Son günlerde ortalık "derin devlet" ve "devlet aklı" deyimlerinden geçilmiyor. Bu kavram ya da ifadelerin arka planında ise "devlet" ve "hükümet" ayrımı yatıyor. Olağan, oturmuş ve istikrarlı ülkelerde (elbette bunlar parlamenter demokrasinin işlediği kapitalist toplumlardır) devlet ile hükümetler arasında belli bir mesafe ve karşılıklı özerklik diyebileceğimiz kurumsal bir farklılık vardır. Devletlerin uzun vadeli, kuruluş kodlarından gelen nitelikleri, kalıcı sütunları ve siyasetleri olur. Hükümetler ise bu verili çerçeve içinde temsil ettikleri sınıf ve kesimlerin lehine bir çizgi izler ama devletin temel siyasetlerinin dışına çıkmazlar.
Bunlar daha çok devletin laiklik, demokrasi, bilimsel eğitim, anayasal düzen ve dış politika gibi konulardır. Bu yapılanma modern ve demokratik kapitalist ülkeler için geçerlidir. Çünkü halkın kendi kendini yönettiği yanılsamasının en rafine ve gelişkin biçimi olan parlamenter demokrasiler, burjuvazinin (sermaye sınıfının) da en güvenli ve istikrarlı egemenlik biçimleridir. Kaldı ki emekçiler dâhil olmak üzere, diğer sınıf ve kesimlere de tavizlerin verildiği bir tür uzlaşma rejimleridir. Devletler, son çözümlemede egemen sınıf ve güçlerin örgütlenmiş baskı ve tahakküm araçlarıdır. Belirleyici özellikleri sınıfsal karakterleridir.
Böyle devletlerin kalıcı nitelikleri ve siyasetleri olur. Bunları gözeten, sürdüren ve yaşama geçiren, görece özerkliğe sahip güçlü bürokrasidir. Genellikle sivil ve asker bürokrasi, güçlü anayasal kurumlar ve yazılı kurallar (yasalar) vardır. Devlet bürokrasi demektir. Bürokrasi son çözümlemede olmasa bile, ilk çözümlemede söz konusu sınıfsal uzlaşmayı da temsil eder, doğası gereği kamucudur. Liberal kapitalizmin doruğu olan ABD'de bile bu böyleledir. ABD yargısı örneğin, belki de Batılı ülkeler arasındaki en güçlü bağımsız iktidar erklerinden biridir.
DEVLET VE GÜÇLÜ BÜROKRASİ
Devlet aklı denilen siyaset ve kararlar işte bu güçlü bürokratik elitler tarafından tanımlanmış kurallar ve siyasetler çerçevesinde, söz konusu toplumların orta ve uzun vadeli çıkarları gözetilerek verilir. Böyle eşiklerde bir mutabakat gözetilir.
"Derin devlet" denilen yapılanma ise farklıdır. Onun "devlet aklı" ile bir ilgisi yoktur. Hukuk dışı (illegal) bir yapılanmadır ve daha çok Soğuk Savaş dönemine özgü bir örtülü operasyon yapılanmasıdır. Gayrinizami harp örgütüdür. Sola karşı konumlanır.
Türkiye'de son dönemde olup bitenlerin ne "devlet aklı" ile ne de "derin devlet" ile bir ilgisi var. Bu yöndeki iddialar palavradan ibaret birer komplo teorisinden başka şey değil. Donanımsız, bilgisiz ve çözümleme (analiz) yeteneği sınırlı bazı yorumcular ve siyasetçilerin, olanı biteni kolay açıklama yönteminden başka anlamı yok. Siyasal ve toplumsal gelişmeleri (gerek iç gerekse dış olaylar bakımından) çözümleyemeyen bazı tiplerin, sözüm ona saçmalıklarını bir gizem perdesinin arkasına saklayarak "derin analiz" diye kamuoyunu, hatta akademiyi etkileme çabasıdır.
Oysa siyasal, toplumsal, ekonomik ve tarihsel olaylar bilimsel bir yaklaşımla açıklanabilir. Bilimsel bir metodolojiniz yoksa bu gelişmeleri bir avuç karar verici komplocu ile "avanak" kitlelerin ilişki, çelişki ve yönlendirmesi üzerinden açıklarsınız, olur biter. Şu günlerde bu tiplerden televizyon ekranlarında ve siyasetçiler arasında bolca var. Hiçbir değeri yok.
DEVLETE AKP HÂKİMİYETİ VE İMHASI
Türkiye'de devlet, yüzeysel olarak da derin haliyle de Erdoğan-AKP iktidarının, yani İslamcı-muhafazakâr oligarşinin hâkimiyeti altındadır. Erdoğan yönetiminin tercihleri dışında ve ondan bağımsız bir devlet aklı söz konusu değildir. Bize AKP iktidarının ve siyasal İslamcı hareketin tercihlerini, rejim değişikliği hamlelerini ve cumhuriyetin imha edilmesini "devlet aklı" diye yutturmaya çalışıyorlar. Son olarak CHP'ye yönelik "butlan" saldırısını da –ki 19 Mart 2025 darbe sürecinin zirvesidir– devlet aklının bir hamlesi diye pazarlamaya kalkıyorlar.
Bugün olan biten her şey Erdoğan-AKP yönetiminin temel tercihleri ve yönelimlerine birebir uygundur. İslamcı iktidardan bağımsız bir bürokrasi kalmadı. Devlette bir şube müdürünü bile bulamazsınız. Bu durum sadece sivil bürokrasi için değil; başta ordu olmak üzere, devletin güvenlik aygıtı ve bürokrasisi için de geçerlidir.
Erdoğan yönetimi böyle bir kurum ve bürokrasi bırakmadı. "Devlet aklı" dediğimiz, Türkiye'nin temel siyasetlerinin belli periyotlarla güncellenmesini esas olarak MGK yapardı. Kırmızı Kitapçık diye bilinen Millî Güvenlik Siyaset Belgesi de bu güncellemenin belgelendiği ve kamu kuruluşlarına yön gösteren bir rehber metin gibiydi.
Görece daha demokratik olan eski Türkiye –ki 1961 Anayasası temeline dayalıydı– hem güçler ayrılığı ilkesinin kurumsal düzeyde güvence altına alındığı bir devlet yapılanmasına, güçlü bir asker ve sivil bürokrasiye, devletin hafızası ve küresel çıkarlarını gözeten bir hariciyeye (Dışişleri Bakanlığı) sahipti. Bu yapılanma çeşitli mekanizmalar üzerinden cumhuriyet burjuvazisi ile de interaktif bir ilişkiye sahip olduğu gibi, bir NATO ülkesi olduğu için devleti Batı'nın yönelimlerine göre formatlıyordu. Yaklaşık 24 yıllık Erdoğan-AKP yönetimi, pasif ve sinsi bir karşı devrim gerçekleştirdi.
Siyasal İslamcı bir hareket olarak AKP iktidarı, cumhuriyeti büyük ölçüde imha etti, kurumlarını dağıttı, onu ayakta tutan temel sütunlarını (laik eğitim ve kamu yönetimi gibi) yıktı. Akılcılık ve bilim odaklı bir bilgi anlayışı yerine, inanç merkezli bir bilgi anlayışını esas alan bir kamusal düzen oluşturdu. Bu bir Orta Çağ arızasıdır, belirleyici bir parametredir (ölçü) ama ne yazık ki oldu.
KURUMSAL ÇÖKÜŞ VE O AKILLI DAĞILMA
Sık sık vurguladığım gibi siyasal İslamcı iktidar cumhuriyeti yıktı büyük ölçüde, ama yerine kendi rejimini kuramadı. Öncelikle toplum genel olarak önderlikten yoksun olsa da direndi ve hiçbir koşulda teslim olmadı. Gezi bu direnişin zirvelerinden biriydi. Dahası, İslamcı hareketin görgüsü, bilgisi, birikimi, insan kaynakları, entelektüel kapasitesi ve gücü yetmedi.
Yine sıkça işaret ettiğim gibi, aktüel gerilim ve çatışma alanı ise şudur: AKP iktidarının siyasal ve tarihsel ömrü tükendi. İç ve dış iktidar dinamiklerini yitirdi. Tek meşruiyet kaynağı olan toplumsal desteği de önlenemez şekilde çözülmeye başladı. Ülke ekonomik bakımdan iflasın eşiğine geldi. Gelir adaletsizliği ve yoksulluk hem derinleşti hem de yaygınlaştı. Dar bir İslamcı-muhafazakâr oligarşi oluştu. Ancak İslamcı hareketin rejim değişikliği isteği ve ısrarı ise devam ediyor. İşte son günlerde yaşadığımız her şey bu gerilim alanının ürünüdür ve oradan besleniyor. Halktan tazelenmiş bir ideolojik rıza ve siyasal onay üretme kapasitesini de kaybeden AKP iktidarı, rejim değişikliğini tamamlamak ve kalıcılaştırmak için 31 Mart 2024 seçimlerinden sonra –CHP yönetimi ve liderliğinin sürpriz şekilde değişmesinin de belirleyici etkisiyle– harekete geçti. Hedefledikleri rejimin kalıcılaşmasının tek yolunu ise ülkeyi İslamcı-faşist bir totaliter düzene sürüklemekte görüyorlar. Hedefleri budur.
CUMHURİYETTEN KALAN TEK KURUM
Bu amaçla bir yandan Kürt siyasal hareketini yanlarına çekmeye çalışırken, diğer yandan da "19 Mart darbesi" ile başta iktidar alternatifi CHP olmak üzere muhalefeti paralize ederek etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Çünkü CHP cumhuriyetten geriye kalan tek ve en dinamik kurumdur. Devlet mimarisinin dışında olsa da toplum ile güçlü bağlara sahip. İşte bu nedenle CHP'yi imha etmeye, bağımlı yargı aracılığı ve "butlan" kararı ile yönetimini değiştirip terbiyeli ve "makul" bir muhalefet oluşturmaya çalışıyor. "Butlan" kararı budur.
İşte, bütün bu "darbe" niteliğindeki saldırılara da "devlet aklı" demeye çalışıyorlar. Oysa ortada ne hariciye kaldı ne nitelikli bir üst asker-sivil bürokrasi ne de bütün bu kurumları koordine edecek bir MGK var. Kemalist-cumhuriyetçi tek bir vali ve kaymakam bulmanın bile neredeyse imkansız olduğu bir devlet yapılanmasında, iktidarı aşan ve ona da ayar verecek bir "devlet aklı"ndan söz etmek, bilinçli bir AKP yazıcılığı ya da sözcülüğü değilse eğer, tam bir cehalettir. Bir dönemin liberal devlet-iktidar analizlerinin kaba bir tekrarı ya da en iyi olasılıkla entelektüel bir tembellik veya cehaletten ibarettir.
Türkiye'de son 24 yılda olup bitenleri anlamamak demektir.
DERİN DEVLET EFSANESİ
Derin devlete gelince, o yapılanma Sovyetler Birliği ve sosyalist blokun olduğu döneme özgü illegal bir NATO-Pentagon yapılanmasıdır. Temelinde "Dolaylı Saldırı Doktrini" vardır. Sol-sosyalist hareket düşman sayılarak ona karşı yasa dışı bir savaş yürüttüler. Genel adı "Inter-NATO"dur. İtalya'daki adı "Gladio" ve Türkiye'de ise "Kontrgerilla" idi. Kurumsal TSK'da Özel Harp Dairesi içinde yapılandırılmıştı. Bizde de 28 Şubat 1997'de tasfiye edildi. Türkiye'de Kürt savaşı nedeniyle gecikmeli bir tasfiyeydi, ama tasfiye edildi. O nedenle 28 Şubat sanıldığı gibi "irtica ile mücadele" için değil, Türkiye'de Soğuk Savaşı bitirmek üzere başlatılan bir süreçti. İslamcılar ve ülkücüler ile ayıplı ilişki kesildi. Bu kadar bağırmalarının nedeni buydu. Darbe ile ilgisi yoktu, darbe görmesek bize 28 Şubat'ı darbe diye yutturacaklardı. Ancak BOP ve "ılımlı İslamcılık" gibi, ABD emperyalizminin yeni stratejik planlamalarının da etkisiyle yarım kaldı. AKP iktidarı ile farklı yola girildi.
Derin devlet boşluğunu, rejim değiştirme operasyonları nedeniyle Emniyet merkezli olarak FETÖ doldurmaya çalıştı. Bilindiği gibi olmadı. Şimdi AKP, kimi cemaatlerin de desteğiyle aynı şeyi deniyor. Ancak henüz böyle bir yapılanmayı oturtabilmiş değiller. MİT, Emniyet ve Adliye sacayağına oturan bir yapılanma çabası –mesafe alınsa da– devam ediyor. Ancak bu yapılanma devlet aklının üretileceği bir alan değil. Derin devlet (Gladio, Kontrgerilla vb.) bir operasyon yapılanmasıdır. Hukuk dışıdır.
BAHÇELİ VE MHP'NİN ROLÜ
Devlet Bahçeli ve MHP ise ne "devlet aklı"nın temsilcisi ne de "derin devlet"in sözcüsüdür. MHP'nin asıl işlevi, İslamcı iktidarın sürekliliğini sağlayan bir payandadan ibarettir. MHP ve ülkücü hareket tarihinde de hiçbir zaman çekirdek devletin, "Encümen-i Daniş" de denilen yapılanmanın bir bileşeni olmadı. Ülkücü hareket ve MHP her zaman bir operasyon gücü, sokağın kontrol aygıtı olarak konumlandırıldı. Değilse 12 Eylül 1980 darbesinden sonra A. Türkeş dâhil bütün yöneticileri yaklaşık 5 yıl hapis yatırılmaz, militanları 10-15 yıl yatırıldığı gibi 20 kişi idam edilmezdi. Özetle abartmaya gerek yok.
MHP ve ülkücü hareket uzun yıllar bir Gladio aparatı olarak işlev gördü. 28 Şubat'tan sonra güncellenen (yeniden düzenlenen) Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde esaslı şekilde ayar verildi.
Bu nedenle Bahçeli ve partinin diğer sözcülerinde keramet aramanın âlemi yok. MHP'nin bugünlerde asıl işinin, bir yandan İmralı süreci olarak Kürt muhalefetini yatıştırmak ve yedeklemek, diğer yandan da CHP'yi "terbiye etmek" olduğu görülüyor. Bu her iki girişimin de esası, Erdoğan-AKP iktidarının siyasal ömrünü uzatmaktır. Bahçeli ve MHP eğer olumlu ve demokratik bir rol oynamak istiyorsa yapacağı şey basittir: AKP iktidarına desteği çeker ve erken seçim talebini benimsersiniz, olur biter. Hem Kürt sorununun çözüm yolu açılır hem de cumhuriyetin bir felakete sürüklenmesi CHP ile diyalog halinde önlenir.
İKTİDARIN PANİĞİ VE CHP
Sonuç olarak; AKP iktidarının siyasal ömrünü uzatarak rejim değişikliğini tamamlayıp kalıcılaştıracak darbe niteliğindeki her girişim ya da darbe niteliğindeki saldırıların "devlet aklı böyle istiyor" ve CHP'ye biçilen bir rol var, bunu benimsemesi gerekir gibi saçmalıklar dolaşıma sokuluyor ve inanmamız isteniyor.
Kaldı ki mutlak bir devlet aklı olsaydı, AKP iktidarı çoktan sonlanmış olurdu. Devlet aklı partileri aşar, bir iktidar partisinin siyaseti olamaz.
Dahası, esas olarak devletin kuruluş ilkelerine dayanır. Ayrıca devlet aklının her istediğini yapacak bir "kral iradesi" de yoktur, hesapları bozan şeyler olur.
İktidar için sürpriz, Ö. Özel'in sergilediği mücadele çizgisi oldu. Silivri direnişi kumpası bozduğu gibi toplumsal muhalefeti güdüleyen bir kaynak haline geldi. Özel, lider olarak yükseldi.
İktidar devletin şiddet aygıtlarını kullanarak ömrünü uzatmaya çalışıyor. Ama olmayacak. CHP genel merkezine gaz bombaları ve plastik mermilerle girilmesi toplumsal tepkiyi patlatmış durumda. Meclis yürüyüşü, TOMA'ya çıkış, İzmir Gündoğdu ve Ankara Güvenpark halk eylemi ile Anıtkabir yürüyüşü büyük bir dalganın geldiğini gösteriyor. Daha önemlisi, iktidar saldırısına karşı nasıl direnileceğini ve kazanılacağını da ortaya koyuyor.
Özgür Özel ekibi, CHP'yi geri almak için her şeyi yapmalı ama bütün enerjiyi buradakine harcamamalıdır. Toplumsal tepkinin yatışmasına izin verilmemelidir. Bu anlamda ayrı oluşumları her şartta dışlamak da doğru olmayacaktır. Artık iktidar değişimi bir takvim sorunudur.
Tarih, siyasal İslamcı bir iktidarın kalıcı iflası ile uzun bir cumhuriyetçi iktidarı hazırlıyor. Tarihin bu çağrısına büyük bir hata yapmadan yanıt vermek gerekiyor. Bu mücadelede duran kaybedecektir. Kesintisiz, demokratik ve meşruiyeti gözeten bir eylem hattı izlenmelidir.