Savaş karşı tarafın iradesini kırmaktır. Karşı tarafı hem askeri hem de ideolojik olarak sürekli bombalamaktır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul kuşatmasında o vakte kadar görülmemiş büyüklükte toplar döktürmesinin sebebinin, şehri yıkmak için değil, şehirde yaşayanlara korku salmak için olduğu söylenir. Karşı tarafa korku salmak, iradesini kırmak için birinci koşul oluyor. Aslında İsrail-ABD ittifakının İran saldırısı tam da bu strateji üzerine kurulmuştu. Daha önceki yazılarımda da ısrarla belirttiğim gibi, ABD ekonomisi ve onun hamiliğindeki Batı ekonomileri için çanlar çok uzun zamandır çalıyordu. Savaşmadan savaş gösterileri, bir nevi soğuk savaş stratejileri uygulamak Batı için olmazsa olmaz zorunluluktu. Soğuk Savaş döneminde atom bombası etkisi, kutupların birbirleriyle savaşmadan sürekli bir savaş ekonomisini zorunlu kılmıştı.

Trump’ın son zamanlarda yaptığının da bu olduğunu ifade etmiştim, bir gün Grönland, bir gün Kanada, bir gün NATO’ya deklare, bir gün İran, bir gün Venezuela vs. Sürekli savaşmadan savaş ekonomisi yaratarak ayakta kalma stratejisiydi. Şunu da belirtmiştim, ABD’nin elindeki savaş araç gereçleri haricinde ekonomik olarak başka dayanağı yoktur.

İran ise sanırım bunun farkındaydı ve savaşı komşu topraklara yaymayı ve ekonomik can damarlarına saldırmayı bir yol olarak seçti. Bu ise beklenmedik bir karşı hamleydi. Karşı tarafa direnmenin ancak ekonomik hamlelerle olacağını tespit etmişti. Hürmüz Boğazı, Dubai (ekonomik zengin güvencesi) sanayi tesisleri, petrol üretim merkezlerine saldırı bu stratejinin bir ürünüydü.

Ama can alıcı soru hâlâ ortada duruyor ve soru şudur: Sol bu yeni strateji karşısında nerede duracak ve bu kaos ortamından yeni bir politik güç çıkarabilecek mi?

Gelelim savaşın boyutlarına ve bir önceki yazıda sorduğum soruların cevaplarına.

Onlarca yıldır Amerika’dan silah satın alan devletlerin düştüğü içler acısı duruma bir bakın, bu silahlara trilyonlarca dolar harcıyorsun, “Güvendesiniz” diyorlar ama İran 35 bin dolarlık drone’larla havalimanlarını yerle bir ediyor. Otelleri vuruyor. Limanların hiçbir güvencesi olmadığını görüyorsun.

Hürmüz Boğazı. Dünya petrol arzının %20’si bu boğazdan geçiyor. Her gün milyonlarca varil. Dünyanın en kritik deniz geçiş noktalarından biri. Ve bir bakıyorsun İran kapatıveriyor. Hem de donanmayla değil, savaş gemisiyle değil, ucuz drone’larla. Körfez ülkeleri ekonomik olarak çok ağır yara alıyor ve bununla da kalmıyor, özellikle Avrupa en önemli enerji kaynağını kullanamaz hale geliyor.

Özellikle Körfez ülkeleri onlarca yıldır Amerika’dan, trilyonlarca dolar harcayarak; Patriot sistemleri, THAAD sistemleri, “dünyanın en gelişmiş hava savunması” denilerek pazarlanıyor. Peki sonucunda ne oluyor? Savaşı takip eden gazetecilerin ve uzmanların dediklerine bakalım:

“BAE savunma sistemi 189 balistik füzeden sadece 3’ünü düşürdü. 941 drone’dan sadece 121’ini engelledi.

Milyarlarca dolarlık savunma sistemi boş boş baktı.

35 bin dolarlık drone’lar şehrin ortasına düştü.

Ve tüm dünya asıl meseleyi gördü.

35 bin dolarlık drone’u düşürmek için 1,4 milyon dolarlık füze atıyorsun.

Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Katar masaya oturdu. ABD ile imzaladıkları kontrat maddelerini inceliyorlar. Yatırım taahhütlerini iptal etmeyi tartışıyorlar. Mevcut varlıklarını satmayı değerlendiriyorlar.

Bu ülkeler birkaç ay önce ABD’ye 2 trilyon doların üzerinde yatırım taahhüdü vermişti.

Şimdi çıkışı tartışıyorlar.”

İşte olan bu.

Peki biz buradan ne sonuç çıkarıyoruz? Brecht’in şiirine dönüyoruz ve tanklarınız ne güçlü ne güçlü, ama sürecek insan ister diyoruz. İnsan aklı o pahalı silahlara karşı çok ucuz yolla yeni silahlar üretiyor ve koca ülkelere kafa tutuyorlar.

***

Çok sorulan sorulardan bir tanesi de Çin bu savaşın neresinde?

İlk elden hızlıca vereceğimiz cevap, Çin ne bu savaşa ne de sonrakilere müdahil olacaktır. Aslında kafaları karıştıran eski düşünce biçiminin varlığını sürdürmesi. Zıt kutuplu dünyanın artık kalmadığını insanlar anlamak istemiyor. Çin asla bir Sovyetler Birliği olmadı ve olmayacak. Zıt kutuplu dünya, iki zıt devlet ve politik modeldir. Çin herhangi bir biçimde sosyalizmi temsil etmemektedir ve böyle bir niyeti yoktur. BirGün gazetesinden İbrahim Varlı, “Çin ekonomik yükselişini askeri, politik bir muhtevaya büründüremediği için ne İran, ne Venezuela ne de herhangi bir müttefiki için ABD’yi karşısına alır. ABD/Batı egemenliğindeki küresel düzene Rusya ile birlikte itiraz etse de bunu bozacak güçte değil. Toplam petrol ithalatının %55’inden fazlasını Ortadoğu’dan, bunun da yaklaşık %13’ünü İran’dan sağlasa da çatışma riskini göze alamıyor. Endişeli olsa da, müdahil olması pek olası değil. Hazirandaki 12 günlük savaşta da 28 Şubat savaşında da kalıplaşmış diplomatik söylemlerden öteye geçemiyor” tespitiyle doğru bir noktaya parmak basmış. Çin aslında ABD’nin daha önceki dünya savaşlarında izlediği yolu izliyor, özellikle Birinci Dünya Savaşı’nda izlediği taktiği uyguluyor.

“ABD, İran’ı bombalarken Çin neden susuyor? Çin neden sessiz? Enerji ortağı bombalanıyor. Ticaret yolu yıkılıyor. Neden tepki vermiyor?”

Cevap o kadar basit ki çoğu analist kaçırıyor.

Düşmanın kendi kendini yok ederken araya girmezsin. Aynı stratejiyi daha çok yeni olarak Venezuela’da uyguladı.

Herkes “ABD ve İsrail İran’ı vurdu” diyor. Beklemedikleri bir karşılık sonucunda işler iyice sarpa sardı. Peki burada Çin ne yaptı?

Öncelikle İran ne yaptı? Körfez ülkelerini vurdu. Kuveyt hedef alındı. Irak hedef alındı. Suudi Arabistan hedef alındı. BAE hedef alındı. Bir distopik şehir olan Dubai özellikle hedef alındı. Aslında kapitalizmin can damarına saldırılmış oldu.

BAE savunma sistemi 189 balistik füzeden sadece 3’ünü düşürdü. 941 drone’dan sadece 121’ini engelledi.

Ve tüm dünya asıl meseleyi gördü. Yabancı bir gazeteciden alıntı yapacak olursam:

“35 bin dolarlık drone’u düşürmek için 1,4 milyon dolarlık füze atıyorsun.

Bu rakamı tekrar okuyun. 35 bin dolara karşı 1,4 milyon dolar.

Bunu şöyle düşünün.

Evinize her gün taş atıyorlar. Her taş 1 lira. Siz her taşa 40 liralık mermi harcıyorsunuz. Ama evinizin bazı camlarına taş isabet ediyor. Bazı camları kırıyor. Televizyonunuzu parçalıyor.

Bu savaş sürdürülebilir değil. Ve İran bunu biliyor.

Herkes ‘Çin hiçbir şey yapmıyor’ diyor.

Yanlış.

İran’ın füzeleri Amerikan GPS’i yerine Çin uydularıyla hedef buluyor. Körfez ülkelerindeki kritik hedefler, ABD üsleri, veri merkezleri, üretim tesisleri hepsi Çin uydusu ile bulunuyor.

Savaştan önce ne oldu?

Rusya, Çin ve İran Hürmüz Boğazı’nda ortak deniz tatbikatı yaptı.

Çin ringe çıkmadı. Ama rakibi antrenmanda kendisi hazırladı.

Navigasyonu verdi. Teknolojiyi sağladı. Tatbikatla koordinasyonu yaptı.

Sonra kenara çekildi ve izlemeye başladı.

Şimdi Körfez ülkelerinin gözünden bakın.

Onlarca yıldır Amerika’dan silah aldın. Trilyonlarca dolar harcadın. ‘Güvendesiniz’ dediler.

İran 35 bin dolarlık drone’larla havalimanını vurdu. Otelini vurdu. Limanını vurdu.

Ve sonra Amerika sana dönüp ne dedi?

‘ABD tahvili almaya devam edin.’

Sonuç?

Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt ve Katar masaya oturdu. ABD ile imzaladıkları kontrat maddelerini inceliyorlar. Yatırım taahhütlerini iptal etmeyi tartışıyorlar. Mevcut varlıklarını satmayı değerlendiriyorlar.

Bu ülkeler birkaç ay önce ABD’ye 2 trilyon doların üzerinde yatırım taahhüdü vermişti.

Şimdi çıkışı tartışıyorlar.

Bunu Çin yapmadı. ABD kendi elleriyle yaptı.

ABD müttefiklerinin tamamını sadece kendi çıkarları için savaşın içerisine soktu. Sattığı silahlar müttefiklerini koruyamadı. Sonra aynı müttefiklere ‘Bize yatırım yapın’ dedi.

Matematik artık çalışmıyor. Matematik çalışmayı bırakınca sadakat de kaybolur.”

Evet birçok tespit yerli yerinde ve üzerine söylenecek çok fazla bir şey yok.

Herkes Amerika’ya bakarken, 2001’den itibaren inanılırlığını kaybeden ABD, önce Afganistan’da, Irak’ta çamura battı. Sonrasında gelen 2008 kriziyle birlikte yeni yollar aramaya başladı. Artık Batı’da birçok yazar, düşünür Keynesyen ekonomiden bahseder oldu. Peki Çin son 10 yılda sessizce neler yaptı?

2023’te Suudi Arabistan Çin’e yuan ile petrol satmaya başladı.

BRICS genişledi. Suudi Arabistan, BAE ve İran 3 enerji devi aynı blokta toplandı.

Çin SWIFT’e alternatif olarak CIPS’i kurdu. Batı dışı ülkeler artık dolar kullanmadan ticaret yapabiliyor hale gelmeye başladı.

En sessiz ama en yıkıcı hamlelerden birisi. Çin kesintisiz şekilde ABD tahvili satıyor.

“Çin’in ABD tahvil stoku zirvede 1,3 trilyon dolardı. Kasım 2025 itibariyle 682 milyar dolara düştü. 2008’den bu yana en düşük seviye.”

Şimdi Çin’in asıl hamlesine gelelim. Yine bazı verileri aktarmak durumundayım.

Afrika. Dünyanın en genç kıtası. 2050’de nüfusunun 2,5 milyar olacağı tahmin ediliyor.

Çin 20 yıl önce bunu anladı: Kim Afrika’nın altyapısını inşa ederse 21. yüzyılın sahibi olur. Kim Afrika’nın değerli nadir elementlerini elinde tutuyor? Çin.

ABD ne yaptı? Yukarıda bahsettiğimiz gelişmeleri tekrar edecek olursak:

Irak ve Afganistan’da 4 trilyon dolar harcadı. Yıktı. Bombaladı. Sonra çekildi. Geriye kaos bıraktı.

Peki tam bu yıllarda Çin neler yaptı?

49 Afrika ülkesine 182 milyar dolar altyapı yatırımı yaptı.

  • Kenya’da demiryolu inşa etti.
  • Etiyopya’da baraj kurdu.
  • Cibuti’de liman açtı.
  • Nijerya’da 20 milyar dolarlık petrol ve gaz tesisi kuruyor.
  • Kongo’da 10 milyar dolarlık hidroelektrik santrali inşa ediyor.
  • Namibya’da Afrika’nın en büyük güneş enerjisi santralini kurdu.
  • Ruanda’da teknoloji merkezi açtı.
  • Kıta genelinde Huawei altyapısıyla telekomünikasyon ağı ördü.

2025’te Afrika-Çin ticaret hacmi 348 milyar dolara ulaştı.

Bunu nasıl yaptı? Tek kurşun atmadan. Tek rejim değiştirmeden. Tek yaptırım uygulamadan. Tek demokrasi dersi vermeden.

Napolyon ne demişti: “Düşmanın hata yaparken asla araya girme.” İşte Çin’in dış siyaset stratejisi.

Ve her geçen gün Amerika’nın kendi elleriyle yıktığı ittifakları sessizce devralıyor. Avrupa Çin’e yönelmeye başladı. Körfez ülkeleri Çin’e yönelmeye başladı. NATO içerisinde çatlak oluşmaya başladı. Son gün Avrupa’dan ve NATO’dan yardım isteyen Trump, eğer haberler doğru ise –ki bu tür haberlere hep ihtiyatlı bakmalı– eli boş döndü. İngiltere, Almanya, Fransa açıkça karşı geldi ve İspanyolların tutumu zaten ortada.

Amerika her savaşla trilyonlar harcıyor. Cephaneliğini tüketiyor. Enerji piyasalarını karıştırıyor. Sattığı silahların işe yaramadığını kanıtlıyor. Körfez ortaklarını kaybediyor. Tüm dünyayı Pekin’in 20 yılda kurduğu sisteme doğru itiyor.

Peki sol/sosyalistler için Çin’in bu durumu bir işlerine yaracak mı?

O yüzden yazının devamında, Avrupa Birliği, zıt kutuplu dünya mı, çok kutuplu dünya mı ve bunun sosyalistler için anlamını tartışmaya çalışacağım.