Sanki kuru topraklardık da üstümüze yağan şiddet yağmurunu kana kana emiyorduk.
Okulda şiddet, evde şiddet, sokakta şiddet, iş yerinde şiddet, siyasette şiddet, ekranda şiddet, sosyal medyada şiddet, ekonomik şiddet, afetlerin-felaketlerin trajedisinden gelen şiddet, savaşlardan taşan şiddet, şiddet, şiddet şiddet… Bunca şiddet haberine maruz kalmak da bir tür şiddet görmek.
Önce Şanlıurfa’da peşinden Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları hepimizi dehşete düşürdü. İlkinde can kaybı yok diye avunurken ikincisinde sekiz öğrenci ve bir öğretmen, katliamcı çocukla birlikte hayatını kaybetti.
“Her şeye üzülen ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar. Şikâyet eden bir insanın çözüm aradığını sanırsınız. Hayır! Bizde insanlar çözüm için değil söylenmek için şikâyet eder. Elli sene aynı şey anlatılır, aynı gelir, aynı gider.”
Dönüp dolaşıp hak verdiğim bu sözleri Lübnanlı yazar Amin Maalouf, Ortadoğu insanını anlatmak için etmiştir.
Bizde üstüne üstlük her önemli olayın bir futbol maçına kadar ömrü vardır. Dünyanın en önemli meselesi de olsa gözden de gönülden de düşer yeter ki bir derbi maçı olsun!
Kahramanmaraş’taki korkunç saldırının üzerinden biraz zaman geçsin istedim. Herkesin yüksek sesle konuştuğu, bağırdığı bir yerde sakince laf anlatabilmeye imkân yok çünkü.
Hemen her konuda olduğu gibi herkes kendi zaviyesinden baktı olaya ve daha çocukların yere dökülen kanı kurumadan kendi ajandasını takip ederek yorumlar yaptı. Aslında çoğu da yanlış değil ama eksik, yanlı ve her şeyi açıklamaya yetmiyor.
Çocukların yeterince terbiye edilmemesinden, ailelerin ilgisizliğinden, belki eksikliğinden şikâyet edildi. Yanlış mı? Hayır! Ama tek neden bu değil.
Öğretmenlerin otorite kaybından, öğrencilerin ve velilerin karşısında ellerinin kollarının bağlandığından yakınıldı. Yanlış mı? Hayır! Ama tek neden bu değil.
Şiddeti normalleştiren bilgisayar oyunlarından, televizyonların şiddet içerikli dizilerinden, sosyal medya zorbalıklarından dem vuruldu. Yanlış mı? Hayır! Ama tek neden bu değil.
Çeteleşen çocuklardan, kamusal alandaki şiddet dilinden, siyasi zorbalıklardan yakınıldı. Yanlış mı? Hayır! Ama tek neden bu değil.
Kuşak yorumları havalarda uçuştu. Yanlış mı? Hayır! Ama tek neden bu değil.
Saldırgan İsa Aras Mersinli özelinde şu aşamada bir yorum yapmak istemiyorum çünkü belli ki bu çocuk hasta. Klinik kayıtlarının kamuoyuna açıklanması ve uzmanların görüş bildirmeleri yerinde olur. Ailesi ise son derece kusurlu.
Bir tek şunu söylemek isterim: Belli ki Şanlıurfa saldırısı bunu tetikledi. Benzer saldırıların sıklıkla yaşandığı ABD’de, bu tür şiddet eylemlerinin 13 gün içerisinde tekrar ettiğini ve şiddetin bir salgın gibi bulaştığını biliyoruz. Benzer saldırılara meyli olanlar/planlayanlar birbirlerinden ilham alıyorlar.
Sadece bu bilgi bile bize çok önemli bir mesaj veriyor: BU KONULARIN MEDYADA VE SOSYAL MEDYADA ELE ALINIŞ BİÇİMLERİ BÜYÜK BİR SORUMLULUKLA YAPILMALI.
ŞİDDET KÜLTÜRÜ YERLEŞTİ
Şiddet insanlığın tüm medeni kazanımlarını yok eden korkunç bir iletişim dilidir. Toplumun her katmanına, her düzeyde işlemiş bir şiddet kültürü söz konusu. İster okulda katliam yapsın, ister pazar yerinde bir akranının canına kıysın bu çocuklara ‘neden’ olarak bakamayız. Bu çocuklar şiddet kültürünün sonucu…
Hoşumuza gitmese de bu çocuklar mevcut şiddet kültürüne uyum sağlıyorlar, hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Sürekli “Saygılı ve sevecen çocuklar yetiştirin” diye tepeden konuşuyoruz. Şu anda kim hangi anne-babaya bu öğütte bulunabilir? Vereceğimiz bu öğüt o çocuğu hayatta tutmaz ki? Gelip zorbanın biri öldürsün diye mi terbiyeli, saygılı, sevecen çocuklar yetiştireceğiz?
Başkalarının sınırlarına saygılı nazik insanların, vergisini zamanında ödeyen yurttaşların, kanunlara ve kurallara uyanların cezalandırıldığı bir toplumda ‘iyi insanlar’ olmayı nasıl önerebiliriz ki?
Adalete güvenin kalmadığı, yasaların yok sayıldığı, suçluların sürekli affedildiği bir ülkede ‘makul vatandaş’ olmanın yararı nedir?
Nezaket istismarının istikrar kazandığı, makam sahiplerinin güç zehirlenmesi yaşadığı, kimi kayıpların/cinayetlerin 6-7 yıl aydınlatılamadığı bir toplumda kurumlara güvenmeyi kime önerebiliriz ki?
Evrime göre de daha akıllı veya daha güçlü olan değil, adapte olan hayatta kalır. Nazik ve iyi insanların yaşatılamadığı yerde, “Saygılı ve sevecen olun, Terbiyenizi takının” demek boş, bomboş bir öğüt.
Unutmayın ki nezaket adaletten sonra gelir.
Sanki yemek tarifi veriyor gibi “Adalete güven oranı yüzde 30’un altına düştü” diyoruz. Adalete güven yoksa adaleti kim sağlayacak? Yapanın yanına kâr kalıyorsa, insanları ahlâklı ve erdemli davranmaya nasıl ikna edeceğiz?
Bir günde yok olmuyor toplumsal ahlâk, erdem ve yüksek değerler; günden güne erozyona uğruyor.
Biri hazine arazisini işgal edip gecekondu konduruyor, öteki lüks sitede kendisinin olmayan bir bahçeye sızıyor. Var mı arada fark? Yok! Ama belki ikincisi kendini entelektüel sanıyor.
BU ÇOCUKLARA NE VERDİNİZ?
Az ceza alacağını bilerek hukuk sistemini istismar eden çeteleşmiş çocukları aklamak değil niyetim. Bu çocukların mağdur ettikleri çocuk değil mi? Hele canlarını aldıkları çocuklar… O çocukların anaları-babaları… Empati önce mağdura yapılır. Bu terazi şaşarsa eğer her birimiz mağduru olabileceğimiz trajedileri önden akladık sayılırız.
Fakat bu ülkenin bütün gençlerine ve çocuklarına ne verdik ki ne bekliyoruz onlardan?
Bu çocuklar MESEM’de köle düzeninde çalıştırıldılar ve öldüler.
Bu gençler sınav sorularının çalındığını görerek büyüdüler.
Kantin fiyatlarını veya yurt güvenliğini protesto ettiklerinde sopa yiyerek büyüdüler?
Sınavlardan yüksek puan alıp mülakatlarda elendiler.
Kimileri 41 kere maşallah 41 yerden maaş alırken, üniversiteyi bitirip kurye oldular.
Siyasetle ilgilenmiyorlar diye aşağılanıyorlar ama oy verince de adaylarının çalınmasına engel olamıyorlar.
Yüksek lisanslı kasiyerlerimizle övünelim mi mesela, ne yapalım?
Bu çocuklardan/gençlerden umutlarını, gelecek hayallerini çaldılar. Şimdi ne bekliyorsunuz ki bu çocuklardan?
HANGİ MÜNFERİT OLAY?
Farkında mısınız ne kadar istikrarlı bizde münferit olaylar? Münferit! Ferdi yani. Bireysel… Tekil…
Okul taraması münferittir!
Samuray kılıcıyla gündüz vakti genç bir kadının öldürülmesi münferittir!
Emine Bulut’un kızının gözleri önünde boğazının kesilmesi münferittir.
Trene binen çocuğunun oradan sağ çıkamaması münferittir!
Kar tatilinde otelde yanmak münferittir!
Her depremde binlerin ölmesi münferittir!
Hangi münferit olay? Münferit olmayan olayımız var mı bizim?
MEDYANIN BÜYÜK ROLÜ
Çözüm istiyorsak herkes başını iki elinin arasına alıp düşünecek. Nasıl bir toplumda yaşamak istiyoruz, çocuklarımıza nasıl bir toplum bırakmak istiyoruz; düşünecek.
Şiddetin bir kaynağı da diziler mi? Kesinlikle! Ama tek neden değiller.
“Bu çocuklar/gençler Kurtlar Vadisi izlemedi” diyenler var. Kurtlar Vadisi izlemedi belki bu çocuklar ama bu dizileri izleyenler tarafından yetiştirildiler.
Çakır’a cenaze namazı kılınmış bir üyke burası.
Medya toplumu, toplum da medyayı etkiler. Ama medya daha güçlü, daha devamlı ve daha kararlıdır etkilemek için. Yoksa reklamcılık diye bir sektör olabilir miydi? Moda, trend, akım olabilir miydi? Şimdi sosyal medya ile bilginin merkezden dağıtılması kırıldı, fenomenler aracılığıyla platform ünlülüğü ortaya çıktı.
Sevgililer Günü’nü Türkiye’de Hıncal Uluç, köşesinde Amerikalı sevgilisinden söz ederek benimsetti.
Diziler çocuklara verilen isimleri bile etkiler.
Örneğin Arda isminin Türkiye’de nasıl popülerleştiğine bakabilirsiniz. Genç oyuncu Arda Kural televizyon ekranlarında belirir, Aliye dizisinde çocuklardan birinin adı ‘Arda’dır ve 2000’lerde bu isimde patlama yaşanır.
2025 yılında Türkiye’de kız çocuklarına en çok konulan isim Alya’dır. Gazeteci Ayşe Arman kızına bu ismi vererek popülerleştirdi.
ABD’de Friends dizisinin yayınlandığı yıllarda ahmak bir akademisyen olan Ross’un ismi istatistiklerde geriye düştü.
Daha pek çok örnek verilebilir. Medyanın toplumu etkilediği artık tartışılmaması gereken bir fenomendir.
Sürekli aynı şeyleri yazan sıkıcı biri gibi hissediyorum kendimi. Şiddet, intihar, yasaklı madde kullanımı haberleri özendirici olmaması ve kanıksanmaması için çok dikkatli yapılmalı. Hâlâ bunu konuşuyor olmamız çok ama çok acıklı.
ÇÖZÜMLER NELER?
Peki bu şiddet kültürünü ortadan kaldırmak için neler yapabiliriz? Bir zihniyet devrimi gerekli. Devletin ve siyasetçilerin sorumlulukları var. Herkesin üstüne düşeni yapması için ısrarcı olmalıyız.
Bireysel olarak ne yapılabilir? Şiddetle aramıza mesafe koyuyor muyuz? Koymalıyız!
Ama adalete güvenin olmadığı yerde bu da imkânsız hâle geliyor.
İsa Aras Mersinli öldü mü? Katilin kanlar içindeki fotoğraflarına bakıyor insanlar ve paylaşıyorlar. Bu tür içeriklere bakmamalı ama insanlardaki güvensizliği gidermeyince bomboş bir öğüt oluyor bu da.
Cem Garipoğlu’nun ölmediğini düşünüyor insanlar. Düşünmesin mi?
Gülistan Doku cinayetinin üstü 6 yıl boyunca örtüldü mü?
Rabia Naz Vatan’ın babası hapis yattı. Hapis!
Bunca hukuksuzluk yaşanırken kim adalete nasıl güvensin? İnsanların adalete güvenmediği yerde şiddet kültürü son bulur mu?