Pandemi öncesinde de küresel ekonomi birikmiş sorunlarla karşı karşıyaydı. Küresel siyasi konjonktür de öyle... Bu yapısal sorunların çıkışı olmadığını görmeye başlayan Kanada Başbakanı Mark Carney küresel düzenin durumunu özetlemiş oldu: "Açık konuşayım. Bir geçiş döneminde değiliz, bir kopuşun tam ortasındayız. Son 20 yılda finans, sağlık, enerji ve jeopolitikte yaşanan krizler, aşırı küresel entegrasyonun risklerini açıkça ortaya koydu. Fakat son dönemde büyük güçler ekonomik entegrasyonu birer silah olarak kullanmaya başladılar. Gümrük vergilerini bir kaldıraç, finansal altyapıyı bir baskı unsuru, tedarik zincirlerini ise istismar edilecek zafiyetler olarak gördüler. Entegrasyonun bizzat kendisi boyun eğdirilmenizin kaynağı haline gelmişken, 'entegrasyon yoluyla karşılıklı fayda' yalanı içinde yaşamaya devam edemezsiniz".
NE NEOLİBERALİZM ÇÖZÜM NE DE KORUMACI POLİTİKALAR
Bu çıkışın tek sebebi ABD Başkanı Donald Trump'ın ülkesine yönelik hakaretleri ve hor görmesi değil, koskoca bir sistemin yalanlar üzerine kurgulandığını itiraf etmek gerektiğini düşünmesi. Sistem dediğim, neoliberal düzen ama aynı zamanda buna karşı alternatif olarak önerilen neo-merkantilist sistem de... Eğer ki, bu eleştiriyi İtalya Başbakanı Georgia Meloni yapsaydı, belki o kadar ciddiye alınmazdı ama bu sözleri söyleyen adam, uzun süre Kanada Merkez Bankası ve İngiliz Merkez Bankasının başkanlığını yürütmüş biri ve finansı, ekonomiyi ve sistemin açıklarını çok iyi biliyor. Yani bir tepki olarak değil bir tespit olarak okunmalı dedikleri.
İTE KAKA BİLE YÜRÜMEYEN KÖHNE BİR SİSTEMDE İNAT
Peki küresel ekonominin geldiği nokta ne? Çok kesin; artık ite kaka bile yürümüyor. Zira Batı Bloku küresel siyasette hâlâ ağırlığını koruyor, ancak, ekonomik açıdan durum hiç de öyle değil. Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan'ın başını çektiği Küresel Güney'in hem üretim hem de ticarette her yıl payı biraz daha artıyor. Kuralların Asya-Pasifik üzerinden şekillenmesinin mecburî olduğu bir gidişat var. 21'inci yüzyılın ikinci yarısında ise Afrika'nın yükselişine şahit olacağız. Yani ne Avrupa ne de Kuzey Amerika eskisi kadar gelecek vaat etmiyor.
Durum şöyle özetlenebilir; Batı Blokunun yeniden sanayiye yatırım yapması, küresel rekabette yeniden güç kazanması gerekiyor. Sorun şu ki, bunun için çok geç kalmış olabilirler ve ortak hareket etmek yerine, Batı Blokunun ağabeyi ABD kendini kurtarma derdinde... ABD'de bu kadar sorun birikmişken, Washington'ın bir de Avrupa Birliği ile uğraşacak mecali yok. Trump bir manyak olabilir, ancak 'Make America Great Again' (MAGA) hikâyesini yazabilmek için en iyi ihtimalle beş yıla ihtiyacı var. Büyük olasılıkla bu süreç on yılı bulacak veya geçecek ve trilyonlarca dolar yatırıma gereksinim duyulacak. Bu süreç içerisinde ise hem Çin Halk Cumhuriyeti'nin hem ekonomik gücünü geriletmek hem de Küresel Güney'i zapturapt altında tutmak zorunda. Bunun tek yolu var; askerî güç, çünkü pek yakında görülecek ki gümrük tarifeleri dönüp ABD ekonomisini vuracak. Hem tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmalar hem de enflasyonist etkilerle...
DÜNYA JANDARMALIĞINDAN KÜRESEL MAFYA PATRONLUĞUNA
Bu gözü dönmüşlük ve sert manevralar, ABD'nin küresel sistemde patronluğunu sürdürebilmek için yaptığı hamleler... Washington her bir hamlesinde, öncelikle 'az harca, kazancını maksimize et' refleksiyle davranıyor. Artık, dünya jandarması görevini üstlenmeyi sürdürmek yerine, 'küresel haydut' olmayı tercih ediyor. Bu sebeple, Ukrayna'ya bakışı Rusya ile bir barış sağlarken, olabildiğince Ukrayna'nın yeraltı ve yer üstü zenginliklerini sömürebilmek, bu arada Moskova'dan da koparabileceği tavizleri koparmak. Aynı şekilde, Batı Asya'da benzer bir tutum takınıyor. Bunun en net örneği, Suriye'de son yaşananlar... Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) fazla pahalıya patladığını görünce, daha kullanışlı ve ucuz, aynı zamanda bölgesel aktörleri de memnun edecek bir formülü tercih ederken, bir saniye bile tereddüt etmiyor.
GAZZE LİMİTED ŞİRKETİ
Gazze'ye yönelik formülü de benzeşik... Gazze'nin geleceğine yönelik tasviri bile öyle; 'Doğu Akdeniz'in Rivierası' yapmak. Aynı zamanda ileride ABD'nin kontrolünde bir re-export limanı olarak da kullanma imkânı da var. Gazze Barış Kurulu denen limited şirkketten farkı olmayan yapının icra kurulundaki isimlere bir bakmak, o barışın neyin barışı olduğunu anlamaya yeter de artar bile! İşte akbabalardan oluşan icra kurulu: Irak'ı mahveden saldırının mimarlarından Tony Blair, Küba'da darbe yapmaya yeminli Marco (Narco) Rubio, Trump'ın Ortadoğu Temsilcisi Steve Witkoff, Trump'ın damadı Jared Kushner, milyarder Marc Rowan, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert Gabriel ve Dünya Bankası Başkanı Ajay Bana... Tabii ki en tepede Trump olacak.
Türkiye, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Katar, Ürdün, Pakistan ve Endonezya da büyük olasılıkla dışişleri bakanlığı düzeyinde bu kurulda yer alacak, tabii ki icra kurulunda değil! Bir de bu şirkete giriş ücreti olarak 1 milyar dolar istiyor Trump, bakalım bu ülkeler hem kendilerini kullandırıp hem de bu parayı ödeyecekler mi? Zira başta Türkiye olmak üzere bu ülkelerin görevi Hamas'ın sorun çıkarmamasını sağlamak.
ACİZLİK VE AYMAZLIK İÇİNDE ŞOK YAŞAMAK İŞTE BUDUR!
Trump'ın hakkını vermek gerek, öyle esip üfüren ülkelerin yöneticilerini nasıl hizaya getiriyor görüyoruz. Üstüne bir de para almak istiyor!
Hadi her iki örneği de bir oranda anlamak mümkün de, şu Grönland meselesi hepsinden daha anormal! Ben Grönland yerine 'Kalaallit Nunaat' ismini tercih ediyorum. Bu isim adanın yerlilerinin yurtlarına verdiği isim. Panik içinde çırpınan Danimarka Krallığı'nın bu dev adada nasıl rezilliklere imza attığını da biliyorum! Bu ayrı bir mesele...
Trump'ın Avrupalıları sevmediğini bilmeyen yok, ancak bu kadar gözü kara, tehditkâr ve hakaretamiz bir tavır takınacağını kimse beklemiyordu sanırım. AB'ye yönelik ek yüzde 10'luk tarife tehdidi ve hemen her açıklaması, artık Avrupalıların da sabrını taşırmış görünüyor. Kanada Başbakanı Carney'nin çıkışı kadar olmasa da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da hafiften sesini yükseltiyor. Onun derdi de AB'nin esas oğlanı olmak ya, neyse! Danimarka'nın zaten tepki vermek dışında bir şansı yok. En komiği ise artık Avrupa ekonomisinin liderliğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olan Almanya'dan gelmiş. Hıristiyan Demokrat siyasetçi Jürgen Hardt, ABD'nin Grönland'ı ilhâk etme planlarına karşı futbol millî takımlarının Dünya Kupası'ndan çekilmesini önermiş! Ve son çare olarak bu 'silahı' kullanmak gerektiğini söylemiş. Aciz komedyene bakar mısınız?
BU KAÇINCI 'YENİ NORMAL'?
İşte böyle saçma sapan bir belirsizliğin içinden geçiyoruz. Mesele sistem krizi, Batı Blokunun bunu çözebilme ihtimali pek yok gibi duruyor. Bunun anlamı, diplomatik krizlerden sıcak çatışmalara, ekonomik ve finansal şoklara kadar pek çok alt üst oluşla geçireceğimiz yıllar... Böylesi bir ortamı 'en yeni normal' diye kakalamaya çalışan neoliberal ekonomistler ve piyasa çakallarına güvenmeyin hiç. Size köpük köpük şişmiş borsalara, çöpe dönüşme ihtimali olan tahvillere yatırım yapmanızı söylemeye devam edecekler. İnanmayın! Güvenli liman kaldıysa eğer orada çıpayı atın.
Zira küresel ekonominin muhtaç olduğu çok kutuplu sistem hayata geçmeden hiçbir şey durulmayacak. Ve tarihsel zorunluluğa karşın Batı Bloku her şeyi yakmaya hazır bir panik içinde!