yaptığı açıklama sonrasında, daha AK Partili troller harekete geçmeden bunlar cansiperane bir saldırıyı başlatmadılar mı? Barış Yarkadaş ile başlayan karalama kampanyasının devamını getirenler ortada!.. Hepsi de acar gazeteci kesildi, Gürlek'e yönelik iddiaları çürütmeye çalışıyorlar. Belki bir ara da İBB davasındaki tel tel dökülen iddianameyi eleştirmeyi akıllarına getiririrler. Aklını ve ruhunu ipotek edenlerden böyle bir şey beklenirse tabii!..