İdeolojik hegemonya kuramayan iktidarlar ancak korsanlık yapar!

Siyasal islam; din istismarı, manipülasyon, demagoji ve yalan haber yayma üzerine kurgulanan, işbirlikçi sermayeyle iç içe geçmiş, kolluk kuvvetleri ve milis benzeri örgütlenmiş yarı sivil gruplarla toplumsal muhalefeti bastırmaya çalışan, emperyalizmin emrinde otoriter, gerici iktidarlar kuran bir siyaset tarzının dışına çıkamayacak bir yapıdır. Hep böyleydi hep de böyle olacaktır. Onların deyimiyle söyleyeyim, fıtratında bu vardır!

Bu yapıyı sürdürebilmek ve erimeye mahkûm kitle tabanlarını koruyabilmek için iki güce ihtiyaç duyarlar; taşrada mahalle baskısı ve kulaktan kulağa yayılan cehalet kokan dedikoduları yayan militanlarına, ülke genelinde ise sermayesine ve insan gücüne hâkim oldukları medya araçlarına. Bu ikisi olmadan, seçimlerde ne kadar oy çalabilirlerse çalsınlar, kazanmaları mümkün değildir. Sudan'da olan da, Tunus'ta olan da, Mısır'da olan da da buydu... İhvan geleneğinin amorf mirasçısı AK Parti hükûmetlerinin iktidarlarında, Türkiye siyasetinde yaşanan da tam bu!

DAHA İKTİDARA GELDİKLERİ İLK GÜNDE MEDYAYI ELE GEÇİRME PLANLARI VARDI

Hâlâ ahmaklıklarından arınamamış liberal ya da her ne demekse 'sol liberal' çeyrek aydınlar bu saptamaya, AK Parti'nin ilk iki hükûmetini örnek göstererek itiraz edeceklerdir; "O dönemde pek çok demokratik adım atıldı" benzeri ezberlerle... Vizyonsuzlukları ve cumhuriyete düşmanlıklarından kaynaklanan, takiyyeye bulanmış Avrupa Birliği müzakerelerinin ardındaki gerçekliği ayırt edemediklerinden papağan gibi bu argümanları tekrarlar dururlar. Oysaki, o dönemde Gülen Cemaati ile koalisyon halinde iktidarı ele geçirmiş olan siyasal islamın kurmaylarının, bugünkü gibi o gün de zehir kustuklarını, kumpas üzerine kumpas kurduklarını görmek için arşivlere bakmak yeter de artar bile. Tabii birazcık akla ve zekâya sahip olmak kaydıyla!

BU ÜLKEDE 'ANA MEDYA' DİYE BİR ŞEY ZATEN YOKTU

Eğer bir ülke uluslaşma sürecini büyük ölçüde tamamlamış ve cumhuriyet değerleri toplumun önemli bir kesimi tarafından benimsenmişse, siyasal islam gibi temelinde din istismarı haricinde sadece emperyalizmin gizli işbirlikçiliği olan bir siyasî hareketin ideolojik hegemonya kurması, demokratik koşullarda imkânsızdır. AK Parti ve Gülen Cemaati bunu çok iyi bildiğinden ve Atlantik ötesindeki destekçilerinden de bol bol akıl aldıklarından, bir yandan devlet kurumlarını ele geçirirken, öte yandan medyada güçlenmek için her yöntemi denediler. Üç-beş gazeteleri vardı ama etkisizdi. Sözde 'ana medya' denen, ahlâkî değerleri düşük, her zaman yandaş olmaya teşne medyayı ele geçirmek onlar için pek de güç olmadı. Sabah Grubu'nu zorlanmadan bünyelerini katmışlardı. Ardından şantajlarla Çukurova Grubu ve Doğan Grubu'nun gazete ve televizyon kanallarını da ele geçirmeyi bildiler. Her iki medyada da onurlu ve meslek ahlâkına bağlı kalabilmiş bir grup gazeteci istifa etmiş olabilir, ancak şunu söylemeden geçmemek gerek, her iki örnekte de ne yazık ki pek çok gazeteci yeni sahiplerinin emirlerine harfiyen uymakla kalmadılar, yaranmak ve yükselmek için her türlü manipülatif haberi servis etmekten de geri durmadılar. Bunların 'kullanım vadesi' dolanları, işten atıldıktan hemen sonra 'en muhalif' gazeteci kisvesiyle orada burada boy gösteriyor ya, o da bunları bünyelerine katan bazı muhalif yayın organlarının ayıbı olsun!

MEDYAYA O KADAR PARA DÖKTÜLER AMA NAFİLE!

Fakat bu medya operasyonları bile ideolojik hegemonya kurrmalarına yetmedi. İdeolojileri zaten tel maşaydı, ancak ele geçirdikleri zaten müptezelleşmiş ana medyaya yerleştirdikleri adamları, bu mecraları biraz daha müptezelleştirmek, gazetelerin satış rakamlarını altı haneli rakamlardan beş haneli rakamlara düşürmek dışında hiçbir şey beceremedi! Daha fazla medyaya ihtiyaç duymaları işte tam da bu sebepleydi. Ve Ciner Grubu bu görevi üstlendi. O da olmadı... Bu medya grubunda İİhvancılar ile Gülenciler birbirini yemeye başladı, patronaj diğer işlerinden beklediği balllı kazançları yeterince sağlayamadı, yetmedi bir ara el Kaide sermayesi de bu medya grubuna bulaştı! Yılmadılar, her başarısızlığın ardından yandaş sermayeyi devreye sokarak pek çok irili ufaklı TV kanalı kurdular. Hepsi birbirinden dandik çıktı! Hepsinin ekranlarında birbirinden gabi, birbirinden seviyesiz akademisyenler, bilmem ne uzmanları boy göstermeye başladı. Orantısız saçmalayanlara, palyaçoluk yapanlara avuç dolusu para döktüler!..
Sosyal medyadaki muhalefetle konvansiyonel medyanın zaten başa çıkması mümkün değilken, bu yandaş medya öylesine beceriksizdi ki, zerre şansı olamazdı. Öyleyse manipülasyonu ve provokasyonu yayma görevi, bizzat AK Parti'nin kurmaylarının emrindek sayıları binleri bulan AKtrollerin olmalıydı. Milyarlarca lirayı da bu ne idüğü belirsiz tiplere döktüler.

HER TÜRLÜ KİRLİ VE YASADIŞI TAKTİK VAR

Yine olmadı. Son operasyonlar malûmunuz... Hâkim oldukları medya şirketlerini, yargı operasyonlarıyla bir yandaştan alıp bir başka yandaşa tesilm ediyorlar. Ya da önce Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bünyesine alıp, ellerinde tutuyor, günü geldiğinde bir başka yandaşa sahiplendiriyorlar. Flash Haber TV'de olduğu gibi, muhalif biri satın alamasın diye zorla bir yandaş iş insanına satın aldırıp sonra çökmek ve daha da yandaş birine peşkeş çekmek gibi yeni taktikler de geliştiriyorlar. Operasyonlarda kullandıkları iş insanlarının hemen hepsini, şaibeli işlere karışmış, tek bir denetimde hapsi boylacaklardan seçiyorlar ki, günü geldiğinde ya parmak sallayarak ne isterlerse yaptırsınlar ya da hiç buna gerek duymadan hemen harcasınlar! Bu iş insanı müsveddelerinden, bu 'yeni Türkiye'de o kadar çok türemiş durumda ki, bulmakta hiç zorluk çekmiyorlar. Ekol TV gibi kanallara el koyup yedekte tutmak sonra gerekli olduğu zamanda kullanmak, daha ufak tefek olanları kamu bankaları ve yandaş sermayenin ilanlarıyla çöpleyip ayakta tutmak da taktik yelpazelerinde yer alıyor.

Ama yine olmuyor! Bir elin parmaklarını geçmeyen ve malî olarak zar zor ayakta durabilen, yurtsever ve onurlu gazetecilerin özverisiyle habercilik yapan kanallar ve gazeteler karşısında tutunamıyorlar.

HİÇ YURTSEVER MEDYAYLA SATILIK MEDYA BAŞ EDEBİLİR Mİ?

Kala kala ellerinde bağımlı yargı silahı kalıyor. Yurtsever medya kuruluşlarıyla milyarlarca lira döktükleri kanallar başa çıkamıyorsa, o zaman bir şekilde seslerini kesmekten başka çareleri kalmıyor. Kargaları güldürecek iddianamelerle işgal edilen ve el konulan Tele1'de uygulanan taktik buydu. Kolluk kuvvetleriyle kanalı basan kayyım, haberlerin bitmesini bile beklemeden binayı işgal etmişti hatırlarsanız. Merdan Yanardağ'ın esir edilmesi de bu sürecin bir parçasıydı. Burada davayı uzun uzun anlatmaya gerek yok, 'casusluk' gibi akla zarar bir iddia üzerine kurulmuş, aslına bakarsanız Tele1'i yok etmek üzerine kurgulanmış kirli bir kumpas, hepsi bu!

ŞİMDİ DE 'ÖYLEYSE ÇÖKELİM SONRA BİR YANDAŞA ALDIRIRIZ' TAKTİĞİ
Hiçbir kanuna uymayan bu korsanlıkla, yargı ve kolluk güçleri eliyle yapılan bu operasyonun ardından, kayyım Tele1'in içini boşaltmakla kalmadı, çalışanlara verdiği sözlerin de hiçbirini tutmadı. Şimdi de kanalı haraç mezat satmak için kolları sıvadılar. TMSF satış sürecini resmen başlattı. Açık teklif usulüyle gerçekleşecek ve 28 milyon lira bedelle yapılacak ihalede son teklif verme tarihi 16 Haziran 2026 olacakmış.
Kanalı çok komik bir paraya, hani deyim yerindeyse 'ölü eşek fiyatı'na, 28 milyon TL'ye satışa çıkaracaklarmış! Yani neredeyse ortalamanın altında bir uydu kanalının fiyatına... Ne de olsa gasp edildi ya, paranın ne önemi var! Hem gerçek değerine satmaya kalksalar, o zaman Tele1'in pek çok yandaş kanaldan daha değerli olduğu ortaya çıkar değil mi ya!
'Açık ihale usulüyle' deniyor ya, gel de inan!.. Büyük olasılıkla halen belirlenmediyse bile pek yakında bir işini çözmek zorunda olan bir iş insanına kanalı satın alma görevi verilir.
Hemen söyleyeyim, bu kumpas da tutmayacak, yine olmayacak! Tele1'i bir yandaş iş insanına aldırsalar bile, tıpkı Tele2Haber gibi yeni yeni mecralar bu ulus, bu ülke için mücadeleyi sürdürücek. Sosyal medyaya hangi önlemi getirirlerse getirsinler, nasıl sansür uygularlarsa uygulasınlar yine başaramayacaklar. Bu ülkede öyle çok yurtsever insan, öyle çok ülkesi için her riski göze almaya hazır bir insan kaynağı ve o insanlarda öyle bir ahlâk, onur, direniş ruhu ve akıl var ki, her kumpas boşa çıkacak.