Aristoteles burada da karşımıza çıkıyor. Mantığı sistemli bir disiplin haline getirmiş. Anlaması kolay gibi olsa da anlatması zor. Doğru düşünme kuralları ve akıl yürütme yöntemleri desek eksik kalır. Bir düşüncenin mantıksal olarak geçerli olması yeterli sayılmaz. Onun bilimsel veya olgusal olarak doğru olduğu anlamına da gelmeli. Bir felsefe dalıyken daha sonra ihtisas alanı olmuş. Felsefe demişken, parantez açalım, Atatürk’e hakaret eden bir felsefe öğretmeni beraat etmiş. Sebebi, suç iddiasının kapalı mekânda olması. Yani hakaret etmek isteyenlere bir pas. Atatürk sevgisi okullara sığmıyor. MEB de 19 Mayıs vesilesiyle Eğitim-İş’in düzenleyeceği “Gençlerden Atatürk’e Mektup” yarışmasını iptal etmiş. Eğitim-İş de bir STK. Belli ki bakanın sevdiklerinden değil.
Mantıkla devam edelim. Mesela düz mantık. Türkçe punkun temsilcilerinden Düz Mantık grubundan bahsetmiyorum. Bir örnekle kendimi ifade edeyim: “Trump ABD Başkanı’dır. Bütün ABD başkanları delidir. O zaman Trump delidir.” Son önerme düz mantığa uyar da mantığın geneline bakınca doğru sayılamaz. Olsun, düz mantık konu mankeni için işe yarıyor ama şaşırttı. İran’la müzakereler başladı. Ateşkes ilan edildi. İhlal edildi. Trump’ın bugünden yarına, sabah uyanınca, akşam yatağa gitmeden ne yapacak müphem hâlâ. Yine de kan sever ayakçısını kollamış. Anlaşmada yok diye Lübnan’ı ayakçıya kurban etti. Barış gelecektir umarım.
Düz mantık büyükşehir davasında var. Ama örneklemeyelim. Haddini bilmeyen sanıkların sıcak yemek problemi çözülemiyor. Enflasyon orayı da mı vurdu yoksa? Aslında Sir Şimşek, enflasyonun gerilediğini, gıda enflasyonunun iyileştiğini açıklayıverdi. Rakamların ne önemi var ki? Ama inandıramıyor nedense. Mesela bazı ekonomistler bu değerlendirmeye katılmıyor, gariptir ki devletin koca istatistik kurumunu dikkate almıyorlar. Benzine, mazota, elektriğe, doğalgaza, çaya zam gelmişse ne gam? Pırlanta ve kıymetli taşlara ÖTV getirilmesini öngören yasa teklifindeki madde torbasından çıkarıldıysa, yatların ve kotraların ÖTV’si yüzde 8’de kaldıysa size ne?
Ana muhalefet partili belediyeleri hemen bırakmayalım. Bıraksak ne olur? Bursa’yı biliyoruz. Belediye Başkanı’nın içeride olması yetmezmiş gibi, meclis üyeleri polisin sert müdahalesiyle, gözlere sıkılan gazlarla yeni başkanın seçileceği CHP’nin aday göstermediği toplantıya alınmadı. Bornova Belediye Başkanı ve dört kişi, gözaltına alındı. Suçlamalar tanıdık, ayrıntıya girmeyelim. İzmir’deki kooperatif davası kapsamında CHP’nin Ankara İl Başkanı gözaltına alınıp İzmir’e gönderildi. Tabii ki sabah saatlerinde. Şimdilik gelişmeler bunlar. Bugün, yarın ne olur göreceğiz. Savcılardan sonra vakıflar da ana muhalefetin peşinde. İstanbul’da Yerebatan Sarnıcı vakıflara gidiverdi. İzmir’de Meslek Fabrikası, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne polis ablukasında, şafak operasyonuyla devredildi. Verilen-alınan eğitimler inkitaya uğratıldı.
CHP lideri, ara-erken-geç seçim diye bastırmaya devam ediyor. Meclis’te milletvekili sayısının eksilmesi halinde ara seçimi zorunlu kıldığını yasa maddeleriyle anlatıyor. Sanırım bu çabasının, AİHM, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı ortamda yararı olmayacak. İşte örnek. Danıştay’da açılan davaların sonucu beklenmeden, Akbelen’de ismini anmaktan hiç hazzetmediğim şirketin keşfine karşı çıktığı için tutuklanan Esra Işık, sabah saatleri bile beklenmeden akşam gözaltına alındı. İzmir Cezaevi’ne sürgün edildi. Oysa tane ile sayılan ağaçları, madene dönüşecek toprakları korumaya çalışıyordu. Hadi sonuç gelmedi, yürütmeyi durdurma kararı var Tirebolu’da. Madenci AKP’li milletvekili buna rağmen sondaj makinesi sokmaya çalıştı yetmedi, Sökü köylülerinin köy içinde dolaşması bile engellendi. İyi Parti’nin kamulaştırma süreci ile çevresel tahribat iddialarının tüm yönleriyle incelenmesi için verdiği araştırma önergesi bilin bakalım kimlerin oylarıyla reddedildi.
Meslek Fabrikası’nın devrine karşı olanlarla polis arasında çıkan arbede sırasında sevgi seline karşılık veremeyen yazarlığından ve bilemediğimiz görevinden istifa eden Yılmaz Özdil’in eski gazetesi Sözcü’nün kameramanını gözaltına aldı. Çok sayıda gazeteci darbedildi ve sıkılan biber gazından etkilendi. Basın Özgürlüğü Raporu’na göre, altı yılda yüzlerce gazeteci, sadece haberleri nedeniyle 3 bin 480 kez hâkim karşısına çıkarıldı, 420 gazeteci gözaltına alındı, 145 gazeteci tutuklandı. Gözaltına alınan gazeteci sayısı, Sözcü kameramanı eklenirse, 421’e çıkıyor. AKP kurucusu zatın şikâyeti üzerine, fındık tekellerini eleştiren Sol’un üç çalışanı gözaltına alındı.
Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymada gazetecileri kıskandıracak bir gelişme yaşandı. Ufukta yeni bir tehlike belirdi, İster istemez. Çünkü, Feti Yıldız’ın söz konusu yasanın gazetecileri etkilemeyeceği iddiasının tersinin yaşanması hafızalarda tazeliğini koruyor. Hazırlanma aşamasında olan bir yasa ile sosyal medyaya girişte kimlik bilgisi zorunluluğu getirilecek. Böylece kullanıcılar, yapılan paylaşımlar, hakaretler ve itibar suikastı niteliğindeki içeriklerden sorumlu tutulacak. Yasa hazırlanmadan sosyal medya platformları ile anlaşılmış bile. Şöyle uyarı var: “Bir kişi bir hesap açıyorsa bunun sorumluluğuna katlanacak.” İfade Özgürlüğü Derneği’nin raporunda, sosyal medya sistemi “dijital itaat rejimi” olarak adlandırılıyor. İktidarın müdahale kapasitesi artacak. Anonimlik bitecek. Kolluğun işi daha da kolaylaşacak. George Orwell’a rahmet okutulacak sanki.
KKTC’de “hayat pahalılığı ödeneğinin” dondurulma girişimi çalışanların eylemi ile karşılaştı. Polis gaz sıkarak müdahale etti, bir sendika başkanı gözaltına alındı. Yabancısı değiliz. Çalışanların direnişi, dondurma kararı verenlere sıkı bir tokat attı. Kararname geri çekildi. Türkiye’de bu isimle bir destek yok. Tüm Emeklilerin Sendikası ve DİSK Emekli-Sen eylemlerinde maaşları “sefalet ücreti” olarak anıyor. Üstelik ücretler sürekli eriyor. Yılbaşında yapılan yüzde 11’lik zammın yüzde 10’u erimiş durumda. Çalışanların üç ayda kaybı 394 milyar lirayı bulmuş. Açlık sınırının 32 bin lira olduğunu hatırlarsak gerçek Survivor yarışması çarşıda pazarda. Mantığı falan boşverin.
Not: MGK bildirisinde PKK yine terör örgütü olarak anıldı.