Geçen yüzyılın edebiyat alanında önemli figürlerinden biri olan Franz Kafka (1883-1924), roman ve hikâye yazarıdır. Yahudilikten rahatsızlık duyduğu belirtilen Kafka, dönem dönem sosyalist, anarşist, anti-militaristtir, politik bir yazar olup olmadığı hâlâ tartışılır. Edebi yönlerini bir kenara bırakarak, en önemli eserlerinden olan ve daha sonra arkadaşı tarafından kurgusu tamamlanan Dava (Der Prozess), romanına bakalım.
Kafka eserinde, yargı sisteminin aksayan yönleri, hukuksuzluklar ve hakkını arayan insanların çaresizliği üzerinde durur. Romanın kahramanı Josef K., ne olduğu belirsiz bir suçlamayla tutuklanır. Josef K., ulaşılamaz ve karşı çıkılamaz bir gücün hukuksuzluğuna karşı hukuk mücadelesi verir. Suç yerine suçluyu hedefleyen bu garip-saçma sistemde suçu açıklanmayan sanık suçsuzluğunu kanıtlamaya zorlanır. Sadece suç değil, iddianame ortada yoktur. Dava, avukat, savcı ve hâkim de. Eser, hukuksuzluğun kol gezdiği, keyfi totaliter rejimlere eleştiridir özünde.
Kafka, ölümüne kadar sigorta şirketinde avukat olarak çalışır. Kafka, avukatı, yazdığı 10 bin kelimelik bir belgeye "özet" diyen kişi olarak tanımlar. Doğruluk payı vardır mutlaka. Hazır avukat meselesini açtık, çalışmalarına sınır getirilmek istenilen bu mesleğe bir göz atalım, sağından solundan yargı sistemine değinelim.
Devamı olmakla övünülen Osmanlı İmparatorluğu’nda yasama gücü padişahtadır. Yargı gücü, bağımsız kadılardadır. Ama kadılar halife-sultanın emrettiği konular dışında hüküm veremez. Sanığı kim savunacak? Dava vekili, muhâmi, müdafi yani avukat. Bu kişiler için herhangi bir eğitim ya da nitelik aranmaz. 1878’de çıkarılan bir nizamname ile avukatlık kabul edilir. İkinci Meşrutiyet’te avukatlık yasası çıkarılır. 1926’da avukat tabiri girer kullanma. Türkiye Cumhuriyeti’nde de başıboşluk, baroların kurulmasıyla giderilmeye çalışıldı. Baro olmayan yerlerde yetki Adalet Bakanlığı’ndaydı. İstanbul ve Ankara’da hukuk fakülteleri kuruldu.
Avukat, savunma hakkının en önemli unsurudur. Bağımsız diye bilinir. Avukatlık Yasası’na göre, avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder. Görevi, “her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır.”
Daha önemlisi ve son günlerde avukatların sanık müvekkilleri, özellikle hapisteki muhalefet partili sanık müvekkillerle görüşmesine sınır getirilmesi, müvekkilin dışarıya verebileceği mesajın engellenmesi amaçlanıyor. Yasaya rağmen. Yasada, daha 2. Madde’nin 3. Fıkrası’nda şöyle yazıyor: “Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır.“ Yasa değiştirilebilir, iktidar partisi ve yardımcısı partinin oylarıyla.
Adli sistemde yapılan değişiklikler, muhalefeti hedef almış gibi görünüyor. Eski muhalifler ise sanki kollanıyor. Mesela çiçeği burnunda iktidar partili belediye başkanı ile 32 sanık ihaleye fesat karıştırmaktan, görevi kötüye kullanmaktan yargılanıyor ama haberlere göre, gizlilik kararı bulunmamasına rağmen oturum basına kapalı yapılıyor.
Onu bırakın, süreç komisyonunda, eski terörist yeni önderin “hürriyetine kavuşması” için arka kapılar aranarak sıkı çaba sarf ediliyor. Bir anda işine gelmeyince dikkate alınmayan Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları önder için hatırlanıyor. Haklarında Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararları bulunan muhaliflerin adı bile anılmıyor, yüksek mahkemeyi kapatmak isteyenlerce. Sadece yüksek mahkeme mi, hayır, baroları da. Anmayı bırakın, yüksek yargının kararları mahkemelerce, amiyane deyimiyle iplenmiyor.
Süreç ya da çözüm komisyonunun, böyle bir ortamda, raporu 47 oyla kabul edildi. Tavsiye dolu. Biri de rapor için çalışanlara hukuki güvence istenilmesi hakkında. Halkı pek de mutlu etmediği görülen hazırlayanların, çalışanların bile korktuğu bir yerde bu raporun sıradan tavsiyelerinin hayata geçirilmesinin çok zaman alacağa ve tartışmalara gebe olduğu anlaşılıyor.
Komisyonun adı, milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi. Zorla eklenen demokrasi, tabanda pek de kabul görmediği iddia edilen girişimde, aslında milli dayanışma ve kardeşliğin gerçekleşmesi için gereken en önemli unsur. Başta adalet hayatın her noktası için. Demokrasiyi, tek başına ele almak yanıltıcı olabilir. Cumhuriyet önemlidir. Cumhuriyet monarşik olmayan tüm rejimlerde, yani yönetim erki aile içinde devredilmiyorsa, bazı batı ülkelerindeki krallıklar kafanızı karıştırmasın, cumhuriyetten söz etmek mümkün olabilir.
Peki “cumhuriyet nedir” diye bakarsak, tanım yerine, örnekler konunun daha iyi anlaşılmasını sağlar. Mesela İran, Irak, Çin, Kuzey Kore cumhuriyettir. Demokrasi var mıdır? Cevap basit: Hayır. Fransa da Turmp’ın memleketi de Türkiye de cumhuriyettir. Turmp’ın ülkesi federal bir cumhuriyettir. Türkiye ise üniter cumhuriyettir, bazıları üniterliği sevmese de. Türkiye, herkese inat, halk egemenliğine dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Raporda hatırlanan Anayasa da öyle diyor.
Not: TUİK’e göre, nüfusun yarıdan fazlası memnun. Hurmanın kilosu 650 lira. Hayırlı Ramazanlar.