Adettendir. Yılbaşı yaklaşınca, gazeteci milleti, geçen yılın, çalıştıkları kurumlarca ya da kendilerince, önemli olaylarını toparlar. Gazeteye, televizyona ya da dijitale koyar. Siyasi gelişmelerden spora her şey yer alır. Özellikle devletin ve yüzde 20’nin tatile girdiği yılbaşı günlerinde, kaynak bulamayan televizyonların program ve haber bültenlerinde kurtarıcı olur.

Ben de yeni yılı, eski yılda yaşanan olayları yazarak karşılamak istedim. Ama biraz farklı. Lisede Amerikan, İngiliz edebiyatı da okudum. Bunlardan biri de Absurd Drama kitabıydı. Meğer tiyatro oyunlarını içeren kitap, düşmanca ve anlamsız bir dünyada umutsuzluk, korkusuyla yapayalnız kalan insanı tasvir ediyormuş. Zamanım “absurd”u çözmeye çalışmakla geçmişti. Zor da olsa çözebilmişim ki dersi geçtim.

Sözlüğe baktığınızda, Türkçede absürt diye yazılan kelimenin çok fazla anlamı var. Mesela, yan anlamı. Durumun abartılması. Sadece drama değil komedide de hissettirir kendini. Mantıksızlığı belli, gerçeküstü durum ve davranışları yaratan bir mizah türü diye tanımlanıyor. Gerçeküstü durumlar çoğunlukla iki alakasız kavramın bir araya gelmesi çerçevesinde mantıksızlığın ve saçmalıkların altını çizer. Buradan yola çıkarak, belli bir sıraya uymadan, kısaca, geride bırakılan yıla böyle yaklaşalım.

Hayat pahalılığı. Trafik kurallarının çiğnenmek için olduğu inancını taşıyanlardan, çift isimli yobaz teröristlerin yılbaşı öncesi yeniden uyanmasından, çeteler nedeniyle havada uçuşan kurşunlardan, düğünlerin yorgun mermisinden, dişçide yanlış anesteziden, yeni doğanlarda ölenlerden bahsediyorum. Ölecekseniz, ne yapacaksanız bırakın mükellefi, sıradan bir masayı?

Zaten ücretlilerin ve emeklilerin masalarında yiyecek çeşitleri giderek azalıyor. Mesela et. Masada oturanlar değil, et bile masayı görünce canlanıp kaçıyordur. Son iki haftada et fiyatı 41 lira artmış. Nedeni belli. Yerli üretici küsmüş. Macaristan’dan gelecek et de yok. Artış sürecek gibi. Ama bir de iyi yönünden bakalım. Et yok, gut yok.

Haberiniz olmuştur. Taş ocakları, verimli tarlalarda, yabancı otlar gibi fışkırıyor. Silivri Cezaevi’nin kuzey doğusuna düşen Danamandıra’daki gibi. Üstelik kestikleri ağaçlara yılbaşı süsü bile yapmamışlar. Bu haberi duyan Arjantin, Meksika, Kanada, Hindistan ve Peru gibi bazı ülkelerde şenlikler düzenlenmeye başlamış. Bu ülkelerin yetkilileri, tarımsal üretimi artıracaklarını açıklamış.

Öğrenciler de sağlıklı büyüyor. Devlet bir öğün vermeyerek bünyeyi alıştırıyor. Proteinsizlikten mi neden bilinmez, okullarda kızlar da dâhil akran zorbalığı tavanda. Dikkat buyurun, stajyer çetelerin zorbalığına uğrayanların değil zorbaların psikolojisi önceleniyor. Sınavla girilenler ve özel okullarda da yaşanıyor. Bir güzel haber, okul ücretlerine yapılacak zam enflasyonu geçmeyecekmiş. Bakana müjde.

Aralık ayında işçi temsilcilerinin başarılı bir şekilde boykot ettiği komisyonda asgari ücret yüzde 27 artırılarak, açlık sınırının altında tutulması başarıldı. Teşekkürler asla müdahale edilmediği söylenen TÜİK’e . Zaten kurum, sorumluluğunun bilincinde. Enflasyon hesabında, yüzdeyi artıran kira gibi kalemlerin ağırlığını azaltacakmış. Sir Şimşek’e bakarsanız, emeklinin, ücretlinin durumu çok iyi. Bu durumda hesap makinelerinin “error” verdiği kesin.

Son yılın gündeme bomba gibi düşen iki gelişmesi var. Birincisi, futbol maçlarında bahis oynanması hakkında. İş adliyeye intikal etti. Ellerinde ne var bilinmez, ama sosyal medya hesaplarında bir takıma penaltı bolluğu diğerine kısırlık paylaşımları hız kesmiyor. Bilinen bir gerçek, hep kasa kazanır. Sıradan bahisçilerin hep sürpriz yapmayan eşeklere oynaması sürecek.

İkinci gelişme, pudra şekeri. Türkiye için çok önemli bir sorun. Bazı tanınmış kişilerle başlayan, sonunda kulüp başkanlarına uzanan bir patika, hayır çevre yolu. Operasyon da deniliyor. Bu sırada alınan örneklerle, halkımız, kan, tırnak, saç gibi vücut bileşenlerinin etkisini öğrendi. Hatta bir eski adli kurum başkanı saç meselesini santim santim anlattı. Kimler saçını keser bilinmez ama 12 Eylül’de bıyıklara jilet vurulduğunu unutmamak gerekir.

Sözü adliyeden açmışken, AİHM’in İstanbul Belediye Başkanı’nın tutukluluğuna ilişkin başvurusunu öncelikli olarak ele alacakmış. AİHM’in kararı ciddiye alınıp alınmayacağı tartışılırken akla haklarındaki Anayasa Mahkemesi kararı uygulanmayan, bazılarının sağlık durumu endişe verici olan tutuklular geliyor. Ancak kaşla göz arasında 50 bini aşkın hükümlü, tutuklu, kader mahkûmu (ne demekse) serbest bırakıldı. Kimse, bu kişilerin bazılarının geçimlerini en azından nasıl sürdüreceklerini düşünmesin. Sosyal medyadan, not bırakmaktan başlayan farklı girişimlerini duyurmuşlar bile. Kilit üreticilerinin zam yaptığı söyleniyor. Kadın cinayetleri, tacizler mi? Soruşturmalar sürüyordur.

İsmi uzun süreç çalışmaları, “oylarıyla” geçen bütçe görüşmelerinden sonra 12 günlük Meclis tatili ile ara verdi. Öncü partiler, suça bulaşmamış teröristlerin, terörist suça nasıl bulaşmamış bilinmez, affı üzerinde duruyor. “İki gözüm önüme aksın, suça bulaşmadım” mı diyecekler? Suriye’deki “kol”un kurucu önderi takmadığı ortaya çıktı. Yeni yılda serbest bırakılması için yürüyüş düzenlenecek kurucu önderin siyasal terakkisi de önemli. 30 küsur yıl önce en iyi yönetim sisteminin “demokratik sosyalizm” olduğunu söyleyen önder, şimdi sosyalizmin yerine İslam koymuş: Demokratik İslam. Allah kabul etsin.

Gazeteci Fatih Altaylı’nın serbest bırakılması medyanın bazı kesimlerinde yüreklere su serpti. Reyting kaybeden ve tükenmişlik sendromu yaşayan, programları sallanan bazı televizyon gazetecileri ise mesleğin gereklerini hatırlayıverdi, gazetecilerin değil partililerin iktidarı savunması gerektiğini keşfetti. Kimi gazeteciler küstü, kimileri görev diye baktı o programlara. İktidar partisi, televizyonlara katılacak 20 partili isim hazırlamış iddialara göre. O isimlerden çıt yok. Hepsi mezarlık yanından geçerken gökyüzüne bakıp ıslık çalanlara benziyor.

İktidar milletvekilinden, bir gazetecinin haber kaynağının öğrenilmeye çalışıldığı günlerde yaptığı konuşmada “Türkiye’nin yerel basından, ana akım medyaya kadar ve dijital medyaya kadar çoğulcu özgürlükçü ve demokratik bir medya ortamına sahip olduğunu” öğrenmenin medyayı heyecana gark ettiğini de unutmamak lâzım.

Sakın bu yazıyı okuyup, son iki yılda tüketimi 10 kat artan antidepresana sarılmayın. Heterodoks bir bakanın “Şimdi uyuyun, 6 ay sonra uyanın” sözüne de sakın uymayın. Uyumak tehlikeli, gördük.

Not: Ağaç düşmanlarına inat, yeni yılınız kutlu olsun.