Konumuz İran ama geçen hafta yaptığımız yorumu tekrarlamak istiyorum. ABD ya da Pax Americana 2001 yılında ikiz kuleler saldırılarından sonra uygulamaya koyduğu “teröre karşı savaş” stratejisi veya “önleyici savaş” stratejisi sonucunda iki ülkede batağa saplandı. Irak Savaşı ve Afganistan Savaşı ABD için büyük bir yıkımla, özelikle ekonomik yıkımla sonuçlandı. Sonrasında ortaya çıkan 2008’deki ekonomik kriz ABD’yi daha da büyük bir krize soktu. Kısaca şunu söyleyebiliriz, Pax Americana 2001’den sonra belini doğrultamadı. Tam da bu yıllardan sonra Çin’in ekonomik atılımı ABD’yi iyice zora soktu. Trump’la birlikte ABD yeni bir strateji geliştiriyor, buna yeni kaos stratejisi denmesinin bir sakıncasını görmüyorum. ABD’nin Irak ve Afganistan gibi toplu bir savaşı kaldıracak ne gücü ne de böyle bir niyeti vardır. Geçen hafta Venezuela haydutluğu ve sonucunda işlerin sadece şova dönüşmesini bu hafta da aynı şekilde İran’a karşı şovların sürmesi olarak okuyabiliriz.

Şimdi ayrıntılarına bakabiliriz.

Konunun dört ana başlığı var.

İran’da yaşanan eylemler ne anlama geliyor?

Trump’ın İran’a karşı yaptığı açıklamalar ne anlama geliyor?

Türkiye’ye olayın yansıması nedir?

Sol açısından bu eylemleri nasıl okumalıyız?

Başlangıç noktası, sosyal ve ekonomik şikâyetler üzerinden şekillenmişti. Protestolar devam etmekte. Yazıya başladığım pazartesi günü eylemlerin şekli sosyoekonomik olmaktan çıkıp, rejim değişikliği üzerine evrilmişti ve herkes bir ABD müdahalesinden bahsediyordu. Sosyoekonomik başlangıcın bazı nedenleri vardı. Bu şikâyetler arasında hızla artan enflasyon (bazı tahminlere göre yüzde 40’ın üzerinde), para biriminin çöküşü (riyalin dolar karşısında sert düşüşü), gıda ve yakıt fiyatlarının yükselmesi, yaygın yolsuzluk ve ABD yaptırımları ile savaş sonrası yeniden inşa çalışmaları altındaki kemer sıkma önlemleri yer alıyor. Tahran pazarlarındaki tüccarların grevleriyle başlayan gösteriler bazı kırsal bölgelere yayıldı ve kimi durumlarda şiddetlendi; protestocuların arasına sızan provokatörler nedeniyle protestocular ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandığı rapor edildi. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan liderliğindeki İran hükümeti, hayat pahalılığını ele almak için ekonomik reformlar gibi acil çözümler sunmaya çalıştı ancak bazı protestocular daha geniş siyasi değişiklikler ve yolsuzlukla mücadele önlemleri de talep ediyor.

Yalnız dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de şudur: Bu olaylar münferit değildir; 2009’daki Yeşil Hareket’ten bu yana, genellikle benzer ekonomik zorluklar nedeniyle periyodik olarak benzer dalgalar yaşanıyor.

İkinci soruya verilecek cevabı giriş paragrafında kısmi olarak yanıtladım sanıyorum. ABD zor durumda ve eski stratejisini devam ettirecek gücü yok. Peki ne anlama geliyor Trump’ın açıklamaları? ABD kendi açısından daha ucuza kapatacağı stratejiler üzerinde duracaktır. Bir örnek verecek olursak herkesin anlaması için Türkiye’ye bakmak yeterli. 12 Eylül darbesi buna güzel bir örnek. Birkaç ajanını ülkeye gönderip, bir iç çatışma çıkarıp, Maraş ve Çorum katliamları gibi, sonrasında kendi tarafında olan askerlerle darbe yapmak ABD için ucuz bir stratejidir. İran’da da bunu yapmak isteyecektir ve gelen haberleri iyi takip ettiğimizde gösterilerin silahlı çatışmaya dönmesinde, göstericilerin arasına karışmış (büyük ihtimalle Mossad ajanları) eli ile işlerini yapabilmektedir. 12 Eylül’de nasıl ki, MHP’li kadroları kullanmışsa, İran’da da muhalifler arasında kendi taraflarına çekeceği gruplar olacaktır.

Bildiğimiz başka bir şey ise şu: İran halkının haklı eylemleri her seferinde emperyalizm tarafından çalınmak ve İran’da ABD-Batı kuklası isimleri işbaşına getirmek için kullanılmak isteniyor. Pompeo’nun aktardığım açıklaması da Mossad’ın faaliyetleri de Trump’ın tehditleri de bunu açık bir şekilde gösteriyor zaten.

Güçlendirilmiş İsrail, ABD’nin ileri karakolu durumuna getirilmek isteniyor. ABD’nin yeni stratejisi budur. Ateşe elini sokmadan maşalarla işi kotarma stratejisi...

Bir de şu soru karşımıza çok fazla çıkıyor: Dünya yeniden şekilleniyor ve tek kutuplu dünya yerini çok kutuplu bir hale bırakmak zorunda kalacak ve bunun aktörlerinden en önemlisi de Çin olduğuna göre Çin bu konuda ne yapıyor?

Çin’in Venezuela ve İran politikasını anlamak için, Pekin’in genel dış politika mantığını hatırlamak gerekir. Çin ideolojik açıdan bakıldığında kendisine yakın hissetse de herhangi bir ülkenin “rejim koruyucusu” değildir. Rejimlerin söyleminden çok, devlet kapasitesine ve anlaşmaların sahada çalışıp çalışmadığına bakar. Unutulmamalıdır ki Deng Şiaoping’den itibaren Çin’in ekonomik ve siyasal kararlarının temelinde pragmatizm ve buna eşlik eden “çok fazla dikkat çekmeme, gürültü çıkarmama ve gerektiğinde gözden uzak olma” düşüncesi yatmaktadır. Üstelik bu düşünceler her ne kadar pratikte son 45 yılda uygulanıyor görünse de temeli binlerce yıldır Çin kültürünü oluşturan Konfüçyüs felsefesine dayanır.

İç siyaset açısından bakarsak ise, AKP ve MHP dış politikada iç söylem ve dış söylem olarak iki ayrı açıklama silsilesi benimsiyordu. Sanki ABD karşıtı gibi bir tavır içeriye söyleniyor ama dış siyaset açısından ise tam bir ABD stepnesi gibi davranıyordu ve buna göre bir dil oluşturuyordu. Halk deyimiyle, artık zurnanın zırt dediği yere gelinmiş ve buna göre de safını daha açık olarak göstermek zorunda kalacağı bir döneme girmiş bulunuyoruz.

Türkiye’nin Kürt açılımı diye ortaya koyduğu şey, büyük Türkiye yüzyılı diye lanse edilen, altında emperyalist heveslerin yattığı durumdur. Başkalarının toprağı eğer tartışılmaya açılmışsa bunun bir diğer anlamı da Türkiye’nin toprakları da tartışmaya açılmış demektir. Uzun süredir tartışma konusu olan, Serv-Lozan tartışmasını bu şekilde okumak sağlıklı bir yaklaşımdır. Kürt açılımı Türkiye’nin emperyalist yayılmacı hedeflerindendir ve aynı zamanda müttefikleri de maalesef İsrail ve ABD’dir. Suriye’nin HTŞ tarafından ele geçirilmesi daimi bir politika olarak okunmamalıdır. HTŞ’nin Suriye’de iktidarı uzun süreli bir biçimde elinde tutamayacağını bir çocuk bile anlayabilir. Çok kısa bir süre sonra etnik çatışmaları görme olasılığımız fazladır. Alevi-Arap-Dürzi-Türkmen ve Kürt çatışması kaçınılmazdır ve bunu hem ABD, hem İsrail, hem de Türkiye bilmektedir. Bu içsavaşın İran’ı etkilememesi ise söz konusu bile değildir. Suriye’deki içsavaş İran’ı içsavaşa çekmenin en önemli ayağıdır.

Peki Türkiye solu bu anlamda durumunu nasıl belirleyecektir? Bunun cevabının karışık ya da kafaların karışık olduğu açıktır. Emperyalizm mi? Eylemlere destek mi? Cevap ise bunlardan ders alıp, Türkiye’nin aynı durumda kalması halinde neler yapılabileceğinin cevaplarını, ortak bir şekilde aramaktan geçmektedir.

Sonuç olarak; kişisel meraklarımdan bir tanesi, molla rejiminden kaçan sosyalistler, ülkeleri için şu an ne yapıyorlar?

Peki biz yazarlar İran üzerine analiz yapıyoruz ve bu analizlerin İran’daki eylemlere ne gibi bir katkısı var?

İran halkı kendi cevabını kendisi bulacaktır. Emperyalizme dayanmadan, gerçek bir örgütlenme ile bu sorunu çözmesi gerekiyor. Biz ise bu analizleri “Bizim başımıza gelirse biz ne yapmalıyız?” sorusuna cevap üretmek için yapıyoruz.

Buradaki duruş, ilerideki duruşumuzun bir ön izlemesi olarak önem kazanıyor.