Rahmetli Güngör Uras (1933-2018), ekonomist, akademisyen ve yazar. Yazılarında, zaman zaman ekonomiyi, hayali karakterleri Ayşe Hanım Teyze ve Ali Rıza Bey Amca üzerinden, tencerenin nasıl kaynadığına göre değerlendirdi. Uras, “Ayşe Hanım Teyzemin tüketim harcamaları sınırlı. O sınırlı harcama konuları ise en çok talebi olan ve fiyatı en fazla artan mal ve hizmetler” olduğuna işaret ediyor ve devam ediyor: “İşte o nedenle, Ayşe Hanım Teyzem, ‘Ben devletin enflasyon hesabına inanamıyorum. Benim enflasyonum çok daha fazla’ diyor… Ayşe Hanım Teyzem için enflasyon denilen şey, ocakta kaynayacak tencereye girecek yağın, etin, soğanın, patatesin fiyatının ne ölçüde arttığıdır.” Moral bozacak bir cümlesi de var: “Ayşe Hanım Teyzem ile Ali Rıza Bey Amcam bugünkü durumlarına şükretsinler. Fazla bir şey beklemesinler.” Ayşe Hanım Teyze, gelir adaletsizliğine de öfkeli.

İran’da da Sena Hanım Teyze ile Cemşit Bey Amca benzer ekonomik sıkıntıları yaşıyor olacak ki, evlatları Molla rejimine karşı sokaklara döküldü. Şimdilik binlerce ölü var. Polis, hedef gözeterek ateş ediyor. Bu kalkışmada CIA ve operasyon için fırsat kollayan Venezuela’nın Geçici Devlet Başkanı Trump’ın, göstermekten utanmadığı parmağının olması ihtimalini de gözden ırak tutmamak gerekir. Tabii ki İsrail’i de.

Bir mola verip CIA ne menem bir şeydir bakmakta yarar var. Bizde Merkezi İstihbarat Örgütü diye anılan. Amerika’daki ikinci hükümet ya da Görünmeyen Hükümet diye kısa bir tanım mümkün. Resmî görünen işine geldiğinde resmî olmayan örgüt. Filmlerde, dizilerde ülkeleri diktatörlükten kurtaran örgüt diye lanse edilmeye çalışıldığına inanmayın. 1947’de soğuk savaş döneminde kurulur. Ama, başka ülkelere ve başka ülkelerde operasyon yapabilmesi için 1948’de örgüte “özel harekât” düzenleme yetkisi verilir. Öyle ki harekâtın yapılacağı ülkelerde ABD Büyükelçileri’nin örgüt üzerinde bir gücü yoktur. Yine de kapitalizmin tekelci aşaması emperyalizmin en iyi silahlarından biridir. Amerikan ordusu kadar önemlidir. Emperyalizm, uluslararası tekeller sayesinde dünyanın bölüşümünü sağlar. Ancak bu bölüşüm şu sırada İran Devlet Başkanı olmak isteyen Trump’ı tatmin etmişe benzemiyor.

Geçmişi MÖ 7. Yüzyıla kadar uzanan İran İslam Cumhuriyeti’nin yakın tarihine bakmak daha isabetli olur. 1925’te Rıza Şah Pehlevi dönemi başlar. 1941’de oğlu Muhammed Rıza Pehlevi tahta oturur. Nispi demokratik düzene geçer. Aynı yıllarda Marksist kökenli parti Tudeh kurulur. Başbakan Musaddık’ın petrolü ulusallaştırılması ABD’nin ve hık deyicisi İngiltere’nin hoşuna gitmez. Trump’ın yol göstericisi midir bilinmez Amerikan Başkanı Eisenhower emriyle başlatılan operasyonda Musaddık tutuklanır. Şah tekrar başa geçer. CIA yardımıyla kurulan istihbarat örgütü SAVAK aracılıyla muhaliflerini yok eder. Faşist bir yönetim söz konusu olur. Türkiye’de ise kamuoyu bu idareden çok Şah’ın eşi Farah Diba ile ilgilenmeyi tercih eder. Şah’ın reform adı altında sunduğu, temelinde ülkede kapitalizmi güçlendirmeye çalışması, yoksul köylünün, esnafın ve ulemanın tepkisini çeker. Hele kadınlara oy hakkı yobazları rahatsız eder. 1978’de gösteriler ve grevler İran’ı karıştırır. Şah bir yıl sonra kaçar. Türkiye’de Şah’ın devrilmesi bazı “sol” çevrelerde devrim gibi kutlanır. Sürgünden dönmüş Humeyni dinî lideri olur. Adında cumhuriyet olan ülke mollaların yönetimine geçer. Müzik ve muhalif gazeteler yasaklanır. Bu da İran Devrimi diye adlandırılır. Ve yine onlarca Marksist Tudeh üyelerinin öldürülmesini görmezden gelen Türkiye’deki bazı “sol” tarafından halk hareketi olarak adlandırılır.

Gerek şah gerek molla yönetiminde, ülkede ortak olarak yaşanan, darağaçları, işkenceler ve kaybolmalardır. Petrol ve doğal gaza dayalı ekonomidir. Molla döneminde din, muhaliflere karşı bir baskı aracı olarak gündemi işgal eder. Molla rejimi, Şah’ın aksine Amerika’ya karşı isteği dışında politikalar geliştirir. ABD Büyükelçiliği’nin 1979’da baskını ve Amerikalıların rehin alınması iki ülke arasındaki uçurumun temelini atar. Nükleer çalışmalar cabası.

Ancak, Amerika İran’dan elini eteğini çekmez. Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza örgütü ICE’nin Genelkurmay Başkanı Trump, anlaşıldığı kadarıyla Ortadoğu’yu karıştırma işini İngiltere’nin elinden almışa benziyor. Artık anneler, çocuklarını “Bak Trump’a veririm ha” diye korkutuyor. Mollalar, hatırlanacaktır Salman Rüşdi olayı, elini kolunu yurt dışına da uzatır. Şeytan Ayetleri kitabı bahanesiyle hakkında din düşmanı olduğu gerekçesiyle ölüm fetvası çıkarıldı. Bir konferansta bıçaklı saldırıya uğradı. Ülkesini, insanlarını değil kendilerini düşünen mollalar kovboya nedamet getirip valla adam öldürmeyeceğim diyebilecek kadar düştü.

Bu konuyla ilgili Türkiye’ye kısaca dönersek, olumsuzluk söz konusu ise adı anılmayan, aksi takdirde yere göğe sığdırılamayan Trump’la ilgili haberler konusunda ombudsman, gazeteci, yazar Faruk Bildirici, Türkiye medyasında, Trump taklit edilerek Maduro “yakalandı” kelimesinin kullanılmasını eleştiriyor. Ne yapsınlar, “özgürlük diyarında” Amerikalı meslektaşları uluslararası hukukun çiğnenmesinden söz bile edemedi. Eee, sonunda dünya kadar paralı tazminat tehlikesi var.

Emperyalizm meselesine dönersek, kapitalist uluslararası tekelci sermaye, barışçı olmayan bir yöntemle yeniden paylaşım mücadelesi içinde. Ülkelerin belli başlı hammadde kaynaklarına göz dikmiş durumda. İkinci Dünya Savaş sonrasında ülkelerin terk ettiği bilfiil işgali yeniden göze almış sanki. Peki, toprak bütünlüğü tehlike altında olan İran, sütten çıkmış ak kaşık mı? Yukarıda darağaçlarından bahsetmiştim. Dünya, Çin’le baş edemeyen Trump gibi güç zehirlenmesi yaşayan bir kişiyle, her türlü eleştiriyi hapis ve kurşunla durdurmaya çalışan teokratik bir devlet arasında kalıyor. Dans ustası Trump’ın ekibi, Pehlevi’nin oğlunu umut gibi gösteriyor. Yani nereden bakarsanız bakın “şer”i ağır basan ehven-i şer.

Not: AKP’li vekil sosyal medya için yasakçı tutum içine girilebileceğini söylemiş. İran gibi yapın, interneti kapatın, daha kolay.