Bu hafta, neredeyse AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren hayata geçirilmeye çalışılan önemli bir konudan bahsedeceğim. Ya da şöyle ifade edecek olursam, bu haftanın en önemli olayı bana göre, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yürürlüğe koymaya çalıştığı olaydır.

Aslında, eğitim veya eğitimde izlenecek yol sorunu Cumhuriyet’in başından bu yana devam eden bir sorundur. Şunu unutmamak gerekir, eğitime bakış, en nihayetinde bir ilericilik-gericilik tutumudur. İlericilik-gericilik savaşında kullanılan en önemli silahtır.

Sosyal çürümenin ilk ayağı eğitimden geçer. Althusser’in DİA’lar dediği üstyapı kurumlarını –eğitim, adalet, kültür gibi– çürütürseniz altyapıyı da çürütürsünüz. Çürütmeden yönetmek tekel düzeni için mümkün değildir. Eğitimin çürütülmesi bir bilinçle yapılmaktadır ve hiçbir şey tesadüf değildir.

Bu hafta Mili Eğitim Bakanlığı’nın, proje okul yönetmeliği ile birlikte en başarılı liselere girişte LGS’ye ek olarak, yazılı sınav ya da mülakat benzeri “okul özel sınavı, uygulamalı sınav, sözlü sınav” yapacağı haberi yankı uyandırdı.

Proje okul yönetmeliğinde; liseye geçiş sınavında yüzde 1’lik dilime giren öğrencilere yönelik özel program uygulayan okullarda okul özel sınavı uygulaması getiriliyor. Özel program uygulayan okullara öğrenci seçmek üzere programa özgü okul veya bakanlık tarafından öğrencilere yazılı ve/veya uygulamalı sınav yapılacak maddesi yer alıyor.

Özel program uygulayan okullarda öğrenci seçiminin; Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı okullarda; ortaöğretime geçiş kapsamında bakanlık tarafından yapılan merkezi sınav sonuçlarına göre öğrencinin Türkiye genelinde %1’lik başarı diliminde yer alması esas alınacak ancak öğrencilerin yüzde 1’lik dilime girmesi, istediği okula yerleşmek için yeterli olmayacak. Ayrıca okulda uygulanan özel program doğrultusunda okul veya bakanlık tarafından yapılacak özel sınavda başarılı olma şartı aranacak.

Şunu vurgulamak gerekiyor, LGS ve diğer ucube sınavlar temel olarak eğitime indirilen önemli darbelerdir. 1980’lerin sonunda biz henüz üniversite öğrencisiyken en önemli mücadele alanı YÖK’e karşı verdiğimiz mücadeleydi. YÖK ile birlikte üniversitelerin özerkliği yok edilmek isteniyordu. Anlatmak istediğim eğitimle ilgili sorunlar hep vardı ve var olacak, gerçek halkçı bir iktidar gelene kadar. Ama sürekli bir geriye, daha geriye, en geriye gidiş söz konusu ve bu durumda eğitimde mücadele hep devam edecek ve etmelidir. Esas sorulması gereken soru şudur: İlericiler neden gereği kadar eğitim alanında mücadele etmiyorlar?

Sınav sorularını çalmak Fetullah Gülen vasıtasıyla hayatımıza girdi. Onun öncesine kadar merkezi bir sınavda soruların çalınabileceği fikrine son derece yabancıydık. Ne yazık ki Fetullah Gülen gitse de yöntemleri baki kaldı. En son 2025’te yapılan LGS sınavında yaşananlar uzun süre konuşulduysa da gündemin yoğunluğu sebebiyle arka plana atıldı. Esasen burada mevzu sadece sınav sorularının çalınmış olması değil, bu vesileyle eğitim alanında uzun vadede yapacaklarıdır. Toplum olarak birkaç adım sonrasını görme yeteneğini çoktan kaybetmiş olduğumuzdan “Bak görüyor musun yine soruları çaldılar!” demenin ötesine geçemedik. Gerçek şu ki, sınav sorularını çalmak da artık yeterli gelmiyor veya istenilen düzeyde işlerine yaramıyor ki en başarılı okullara kendi istediklerinin dışında başka öğrencilerin yerleşmesine tahammül edemedikleri için işi artık şansa bırakmak istemiyorlar. Yüzde yüzü bizden olsun mantığıyla akla zarar kararları rahatlıkla alıyorlar. Konuyu ortaya atmak, kamuoyu tepkisini ölçmek, eğer muhalefet fazla ise biraz geri çekilmek, toplumu düşünceye ısıtmak, sonra da uygulamaya koymak bilinen yöntemler...

Uzun uzun eğitim üzerine teorik çözümlemeler yapacak değilim ama eğitim üzerine temel birkaç şeyi söylemeden de bu yazının bir anlamı olamayacak.

Öncelikle modern eğitim kapitalizmle birlikte ortaya çıkmıştır. Ulus devletlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, ortak dil, ortak kültür yaratmak için iki kurumun öne çıktığını görürüz. Birincisi temel eğitim dediğimiz ilkokulun zorunla hale gelmesi. İkincisi ise ulusal ordunun ortaya çıkması. Her ikisi de parçalı olan dil ve kültürün ortak değerler ve seviyeye çekilmesi içindir. Feodaliteden kalan, her bölgenin kendi şivesi, dili, her bir bölgenin ayrı kültürü, bu iki kurumla birlikte ortaklaştırılmaya çalışılmıştır. Hatta birçok noktada temel eğitim alanı askerlik dönemi olmuştur. Askere gelen, okuma yazma bilmeyen, sadece kendi bölgesini tanıyan genç, asker ocağında, temel eğitimini tamamlamış ve memleketine öyle dönmüştür.

Temel eğitimin diğer önemli noktası ise, sanayileşmeye başlayan ülkelerin, temel bir bilgiye ihtiyaç duymasıydı.

Sonrasında ihtiyaca göre, liseler, teknik liseler, üniversiteler bu ihtiyaca göre şekillenmişlerdir.

Ülkemizde modern eğitimin ilk çıkışını Tanzimat döneminde görürüz. Daha çok üniversitede düzeyinde olan bu modern eğitim, Tıbbiye, Mülkiye ve Askeriye olmak üzere o dönemin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Sonrasında İttihat Terakki dönemi ve daha sonra da Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle temel eğitimin önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Daha çok köylü bir millet olmamız dolayısıyla, Köy Enstitüleri bu topraklarda ileriye doğru atılmış bir eğitim seferberliği olarak tarihteki yerini almıştır.

Ama eğitim her zaman ilerici midir? Ortaçağda da eğitim kurumları vardı. Daha sınırlı insanın okuduğu, eğitim gördüğü ruhban okulları vardı. Bu kurumlar ilericilikten daha çok toplumu baskılayacak yapılar olarak ortaya çıkıyordu.

Merdan Yanardağ’ın, İçtihad Kapısı adlı kitabı İslam ortaçağını ele alır ve bunu da Gazali ve Nizam’ül-Mülk’ün kurduğu Nizamiye Medreseleri’ne bağlar. Bu medreseleri gelişen İslam düşünce hayatına indirilen bir darbe olarak ele alır ve aydın düşünürlerin önünün kesilmesinde büyük bir etken olduğunu söyler.

Dediğim gibi her eğitim ilerici eğitim değildir ve bazen gericidir ve ilerici adımların önünü kesmek için kurgulanır.

Günümüzdeki eğitim sistemi aslında tam olarak bunu yapar, insanları cahilleştirmek üzere kurgulanmıştır. Dediğim gibi bu konu bu makale sınırlarının oldukça üzerindedir.

Şu kesinlikle unutulmamalıdır, her eğitim modeli kendi üretim biçiminin bir sonucudur. Üretim modeline göre şekillenir. 1950’lerden sonra hızla sanayileşen Türkiye sanayide işine yarayacak eğitim kurumlarına ihtiyaç duyuyordu. ODTÜ böyle kurulmuştur örneğin.

Türkiye’de eğitim özellikle 1980’den itibaren gericileştirilmeye başlanmıştır.

Gelin kısaca bunlara göz atalım.

İmam hatiplerin önü açılmıştır.

Üniversitelerin özerkliği ortadan kaldırılmıştır.

Özel okullar açılmaya başlanmış ve bu bilhassa teşvik edilmiştir.

Eğitim sendikalarının içi boşaltılmış ve bunda tam başarı elde edilemeyince kendi ideolojilerini destekleyen sendikalar kurulmuştur.

Okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi derslerine mahalle imamlarını sokmuşlardır. Yine değerler eğitimi adı altında uygulamaya konulan proje gereği imamlar derslere girmiştir.

FETÖ’nün etkin olduğu yıllarda okullarda Kutlu Doğum Haftası adı altında yapılan etkinliklerde, mevlit okutulmuş, izleyici pozisyonundaki ilkokul çocuklarına gülsuyu ve lokum dağıtılmıştır. Bu kutlamalar 15 Temmuz sonrası sessizce kaldırılmıştır.

Başöğretmenlik, uzman öğretmenlik sınavları uygulanarak, öğretmenler arasında rekabet yaratılmış, aynı işi yaptıkları halde farklı ücretlendirilen öğretmenler arasında eşitsizlik ortaya çıkmıştır. Bu sınavlar konusunda ilerici geçinen hiçbir sendika üyelerini doğru yönlendirmemiş, sınava girişi üyenin inisiyatifine bırakmıştır. Bu sendikalara üye olan öğretmenlerin çoğu bu sınavlara girmiştir.

Bu saydıklarım ilk etapta aklıma gelen örneklerdir. Daha fazlası da var. Ancak hepsine tek tek yer vermek mümkün değil.

Bu gericileştirme politikaları akıllara kurbağa hikâyesini getiriyor.

Kurbağayı direkt kaynar suyla dolu bir kaba atarsanız, suya değer değmez sıçrar ve kurtulur. Ama kurbağayı önce soğuk su dolu bir kaba koyup altındaki ateşi yakarsanız su yavaş yavaş ısınır ve kurbağa bunu fark etmez. Bir süre sonra kaynar suda haşlanır farkında olmadan. İşte eğitim sisteminde de bu politika uygulanmıştır.

Ben toplumu bilhassa da muhalefeti bu kurbağaya benzetiyorum. Kimse farkında olmadan elimizdeki tüm mevzileri kaybediyoruz. Elbette bunun içinde birçok unsur var. Sol liberaller buna büyük çanak tutmuştur.

Eğitim-Sen çok uzun yıllar maalesef belirli bir etnik grubun etkisinde kalmış ve ana çizgisinden çok uzaklaştırılmıştır. Sonrasında da etki alanını neredeyse sıfırlamıştır. Eğitim ilericilik-gericilik savaşında önemli bir mevzidir ve kesinlikle ihmal edilmemelidir. Sol partiler bunun üzerinde düşünmelidir ve eğer bir eylemde birliktelik olacaksa ilkönce eğitimin gericileştirilmesi üzerine mutlaka ortak eylem planı hazırlamalıdırlar. Örneğin yine bu hafta içerisinde “Şeriata, faşizme ve karanlığa karşı Laik, Devrimci, Demokratik Cumhuriyet!” pankartı asan Sol Parti üyeleri apar topar gözaltına alınmışlardır. İçeriği önemli ama cılız bir eylemdir ve artık ilericilerin cılız eylemlere, güven kaybetmeye tahammülü yoktur. Partilerin birleşmesi değil, eylemde birliktelik önemlidir. Solcular, ilericiler ve çeperleri bunu düşünmeli ve üzerine gitmelidirler.