AKP, üye sayısının 11 milyon 543 bini aştığını açıkladı. Açıklama, doğal olarak “toplumsal destek” vurgusuyla sunuldu. Rakam büyük, iddia güçlü. Ancak siyasette her büyük rakam, her zaman büyük bir gerçeğe karşılık gelmez. Çünkü siyaset, tablolarla değil, sahayla ölçülür.
Uzun süredir aktif biçimde siyasetle ilgileniyorum. Farklı illerde, farklı toplumsal çevrelerde, binlerce insanla birebir temas kurdum. Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye kazandırmak için çağrılar yaptım; bugün binden fazla yurttaşın CHP’ye üye olmasına doğrudan vesile olmuş biriyim. Bu süreçte edindiğim en çarpıcı tecrübe, istatistiklerden değil, insanların e-Devlet ekranına bakarken verdikleri tepkilerden oluştu.
Üyelik çağrısı yaptığım herkesten önce basit bir şey istedim: e-Devlet’e girip herhangi bir siyasi parti üyeliği olup olmadığını kontrol etmeleri. İşte tam da o anda, bu ülkede uzun süredir konuşulmayan ama sahada defalarca karşılaşılan bir tablo ortaya çıktı. Hayatı boyunca AKP’ye üye olmadığını söyleyen, hatta böyle bir başvuruda bulunmadığını özellikle vurgulayan çok sayıda yurttaş, kendisini AKP üyesi olarak kayıtlı gördü. Şaşıranlar oldu, itiraz edenler oldu, “ben bunu bilmiyordum” diyenler oldu. Aynı durumla bir kez değil, defalarca karşılaştım.
Bu tabloyu yalnızca siyasi bir tartışma başlığı olarak görmek eksik olur. Çünkü burada aynı zamanda ciddi bir hukuk meselesi vardır. Anayasa’ya göre siyasi parti üyeliği, kişinin açık iradesine dayanır. Kişinin bilgisi dışında yapılan ya da farkında olmadığı bir üyelik, yalnızca siyasi değil, hukuki açıdan da tartışmalıdır. E-Devlet sistemi, bu sorunu görünür kıldığı için bugün birçok yurttaş ilk kez böyle bir durumla yüzleşmektedir.
Açıklanan üye sayıları, aktif ve bilinçli siyasi iradeyi değil, yıllar içinde birikmiş denetlenmemiş kayıtları göstermektedir. Geçmişte farklı yöntemlerle oluşturulmuş listeler, siyasetten tamamen kopmuş ama kaydı hâlâ duran isimler, bilgisi dışında üyelik yapılmış yurttaşlar… Bunlar ayıklanmadan açıklanan rakamların, demokratik bir karşılığı olmaz.
Bir de işin matematik tarafı var. Türkiye’de 18 yaş üstü nüfus yaklaşık 60 milyon civarında. 11,5 milyonluk üye iddiası, her beş yetişkinden birinin AKP üyesi olduğu anlamına gelir. Peki bu tablo sandığa, sahaya, örgütlenmeye yansıyor mu? Son seçim sonuçları, katılım oranları ve sahadaki görünüm bu iddiayla örtüşmüyor. Rakamla gerçek arasındaki bu uyumsuzluk, açıklamanın neden tartışıldığını açıkça gösteriyor.
Gerçek üyelik; kişinin bilgisiyle, rızasıyla ve sorumluluk alarak yaptığı tercihtir. Hukuken de böyledir, siyaseten de. Aidatla, çalışmayla, sandıkta duruşla anlam kazanır. Bunların olmadığı yerde rakam büyür ama meşruiyet büyümez.
Bugün açıklanan üye sayısı, bu nedenle bir siyasi güç göstergesi değil, ciddi biçimde sorgulanması gereken bir algı üretimidir. Rakam büyük olabilir; ancak rıza yoksa, o rakamın siyasette karşılığı yoktur. Demokrasi, kaç kişinin kaydedildiğiyle değil, kaç kişinin gerçekten orada olduğu ile ölçülür.
Üye sayısı açıklamak kolaydır. Asıl zor olan, bu üyeliklerin kaçı gerçekten iradeye dayanıyor sorusuna açık ve şeffaf bir cevap verebilmektir. Bu cevap verilmediği sürece, rakamlar büyür ama tartışma bitmez..