Savaş çıkarmak için eskiden bir bahane yetmezdi. Bugün küresel siyasetin geldiği noktada, bırakın savaş çıkarmayı, bir ülkenin devlet başkanını, yatak odasından derdest edip kaçırmak için bile baştan aşağı yalan dolan gerekçeler yetiyor. Eğer ki bir ikna çabası oluyorsa bunun tek bir sebebi var; o da uluslararası sistemi ikna etmek değil, savaşa sokulan milletin en azından bir bölümünü kandırmak. ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela'yı abluka altına alırken kullandığı argüman gibi, Amerikalılar'ı yakından ilgilendiren bir yaraya parmak basmak mesela... Sonuçta ABD'nin en büyük sorunlarından biri nüfusun ciddi bir kesiminin uyuşturucu müptelası olması değil mi? E zaten sıradan Amerikalının zır cahil olduğu göz önüne olanırsa, bu illetin sorumlusunun Venezuela olduğuna ikna etmek pek de zor olmasa gerek. Zaten onların gözünde Kolombiya, Meksika, Panama ya da Venezuela arasında bir fark yok. "Güney Amerika" dediniz mi, orada yaşayan herkesi kokain üreticisi ya da torbacı sanıyorlar.
Tabii ABD'nin arka bahçesinde bir operasyon ya da savaş çıkarması kolay, gerekçesi ondan da kolay... Ancak her savaş için gerekçe üretmek kolay değil, hele ki savaşın ateşine diğer ülkeleri çekmek için can yakmak, infial yaratmak gerekiyor. Bunun için istihbarat oyunlarına, provokasyonlara ihtiyaç var. Savaşa çekmek istediğiniz ülkede gaza gelmeye ve halkı galeyana getirmeye istekli bazı gruplar varsa işiniz çok daha kolay... Söz konusu İran, bölge de Batı Asya oldu mu, bu işten bile değil!
'EPSTEIN İTTİFÂKI'NIN SAVAŞI TÜM BÖLGEYE YAYMA ÇABASI
ABD-İsrail-Birleşik Krallık ittifâkı Batı Asya'yı, hatta Orta Asya ve Kafkaslar'ı, baştan sona kanla yeniden dizayn etmek istiyor. Gelin buna 'Epstein İttifâkı' diyelim, bu sübyancı, çocuk katili, tecavüzcü haydutların ittifâkına, cuk oturuyor çünkü! Bunun için bölgedeki tüm ülkeleri ateşin içine çekmeyi hedefliyorlar. Bu sebeple İran'a yönelik tek taraflı savaş ilanının ardından provokasyonlar da başladı. Şimdilik sahte bayrak operasyonları öne çıkıyor. Hedefler belirlenirken, sırasıyla hangi bölgesel güçlerin yeni cephe açabileceği tespit ediliyor, ardından ya doğrudan İran içindeki İsrail, ABD ya da Birleşik Krallık ajanları ya da onların satın aldığı vatan hainleri tarafından bir insansız hava aracı (İHA) ya da bir balistik füze o ülkeye gönderiliveriyor. Seçilen ülkeler arasında Körfez ülkeleri de var, ancak bunun yanı sıra iki Türk devletini savaşa çekmek için de ellerinden geleni yapıyorlar. Biri Türkiye, diğeri Azerbaycan...
YENİ NESİL SAVAŞLARIN VAZGEÇİLMEZ MANİPÜLASYONU: SAHTE BAYRAK
Önce kabaca sahte bayrak operasyonunu bir tarif edeyim: Gerçek faillerin kimliğini gizleyerek suçu başka bir tarafın üstüne atmak hedefli saldırı... İlk örnekleri, deniz savaşlarında, bir geminin gerçek kimliğini gizlemek amacıyla tarafsız ya da düşman ülkeye ait bir bayrağı çekmesiyle gündeme geldiği için böyle adlandırılıyor. Yakın tarihten bir örnek vereyim, bir sahte bayrak operasyonu değildi, ancak çok benzerdi. İttihat ve Terakki içindeki hayalperestlerle Alman ordusunun işbirliğinde gerçekleşmişti. Göben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) provokasyonu, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'na İttifak Devletleri tarafında girmesini sağlamak için Ağustos 1914'te iki Alman savaş gemisinin Osmanlı İmparatorluğu'na devredilmesiyle başlamıştı. Almanya tarafsızlık yasalarını atlatmak için 'satış' hilesi kullanmıştı. Ardından Rus limanlarına yaptıkları saldırı, Osmanlı İmparatorluğu'nu savaşa girmeye zorlamıştı. Sonrasındaki felaketi anlatmaya gerek yok!
ÜLKE İÇİNDE İŞBİRLİKÇİLERİ YOKSA PROVOKASYON KOLAY KOLAY TUTMAZ
Günümüzde, sahte bayrak operasyonu, kendilerine karşı saldırılar düzenleyip, düşman devletler ya da terörist gruplar tarafından yapılmış gibi gösteren provokasyonları kapsıyor. Vekalet ve vesayet orduları üzerinden yapılan saldırıları da sahte bayrak operasyonu olarak ele almak gerek. Böylece, saldırıya uğradığı varsayılan ülkeye, hem iç kamuoyunu yönlendirmek, hem uluslararası sempati toplamak hem de askerî karşılık vermek için bir gerekçe üretilmiş oluyor. Tabii bunu hedefleyen dış güçler kadar o ülkenin siyasetinde savaşa girmeye can atanların ya da fırsat kollayan kesimlerin olması şart.
SİYASAL İSLAMCILAR İÇİNDEKİ MEZHEPÇİ KAŞIMALARA DİKKAT
Peki Türkiye'de böyle siyasî çevreler yok mu? Olmaz olur mu? İlk sırada tabii ki siyasal islamcılar var. Daha net söyleyelim; İhvan geleneğinden feyz almışların ve tekfirci selefîlere destek verenlerin mezhepçi yayılmacı hayalleri, bu savaş kışkırtıcılığında gizli ya da açık biçimde görülüyor. İktidar partisinin içinde yer alan unsurların bir bölümü de bu tarifin içinde... İktidar partisinde, yandaş kanallarda, akademisyenlar arasında, tarikatlarda nefret tohumları saçmaya devam ediyorlar. Suriye'deki 'zaferleri'nin ardından iyiden iyiye gemi azıya alan bu emperyalizmin ayakçıları, İran'da da benzer bir iç savaşı çıkarmanın hayaliyle yaşıyor!
İRAN DÜŞMANLIĞINI POMPALAYANLAR
Bu şii düşmanlığının en açık halini Suriye iç savaşı boyunca görmüştük. Arap Alevileri'ne ve İran'ın vekil güçlerine yönelik nefret kusmalarının bir sebebi de, bu mezhep şovenizmiydi. Şam'ı, ABD-İsrail-Birleşik Krallık-Avrupa Birliği-Körfez kumpasıyla ele geçiren Hey'et-i Tahrîr'üş-Şâm liderliğindeki İhvan ve el-Kaide kökenli grupların ele geçirmesi sürecinde aktif destek veren de bizzat AK Parti'ydi. Muhammed el Colani ve bağlaşıklarının Alevi katliamına girişmesinden sonra, sadece AK Partililer'in değil, ondan kopan ufak tefek partilerle Kürt siyasetinden 'milliyetçi-şâfi' kesimin ve bir grup liberalin de 'Esed artıkları' söylemi şaşırtıcı değildi. Değil mi ki o liberal geçinen 'Amerikancı-Avrupacı' sözde aydın ve gazeteciler, IŞİD'e 'özgürlük savaşçıları' payesini vermişti. Belki bu grüha bir de aklını peynir ekmekle yemiş, İran dendi mi Türkiye'ye en büyük tehdit sanan bir bölüm 'Batı hayranı seküler'i de eklemek gerek... Son olarak Turan hayali peşinde koşan, ahir zaman Enver Paşa özentilerini de ekleyelim. Bunlar İran'daki Türk toplumlarını bahane ederek 'bir koyup üç alacağını' sanan tipler. Oysaki, ne Güney Azerbayncan'daki Türkler, ne Kaşkaylar, ne Halaçlar ne Karapapaklar, ne de diğerlerinin böyle bir hayali yok! Bir de şu Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'in kışkırtmaları var ki, onun İsrail ile yakın ilişkilerini bilmeyen zaten yok!
İşte bu saydığım kesimlerin hepsi, yine aynı söylemleri geviş getirmeye devam ediyor. Bunlardan en tehlikeli olanları tabii ki iktidar partisi içinde yer alanlar ya da bağlantılı olanlar. Hani şu Halil Konakçı ve benzeri müptezellerin açık seçik dile getirdiğini, sinsice dile getirenler... Ekranlarda "Ama İran rejimi de..." diye başlayan cümleleri kurup, mesele mezhepse İran'a karşı İsrail'in zaferine el ovuşturanlar! Birinci sırada savaşı körükleyecek olanlar bunlar olacak.
KÜRT ÖRGÜTLERİNİN ALTIN DEĞERİNDEKİ TARİHSEL KARARI
Kürt siyasetindeki çatlak seslerin de sürdüğünü söylemek gerek. Bu çatlak seslerin tehlikeli olmasının sebepleri ise malûm; Tahran yönetimiyle İran'daki Kürt örgütleri arasındaki düşmanlık, Suriye'de BAAS iktidarına karşı tarihsel nefret, Irak'ta Haşdi Şabi ile çıkar çatışması. Ve daha pek çok sebep sayılabilir tabii. Epstein İttifâkı İran saldırısından beklediği sonucu alamayınca, bu Kürt gruplarını kara savaşında kullanma hesabı yapıyorken, bu büyük bir risk...
Neyse ki geçen hafta ve bu hafta yaşanan iki gelişme bu düşmanlığı pompalayanların biraz hayal kırıklığına uğramasına sebep oldu. Susmayacaklardır, ancak sesleri biraz daha tiz çıkacaktır. Bu gelişmelerden en önemlisi ve belki de Kürt siyasetinin tarihsel açıdan aldığı en önemli karar, ittifâk için İran savaşında 'ölmeyecekleri'ni açıklamaları oldu! Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da, dört ülkedeki Kürt örgütlerinin bu açıklaması bölge halkları açısından altın değerinde! Bu, aynı zamanda Kürt siyasetine yön vermeye çalışan milliyetçi ve mezhepçi kliklerin bir süre sesini kısmasını getirecektir.
ERDOĞAN'DAN SİYASAL İSLAMCI GRUPLARA AYAR
Diğeri ise dün AK Parti'nin meclis grup toplanntısında partinin genel başkanı sıfatıyla konuşan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarıydı. Bu açıklamanın, partiye ve genel olarak siyasal islamcı çevrelere verilen bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Uzun uzun bir alıntıya gerek yok, ancak şu cümleler önemli: "Bizim sünnilik, şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var o da islam. Hz. Ali bizim, Hz. Ömer de bizim. Hz. Osman bizim, Hz. Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hz. Ayşe validemiz bizim, Hz. Zeynep annemiz de bizimdir". Devamında mezhepçi kışkırtmalara net tavır alan cümleler de kurması da önemli.
İster içten söylemiş olsun, ister güç dengelerini gözeterek veyahut Türkiye halklarının önemli bir bölümünün İran ile herhangi bir çatışmaya onay vermeyeceğini bildiğinden, hiç fark etmez, bazı siyasal islamcı çevrelere ayar vermesi önemli. Bence bu aynı zamanda partisi içindeki bazı kurmaylarına ve hatta bakanlara da bir mesaj bu. İşte bu sebeple oldukça önemli bir açıklama...
Peki ya liberal geçinen kesimlerde böyle bir gelişme var mı? Ne önemi var ki? Zaten küçük bir grup ve onların misyonu da her zamanki gibi mide bulandırmak. Önemli değil!
Bundan sonrasında olabilecek her türlü sahte bayrak operasyonuna karşı gözümüzü daha da açık tutmak zorundayız. Zira bu iki olumlu gelişmenin ardından emperyalistler ve işbirlikçileri daha sert provokasyonlar yapabilir. CIA, Mossad, M6'nın tarihi bu tip şerefsizliklerle dolu, unutmayalım!
Son günlerde Hindistan’ın kontrolü altındaki Cammu Keşmir bölgesinde düzenlenen kanlı saldırı, Hindistan ile Pakistan arasındaki ilişkileri ciddi şekilde gerdi ve iki ülkeyi adeta savaşın eşiğine getirdi. Hindistan, saldırının ardından doğrudan Pakistan’ı sorumlu tutarken, İslamabad yönetimi bu iddiaları kesin bir dille reddetti.
22 Nisan’da Keşmir’in Pahalgam bölgesinde gerçekleştirilen saldırıda 26 kişi hayatını kaybetti, 17 kişi ise yaralandı. Saldırının ardından, "Lashkar-e-Taiba" adlı örgüt saldırıyı üstlendi. Ancak kısa bir süre sonra örgüt, sosyal medya hesaplarının ve internet sitelerinin hacklendiğini iddia ederek saldırı ile bir ilgilerinin olmadığını açıkladı.
Hindistan hükümeti ise bu açıklamalara rağmen Pakistan’ı hedef almaya devam ediyor. Yeni Delhi yönetimi, saldırının arkasında Pakistan destekli grupların bulunduğunu öne sürerken, Pakistan bu suçlamaları siyasi bir manipülasyon olarak nitelendiriyor.
Tüm bu gelişmeler yaşanırken; saldırının ardından Hindistan’ın tek taraflı olarak Indus Su Anlaşması’nı askıya alması, Keşmir Direniş Örgütü’nün saldırının sorumluluğunu üstlendiği iddiasını yalanlaması, saldırının zamanlaması, saldırının Müslümanlara yönelik olumsuz algıların artmasına yol açması ve daha da önemlisi Hindistan’daki milliyetçiler arasında Modi’nin konumunu güçlendirmesi, bu saldırının arka planında Modi’nin bizzat yer aldığı ve bu olayı bir sahte bayrak operasyonu olarak kullandığı yönündeki şüpheleri gündeme getiriyor. Şimdi bu saydığımız etkenleri bir bütün olarak ele alacağız.
Göben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) olayı, Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na İttifak Devletleri tarafında girmesini sağlamak için Ağustos 1914'te iki Alman savaş gemisinin Osmanlı İmparatorluğu'na devredilmesiyle ilgiliydi. Klasik bir sahte bayrak operasyonu olmasa da, Almanya tarafsızlık yasalarını atlatmak için 'satış' hilesi kullandı. Ardından Rus limanlarına yaptıkları saldırı, Osmanlı İmparatorluğu'nu savaşa girmeye zorladı.