Gözleri aydın olsun. Her gece, ertesi sabah Trump İran’ı vuracak diye tahminlerde bulunanlar, tahminlerinin geç de olsa gerçekleşmesine sevinmiştir. Ellerinde, “völ” zarar görmesin diye süngerli çubuklarla bazen akıllı tahtalarda dokunmatik kalemlerle arzı endam edenler, talimatlara göre, suyuna tirit yorumlar yapıyorlar. Sanki amiral battı oynuyorlar. Bu arada telaffuza göre değişen “völ” ya da “vôl” meselesine açıklık getirelim. Teknoloji sağ olsun, eski ressam elinden çıkma dekorların yerini, koca koca dijital ekranlar alıyor. Völ’ün atası, greenbox yani yeşil perde, ardından videowall yani büyük ekran oluşturmak için yan yana, alt alta kullanılan televizyonlar. Eh bizim “völ”, sunucuların arkasında durduğuna göre İngilizcesini kullanabiliriz; wall.

Müteahhit ile kasabın bu kadar güçlü görünmesi, güç haline gelmesi, saldırganlıkların Venezuela’dan Ortadoğu’ya sıçraması tesadüf değil. Dünyayı etkisi altına alan kapitalist ekonomi, önce rekabetçi diye savunulan kapitalizmin emperyalizmle büyümesiyle doğdu. Serbest rekabetçi dönemde ülkeler arasında savaş, ülkelere çökmek vardı ancak emperyalizmle birlikte ülkeler uluslar arası kapitalist sistemin birer parçası oldu. Sermaye ihracı ile sistem de başkaları tarafından ithal edildi. Bu sistemde var olmak istemeyenler emperyalistler için her zaman tehdit oluşturdu ve yok edilmek istendi.

Bahane bazen komünizm, bazen demokrasi, bazen petrol, bazen nükleer silahlanma gibidir. Saymakla bitmez. Mesela Amerika, 1963’te resmen Vietnam Savaşı’na katılır. Napalm bombalarına, sivil katliamlarına karşın Amerikalılar tarihinin en büyük yenilgisini alır. Hippilerin tokadını yer. Küba’yı işgal planı ise 1961’de Domuzlar Körfezi Çıkarması bozgunu ile akamete uğrar. Rahat duramaz. Sonra yalan olduğu ortaya çıkan kitle imha silahları iddiasıyla, Irak saldırıya uğrar, bölünür. Elini bölgeden çekmez. Son olarak İran’a İsrail’in teşviki ile bela olur. 165 kız öğrenciyi bombalayarak öldürecek kadar gözünü karartır. Bu arada yeşil kuşak çalışması da kendilerini vurur. 11 Eylül 2001’de dinci teröristlerin, New York’a ele geçirdikleri yolcu uçaklarıyla yaptığı saldırıda 3 bine yakın insan ölür.

Askerlikten muaf Trump, yedeğiyle birlikte savaş suçu işlemektedir. İkinci yedek İngiltere farkına varıp destekten zamanında cayar. Trump’ın savaşı Kongre’den yetki almadan başlatması sadece vatandaşları için şaşırtıcı olmayabilir. Ama dünya çapında böyle değil. En sert tepkiyi veren, üslerin kullanılmasına izin vermeyen İspanya Başbakanı, Trump ve Netanyahu'nun tek taraflı eylemini kınayarak, buna karşı koymak için tüm siyasi ve diplomatik kaynaklarını seferber edeceğini açıkladı.

Savunulacak bir yanı olmayan, bir ülkenin bağımsızlığına ve egemenliğine yönelik bu saldırıların muhatabı, silahlanma peşindeki İran’ı pas geçmemek gerekiyor. Çok gerilere gitmeyelim. İran’da 1978’de sürgünden dönmüş Humeyni dinî lideri olur. Adında cumhuriyet olan ülke mollaların yönetimine geçer. Molla yönetiminde, darağaçları kurulur, işkenceler yapılır, muhalifler kaybolur. Mollalar dini, muhaliflere karşı bir baskı aracı olarak kullanır. Bundan payını sadece muhalifler değil, halk da alır. 2022’de 22 yaşındaki Mahsa Jina Amini’nin başörtüsünden saçının bir kısmının görülmesi üzerine gözaltına alınıp öldürülmesi gibi birçok baskı ve ekonomik zorluklar halkın sokaklara dökülmesine yol açar. Karşılığı rejimin kurşunlarıdır.

Tabii böyle gelişmelerde olan, Trump vurduya gitmesin, görevleri en sıcak gelişmeleri aktaran gazetecilere oluyor. “İncirlik Hava Üssü’nde operasyon hareketliliği” canlı yayını gerekçe gösterilerek ANKA Haber Ajansı Genel Yayın Yönetmeni Kenan Şener, Koza TV Genel Müdürü Mehlika Bilen, Koza TV muhabiri Sergen Ölçer ve Adana Büyükşehir Belediyesi personeli Güral Bıçakçı gözaltına alınıp, yurt dışı yasağı ile serbest bırakıldı. CNN Türk muhabiri Emrah Çakmak ile kameraman Halil Kahraman Tel Aviv’de canlı yayın sırasında gözaltına alındı, sonra hürriyetlerine kavuştu. Hiçbiri “iliştirilmiş” (embedded) gazeteci değildi. Sınırdan Tahran’daki gelişmeleri aktaran meslektaşları sınır muhabirleri kadar şanslı olamadılar.

Şansız başkaları da var. İstismara uğrayan ve öldürüleceğinin haberini veren kadınla kızı hayattan koparıldı. First Lady Trump, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde çocuklar hakkında konuşurken. Ailenin bakanlığı ölümlerin suçunu sivil toplum kuruluşlarında buldu. Eğitim bakanının destekleyeceğini belirttiği sivil toplum kuruluşları değildir mutlaka sözü edilen. Güvenlikli özel okula gidecek şansı olmayan bir biyoloji öğretmeni bıçaklanarak öldürüldü. Şansızlık bir-iki değil ki. Bayram öncesi emeklilere verilen ikramiyeye zam yapılacak beklentisini iktidar partisinin grup başkanınca suya düşürüldü. Bütçe dengeleri nedeniyle kaynak üretmede zorlanılıyorlarmış. Yani bir kilo et çok görüldü torunlarının yüzüne bakamayan emekliye. Üstelik yeniden şekillendirilen resmi verilere göre, gıda fiyatlarının artışı yüzde 36,44 olurken. Mesela iftarda masaya konulmasının hayali kurulan inek peynirinin kilosu 600 lirayı buluyor. Gelecek ay da kontrol edilemeyecek enflasyon. Gerekçe hazır; savaş.

Türkiye’de iktidar, gerçi dış işleri savaş tehlikesi görmemişti, dengeli davranıyor. Çoğunlukla Trump yerine, Gazze kasabı Netahyahu’ya yükleniyor. Türkiye'nin güvenliği için her türlü tedbirin alındığını ve barış diplomasisinin kararlılıkla sürdürüleceği ifade ediliyor. Savaşın durması için çaba sarf edildiği belirtiliyor. Ortak da barış üzerinde duruyor, Amerika ve İsrail’i ağır sözlerle eleştiriyor. Türkiye’ye tehdidin yakınlaşmasını ve acımasızlığını görmenin beka düzeyinde aciliyet arz ettiği noktasında yine iç cepheden bahsediyor. Acaba aba altından sopa mı gösteriyor? Niyet okumak zor. Ama Ankara’daki bir üniversitede bir grup, durumdan vazife çıkarmış olacak ki öğrencileri tehdit etmeye başlamış.

Mesajın muhatabı olduğu sanılan ana muhalefet partisi ve belediyeleri üzerindeki bulutlar dağılmıyor, aksine artıyor. Son olarak, şimdilik, yazı kaleme alınana kadar, Bolu Belediye Başkanı ve Belediye Başkan Yardımcısı tutuklandı. Bolu Belediye Başkanı, yeni İçişleri Bakanı tarafından görevinden uzaklaştırıldı. Otel yangınında gerekli şartlar oluşmadı anlaşılan. İcbar suretiyle irkitâp suçlaması yapıldı. Türkçesi, zorlamak suretiyle menfaat sağlamak. Öz Türkçesi, üç harfli marketlerin, ihtiyaç sahibi öğrenciler için kurulan vakfa zorla yardım toplanmak istendiği ve belediye denetimlerinin artması ile cezalarla baskı yapıldığı iddiası.

Savaş burnumuzun dibinde. O nedenle tekrar bakalım. İsrail’e gerekli mühimmat tedarik edildikten sonra başlayan saldırıda dikkati en çok çeken konulardan biri de İran liderlerinin yerlerinin sanki konumlarını göndermişler gibi bulunması. İddialara göre, trafik ışıkları ve kameralar hacklenmiş. Bu sayede hareketleri yakından takip edilmiş. İngiliz elçiyle İmamoğlu’nun yemek için buluşmasının yeri de hacklenme olmasa da böyle bir yöntemin, MOBESE kameraları kullanılarak, uygulandığı iddiası hatırlardadır. Evlerden uzak.

Nereden atıldığı muamma, havan topu olmadığı kesin, balistik bir füze neyse ki zarar vermeden Hatay üzerinde NATO savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirilmiş. Es 400’e gerek kalmamış. İran böyle bir saçmalık yapar mı, cevabı olumlu ve olumsuz. Ancak Irak’taki Kürtlerin Trump tarafından kara gücü olarak kullanılmak istendiği, yaptığı temaslarla anlaşılıyor. Mollalar sıkıştırılıyor. Yurtta sulh, cihanda sulh. Laf olsun diye söylenilmemiş. Emperyalizm ve narsist, duygusal açıdan istikrarsız, şöhret peşinde, şiddet yanlısı, öfkeli, barış düşmanı temsilciler aracılığıyla çıkarılan savaşlar, ne yazık ki sayısız insanın ölümüne ve yaralanmasına, evlerinden edilmesine yol açıyor. Kendilerini öyle lanse etseler de böyle ülkelerden kurtarıcı çıkmaz. Şu anda, burnumuzun dibinde süren savaşta kimin haklı olduğunu bulmak mümkün değil. Değneğin iki ucu.

Not: İftarda, iktidarın “keşkek yatağında dana antrikot”a karşı “ akşama peynir ekmek yeriz” “tevazusu”.