Generalim Tankınız Ne Güçlü

Tankınız ne güçlü generalim,

Siler süpürür bir ormanı,

Yüz insanı ezer geçer.

Ama bir kusurcuğu var;

İster bir sürücü.

Bombardıman uçağınız ne güçlü generalim,

Fırtınadan tez gider, filden zorlu.

Ama bir kusurcuğu var;

Usta ister yapacak.

İnsan dediğin nice işler görür, generalim,

Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.

Ama bir kusurcuğu var;

Bilir düşünmesini de.

– Bertolt Brecht

Bugün birkaç konuyu başlıklar halinde sizlerle tartışmak istiyorum. Ana ekseninde İsrail/ABD-İran Savaşı olmasına rağmen, konuyu bütüne taşımak ve bugünden sonra oluşacak yeni dünya düzenine teorik olarak ulaşmak istiyorum.

Tartışacağımız konulardan ilki, savaş nedir? Ve İsrail-ABD ekseninin İran’a karşı kalkıştığı şeye savaş diyebilir miyiz?

Buradan elbette bir kavram ve yeni üretilen kavramlar üzerine birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum.

Bertolt Brecht şiiri ile başlamamın da bir sebebi var tabii ki, savaşlardaki insan olgusu, inanç ve haklılık üzerine söyleyeceklerim var. Özellikle bu savaş bize gösterdi ki milyon dolarlık füzeler, milyar dolarlık hava savunma sistemleri, birkaç bin dolarlık dronlara karşı çok da etkili değil. Bu konuya da kısaca göz atacağız.

Bir de son zamanlarda sık tekrarlanan bir kavram üzerinde durmak istiyorum. “Yeni Soğuk Savaş” kavramı, gerçekten yeni mi veya yeni eki aldığı zaman gerçekten eski kavram içeriğiyle bir bağı var mı?

Üçüncü başlık ise tüm bunların magazinsel tarafını bir tarafa itersek, önümüze nasıl bir yol haritası çıkıyor?

Çok kutuplu dünya ile zıt kutuplara ayrılmış dünya aynı anlamı mı taşıyor, bu sorunun cevabını da aramaya çalışacağım. Bununla birlikte Avrupa bu denklemin neresinde ve gerçekten bir güç mü?

Sol bu yeni yol haritasını nasıl okuyor, imkânları ve imkânsızlıkları nelerdir? Solun bir planı var mı, uzun ve kısa stratejisi nedir, ne olmalıdır? Yoksa mızmızlanmaya devam mı edecek?

Bu savaş yeni bir Vietnam sendromu yaratacak mı? Savaşın kazananı olacak mı, yoksa herkes mi kaybedecek? İran’ın yarattığı direniş, dünya halkları için yeni bir 1905 güveni yaratacak mı? Ulus devlet olgusuna ne katacak? Küreselleşme ideolojik olarak çöktü mü?

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Batı dünyasının yeni zıt kutup yaratma çabası gerçekçi mi, Demokrasi-otokratik yönetimler formülasyonuyla ortaya konan strateji gerçek mi?

Yeni yükselen güç Çin bu savaşın neresinde? Çin’den umut beklemek sosyalistler için gerçekçi mi, yoksa bir hayal mi? Ekonomizme boğulmuş olan sol siyaset iflas eder mi?

Trump’ın ofisinde dua seansını “yeni ortaçağ”ın bir kanıtı olarak okuyabilir miyiz? Dünya “yeni ortaçağ”dan çıkabilecek mi, yoksa daha derin bir ortaçağ mı geliyor?

Elbette en önemli soru olarak karşımızda duran, yeni bir dünya savaşı olacak mı?

***

Birinci soru ve bununla ilgili cevap üzerinden yazımıza başlayabiliriz.

Geçtiğimiz yıllarda satışa çıkmış olan Şimdi Canavarlar Zamanı adlı kitabımda kısaca bu yeni duruma değinmiştim:

“Birinci öngörüm: Önümüzdeki yirmi yıl dünya için ve aynı zamanda ülkemiz için bir içsavaş dönemi olarak görünmektedir. Uluslararası bir savaşı da es geçmemek gerekebilir. Ama bu yeni savaş şeklinin ‘hibrit savaş’ gibi olacağını düşünebiliriz. Hibrit savaş üzerinde çalışmalar yapan Rus general Valery Gerasimov’a göre 21. yüzyılda artık savaş alanları ve savaş dışı bölgeler arasındaki çizgiler bulanıklaşmaya başladı. Klasik savaşın kuralları temelinden değişti. ‘Gerasimov Doktrini’ olarak bilinen yaklaşıma göre saldırıların herhangi bir yerde ya da her yerde olabileceği anlamına gelen bu ‘hibrit savaş’ gelecekteki savaşların temel karakteristiği olacak.”

Ve şunları da eklemiştim kitabımda:

Ama tartışmaya geçmeden önce bir parantez açmak durumundayım. Bu kitabın yazılış serüveni 2,5 yıl önce başladı. Niyetim, anlattıklarımın tümünün bu son konuya işaret etmesi ve onu desteklemesiydi. Kısaca tekrar edecek olursam, neoliberalizm denen bu yeni emperyalist dünya eninde sonunda bir dünya savaşı ile son bulacaktı. Bu bildiğimiz anlamda bir dünya savaşı olmayabilir, ‘hibrit savaş’ gibi yeni bir tanımla açıklanabilir, ama nihayetinde bu bir dünya savaşıdır ve dünyanın yeniden düzenlenmesidir. Bu bölümü yazarken henüz İsrail-Filistin Savaşı başlamamıştı, işin içine İran, Mısır, Ürdün (görünen o ki bu bahsettiğim ülkeler ilk elden bölge savaşının içine çekileceklerdir) girmemişti. Çin-Tayvan-ABD üçgeninde yeni krizler başlamamıştı. Tüm bu yeni gelişmeler benim saptadığım şeye sadece destek verir niteliktedirler. Bu ara notu düştükten sonra devam edebiliriz sanırım.”

Elbette bu kitabın yazılması üzerinden epey bir zaman geçtikten sonra Rusya-Ukrayna Savaşı, akabinde İsrail-İran 6 Gün Füze Savaşı, Pakistan-Afganistan Savaşı başladı. İsrail/ABD-İran Savaşı’nın ise zaten içinde yaşamaktayız. Ama öngörümüze göre bu tür savaşlar başlayacaktı. Bu yeni başlayan savaşların biçimleri ve süreleri bizim öngörümüzü boşa çıkaracak şeyler değiller. Bilakis öngörümüzü destekleyen gelişmelerdir.

Geçen yazımda belirttiğim gibi (https://www.tele2haber.com/yeni-tip-gazetecilik-ve-etkileri#google_vignette) aceleci yorumlardan kaçınmak istiyorum. İki haftalık bu yeni savaş konseptinde “İran kazandı!”, “İsrail tüm dünyayı tuzağına çekti!” gibi aceleci ve komploculara has yorumlardan özellikle kaçınmalı. Yazıda da belirttiğim gibi yeni gazetecilik, bir nevi astrologluğa dönüşmüş durumda ve kim daha önce söyleyecek yarışında, takipçi kasmaya yönelik bir davranış modeli bu. Biz görünenin ışığında görünmeyeni bulmaya çabalıyoruz ve pratikten teoriye ulaşmak istiyoruz. Ve ilk elden söylenecek olan şudur: Bu son savaşın etkileri daha öncekilerden farklı olacak ve etkisi farklı şekillerde anlam bulacak. Detaylarına değineceğiz ama birkaç ipucu verecek olursak:

a. İran saldırısı Batı için yeni bir Vietnam psikozuna dönüşür mü?

b. Batı’nın ideolojik hegemonyasının kırılmasına sebep olur mu?

c. Kim kazanırsa kazansın, kazanan taraf için bu bir Prus zaferi olacaktır.

d. Çok kutuplu bir dünya için zemin hazırlayacak veya katalizör görevi görecek (iki kutuplu dünya değil, çok kutuplu dünya, bunu ilerleyen bölümlerde, özellikle Soğuk Savaş bölümlerinde tekrar ele alacağım).

e. Bundan sonra uluslararası hukuk diye bir şeyin olmadığı herkes için görünür olacak mı?

f. Dünya üzerinde İsrail karşıtlığının hatta Yahudi düşmanlığının (tarihin birçok döneminde olduğu gibi) artma olasılığı nedir?

Savaş üzerine birkaç söz edilecekse elbette Carl Von Clausewitz’e atıf yapmadan geçilemez. En temel önermesi olan “Savaş, politikanın başka araçlarla sürdürülmesinden başka bir şey değildir” bize yaşananlar hakkında epeyce ipucu verir. Evet savaş aslında sadece bir araçtır ve işte tam bu noktada “Yeni Dünya Düzeni” çözümlemesinin başaktörüdür diyebiliriz. Savaş olmadan “Yeni Dünya Düzeni” kuramazsınız ve içsavaş olmadan da devrim yapamazsınız. Böylece elimize şuan için iki savaş kavramı geçmiş oluyor. İçsavaş ve uluslararası savaş. Bunu çoğaltabiliriz, “emperyalist savaş”, “sömürü savaşı”, yukarıda da değindiğim gibi, iki zıt kutbun olduğu “soğuk savaş”, ancak amacım bunları çoğaltmak değil, amacım kavramları doğru kullanmak ve yeni moda olan, önüne gelenin yeni kavramlar oluşturması. Kavram, bir nesnenin, bir duygunun ya da düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, anlamı, anlam yüküdür veya nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini içine alan ve onları bir ortak ad altında toplayan genel tasarımdır. Kısaca ortak aklın, ortak paydalarda buluştuğu matematiksel bir formüldür de diyebiliriz. Şimdi ise kavram uydurma düzeneği olmuş durumdadır, bunun sebebi de ortak aklın ortadan kalkmasıdır.

Yine Carl Von Clausewitz’in diğer önermesine bakmak gerekiyor. “Savaş, düşmanı irademizi kabule zorlamak için bir kuvvet kullanma eylemidir.”

İsrail-ABD cephesinin ilk amacı bu önermede gizlidir. Sadece saldırılan İran değildir, diğer bütün ülkelere bir gözdağıdır yapılmak istenen. Bir örnek verelim, İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Japonya’nın fiilen savaşı bıraktığı, yenildiği bir anda Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları tam olarak budur. Bomba aslında Japonya’ya değil (zaten yenilmişti) Sovyetler Birliği’ne ve sol blok ülkelerine atılmıştı. Güç ve iradenin gösterilmesiydi yapılmak istenen ve eğer kısa bir sürede Sovyetler Birliği atom bombasını yapamamış olsaydı çözülüşü belki de daha önceki bir tarihe çekilmiş olacaktı.

Bu bölümü Niccolò Machiavelli’den bir alıntı yaparak bitirmek istiyorum:

“Unutulmamalıdır ki, yeni bir düzenin getirilmesinde öncülük etmekten daha zor, daha tehlikeli ve başarısı daha belirsiz bir şey yoktur. Çünkü yenilikçinin düşmanları eski koşullar altında başarılı olmuş olanlardır ve yeni koşullar altında başarılı olabilecek olanlar ise ona karşı ılımlı bir destekçidir. Bu soğukluk kısmen, yasaların kendi taraflarında olduğu rakiplerden duyulan korkudan ve kısmen de uzun süre deneyimlemeden yeni şeylere kolay kolay inanmayan insanların şüpheciliğinden kaynaklanır.”

Devam edecek...