Türkiye siyaset tarihinin en karanlık dönemlerinden birinin içinden geçiyor. Mesele sadece gerici otoriter rejimin yargı yoluyla halk iradesine yönelik birbiri ardına yaptığı darbelerle sınırlı olsaydı, yurtseverler bir araya gelir, mücadele eder ve bir gün mutlaka yeniden cumhuriyet değerlerine ve demokrasiye kavuşmak mümkün olurdu. Bu ülkede hâlâ bedeli ne olursa olsun, bu mücadeleyi verebilecek milyonlarca yurttaş var, çağın ruhu ne kadar değersizliği pompalasa da...
Ancak mesele çok daha karmaşık görünüyor. Zira cumhuriyetin kurucu partisi unvanını taşıyan ana muhalefet partisi bu öncülüğü üstlenecek yapısal güce ve duruşa yeterince sahip değil. Bunu hem ideolojik, hem siyasî hem de ahlakî açıdan söylüyorum. Her üç alanda da konsolidasyon gerekiyor.

BİRKAÇ ÇÜRÜK ELMA MI YOKSA KRONİK SORUN MU?

Eğer ki Aydın Büyükşehir Belediyesi Başkanı gibi bir örnek ya da Keçiören Belediye Başkanı gibi sadece birkaç örnek olsaydı yine mesele olmazdı. Derdik ki, "Gelecek sefer aday adaylarından başlayarak daha ince eleyip sık dokunur, bu çürük unsurlardan kurtulunur". Ancak öyle değil! Bu öyle bir çürüme ki, partinin her kademesinde örneklerini sıklıkla görmek mümkün. Mahalle temsilciliklerinden başlayarak ilçe örgütü ve il örgütüne, belediye başkanları ve belediye meclisi üyelerine, ve sonuçta Parti Meclisi (PM) ve Merkez Yürütme Kurulu'na (MYK) kadar sirayet eden bu ideolojisizlik, ideolojisizliğin getirdiği hamaset, palyatif siyasî yaklaşımlar ve siyasî ahlâktaki yozlaşmanın boyutu, çok ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bu durum, salt Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) olan güven ve umudu törpülemekle kalmıyor, halkın zaten seçimden seçime oy kullanmakla sınırlı olan siyasete katılım isteğinin azalmasını da getiriyor. Tam da gerici otoriter rejimlerinin istediği siyasî ortamın gelişmesine yol açıyor. İşte bu en tehlikelisi; zira demokratik yöntemlerle ülke siyasetini değiştiremeyeceğini düşünen insanların oranı ne kadar artarsa, işler de o kadar sarpa sarar. Meydan yolsuzlara, istismarcılara, işbirlikçilere kalır!

OCAKBAŞINDA SİYASET Mİ YAPILIR?
İşte bu sebeple, başta CHP'nin ve demokrasi cephesinde konumlanan diğer tüm partilerin omuzlarında, seçimlerde bu rejimi sandığa gömmenin yanı sıra, halkın siyasete güvenini yeniden tesis etmek gibi bir sorumluluk da var.

Diğer partileri bir kenara koyup CHP'nin yapısal sorunlarından söz edeyim. Bu hem sahadan gözlemlerime dayanıyor hem de çeşitli kademelerdeki CHP'lilerden edindiğim izlenimlerden çıkarabildiğim sonuçlara... Gerek ulusal siyasete yönelik yaklaşımları gerekse yerel yönetimlerdeki uygulamaları yakından takip ettiğimden, bir analiz yapmaya çalışacağım. Pek yaygın olan kebapçı masalarında dedikodu ve kulisleri elimin tersiyle çöpe atmakla yapısal sorunları masaya yatırmanın ilk adımını atmış olayım!

HEMŞEHRİCİLİK: KANGREN NEYSE O DA O!
Yukarıdan aşağı değil, aşağıdan yukarıya bir eleştiri ve analiz yapmak sanırım daha makul görünüyor. Zira şu seçmene ihanet ettikten sonra müptezelliğin dibini gören belediye başkanlarının varlığı biraz da bu sebeple... İlçe örgütlerinde birkaç mesele bir arada yaşanıyor. Parti eğitiminin olmaması ya da varmış gibi yapılması sonucunda, ideolojik bulanıklık had safhada. Hâl böyle olunca, etkin ve hedef odaklı yerel siyaset yapacak kadro bulmakta büyük sıkıntı yaşanıyor. Hemşehricilik tam anlamıyla partiyi enfekte eden çok önemli bir bela ve bunun önü alınamıyor. Gerek il yönetimindekiler gerekse milletvekili, belediye başkanı ya da belediye meclisi üyesi olma hayalini kuranlar, hemşehri derneklerine sırtını dayıyor. Oysaki bu derneklerin hemen hepsi birer çıkar ağı, bir de bu dernekleri sivil toplum örgütü diye kakalıyorlar ya, insanın sinirden gülesi geliyor. Yine bu hemşehricilik sebebiyle, muhtarlar da ilçe siyasetine müdahil oluyor. Mahallenin gereksinimlerini karşılamak, komşularını bilgilendirmek yerine, dedikodu ve kulisle suyu iyiden iyiye bulanıklaştırıyorlar. İlçe örgütlerini zehirleyen iki temel mesele bu...

KİŞİSEL İKBAL PEŞİNDE AKLINI KAYBEDENLER...
İlçe örgütlerindeki bu sorunlar, il yönetimine de sirayet ediyor doğal olarak. İl yönetimleriyle genel merkez arasındaki ilişkiler de aşağıdan yukarıya yukarıdan aşağıya enfeksiyonun yayılmasında önemli sebeplerden biri... Parti ağaları, hemşehricilik ve çıkar odaklı bir aşiretleşme at başı ilerliyor. Garip ve üzücü olan, bu parti ağalarını yaratanın da bir şekilde parti tabanı olması... Bir kez ağalık koltuğuna oturan, bir daha o koltuğu bırakmıyor. Örneklerini isim isim saymaya gerek yok ama bunlar her devrin adamı olmayı çok iyi beceriyor. İl ve ilçe yönetimlerine müdahil olmaları bir yana, bunların bazıları milletvekili ve belediye başkan aday adaylarını belirlemekte stratejik rol üstleniyor. Tabii belediye başkanlarının da yerel örgütlerde ve genel merkezde belli sebeplerle siyasî formasyonlarının kat be kat üzerinde etkileri olabiliyor, ki bu da başlı başına bir sorun. Aday adayı olup da yeniden adaylığı kapamayan belediye başkanlarının nasıl parti yönetimi aleyhine kulis yaptığını, bırakın onu haksız yere hapsedilmiş partililer hakkında kirli bilgiler yaydıklarını bilen biliyor!

ODUN KOYSAN SEÇİLECEK YERE TOKSİK ATIKLARI KOYMAK NİYE?

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanının yeniden aday olup kazanması bir taktik tercih mi, yoksa bu hastalıklı mekanizmanın bir ürünü mü, onu bilemiyorum. Ancak gerek il gerekse ilçelerde aday adayları arasından adaylığa seçilenlerin hangi kıstaslarla seçildiğine şöyle bir bakmak yeterli... Hele ki her ne olursa olsun, partinin kimi aday gösterirse göstersin kazanacağı seçim bölgelerinde, aday belirlenirken, ne ideolojik berraklık, ne siyasî istikrar ne de ahlakî ölçütlerin önemsenmediğini söylemek gerek. Zira bu durumda 'kazanacak aday' falan yok, parti kazandırıyor seçimi... Dikkat edin, bu seçim bölgelerindeki aday belirlenenlere, mutlaka çok ama çok daha iyileri vardır o aday adayları arasında!

YENİ BİR ÜYE KAMPANYASI: KANI TEMİZLEMEK İÇİN FIRSAT

Sorun yapısal, istisnai değil... Bunun sebebini tüzüğe bağlamak ise safdillik olur. Bu, mahallelerden başlayıp MYK'ya giden bir enfeksiyonun sonuçları ve parti içinde çok ciddi bir yeniden yapılanma olmadan çözülmesi de ne yazık ki mümkün değil. Zor mu, evet zor! Parti saldırı altındayken daha da zor... Ancak her saldırı, hele ki bu gerici otoriter rejimin yasadışı saldırıları altında, bir o kadar milletten destek bulma imkânı doğmuyor mu? En iyi örnek geçen yılki üye kampanyası değil miydi? Peki o yeni üyeler sayesinde, en azından bu içten çürümeye karşı bir yeniden yapılanma, bir tazelenme mümkün olmaz mıydı? Olurdu, hele ki üst yönetim bunun yolunu açsaydı. Bunu engellemeye çalışan parti ağalarına, çıkar gruplarına karşı yeni üyelerin parti örgütlerine aktif katılımı sağlansaydı, bal gibi de olurdu. Böyle bir fırsat yeterince değerlendirilmedi ya da değerlendirilmek istenmedi.

PARTİ İÇİ DENGELER İZİN VERMİYORSA MİLYONLARCA SEÇMENİN DESTEĞİ VAR

Oysaki, siyasî parti dediğiniz, ortak bir ideoloji, siyasî hedefler ve ilkeler ışığında yurttaşların ülkesi için iyive doğru olduğunu düşündüğü siyaseti dostluk, dayanışma ve özveriyle hayata geçirmesi için vardır değil mi? Benim bildiğim öyledir. Bu başka partilerde yok diye, cumhuriyetin kurucu partisinde de olmayacaksa, vay bu ülkenin haline!..

Ana muhalefet partisinin bir 'arınma gecesi'ne ihiyacı var. Bu hâliyle bile anketlerde AK Parti'nin bir-iki puan önünde gidiyorsa CHP, bünyesindeki toksik unsurlardan kurtulduğunda, o puan farkı üç katına çıkar. Böyle taksit taksit hainlerin bünyeden ayrılmasını beklemeden, şimdi barsakları baştan sona temizleme zamanı!.. Partinin iç gücü yetmezse bu arınmaya, onun kat be katı umudunu CHP'ye bağlamış milyonlyarca seçmenden gelir. Yeter ki istensin!..