İktidarın ittifak ortağına göre, kesinleşmiş yargı kararı olmadan kimsenin suçlu sayılamayacağı adil yargılama hakkının ana unsurlardan biri. Ortaya çıkan belirsizliklerin sanık lehine yorumlanması gerekir. Şüphenin sanık lehine yorumlanması önemlidir. Yani bu aynı zamanda suçsuzluk karinesinin de sonucu. Hâkimin vicdani kanaatinin oluşması için delillerle doğrudan temas etmesi lâzım. Genel Başkan Yardımcısı’nın bu açıklaması, tutuklamaların birinci yılını doldurduğu İstanbul Büyükşehir davasının oturma düzenine kadar varan tartışmalar ve aylardır gözaltında tutulan muhalefet partisinin belediye başkanlarının “Niye iddianamemiz hâlâ yok?” diye sorduğu sırada yapıldı.
İttifak ortağının bu tür çağrılarının kendi partileri içinde bile dikkate alınmadığı ortada. Davanın canlı yayınlanması çağrısı, üstelik farklı şekilde de olsa iki kez “oylarıyla” reddedildi. Yani sol gösterip sağ vurdular. Gündem güzel meşgul ediliyor. “Suç Örgütü” davası ise muhalefet tarafından yanlış bilgilere muhatap oluyor. Bunlardan biri, darbe olduğunda daha portakalda vitamin olan bir siyasetçinin, televizyon röportajında, gelişmelerin 12 Eylül’de bile yaşanmadığını söyleyivermesi. Bu, maalesef o günleri görenlerin yorumlarında bile yaşandı. Dikkatli ve hassas olmak gerekiyor.
Bu yorum-benzetme bence eskiden okullarda tuvalet yoktu iddiası kadar anlamsız. “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” sözleriyle bilinen Demirel’i demokrasi havarisi sanmak gibi. 12 Eylül’de neler olmuş, kısaca bir göz atmakta ve hatırlatmakta yarar var. Darbeci generale göre, “bir sağdan, bir soldan” -yaş büyütülerek de- 48 kişi idam edilir. Cezaevlerinde sürekli olarak askeri marşlar okutulur. Ezberi olmayanlar dövülür. Tutuklular asker adımıyla yürütülür. Yabancı ajanslara göre, işkence günlük hayatın bir parçası haline gelir. Açlık grevinde, işkencelerde 491 kişi yaşamını yitirir. Diyarbakır ve Mamak cezaevleri ünlenir. Üç yıl içinde, “düşünce suçu” kapsamında 1650 dava açılır, 5 bini aşkın gazeteci, yazar, araştırmacı yargılanır. Darbeci generaller yasayla dokunulmazlık alır.
O döneme ait bir başka konu da var üzerinde durulması gereken. İddialara göre, Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in öldürülmesi ile başlayan Susurluk kazasına kadar süren, kartvizitinde organize suç örgütü lideri, mafya lideri, derin devlet ajanı ve kontrgerilla mensubu yazan sabıkalının hayatı film olmuş. Elbette, Avrupa’da Asala ile “mücadelesini” odak alarak. Susurluk’ta öldüğünde yedi TİP’li gencin öldürüldüğü Bahçelievler katliamı davasında hâlâ aranıyordu Abdullah Çatlı. Bakalım, gişesi ne olacak? Zira hakkında yazılan kitapların ne kadar sattığı konusunda yapay zekâ bile kesin bir cevap bulamıyor.
Yapay zekâ ile ilgili endişeler, başka konulardaki endişeler gibi hemen işi yasal düzenleme yapılması çağrısına bırakıyor. Avrupa Birliği 2024’te bu işi tüzükle halletmeyi seçti. Buna göre, yenilikçilik desteklenirken, yapay zekâ sistemlerinin olası zararlı etkilerine karşı sağlığın, güvenliğin, çevrenin yanı sıra demokrasi ve hukukun üstünlüğü dâhil temel hakların korunmasının amaçlandığı vurgulanıyor. Türkiye’de de hazırlıklar var. Mesela haberlerde "yapay zekâ tarafından üretilmiştir" ibaresi olmalı deniliyor. Ama hazırlıklar, her yasa çalışmasında olduğu gibi yasaklar içeriyor. Bu yasakların, 72’sinden fazlasında gazeteciler, muhabirler veya medya çalışanlarının sanık olduğu “dezenformasyon” davaları gibi, hedefinde kimlerin olacağını tahmin etmek için yapay zekâya gerek yok.
Yapay zekâ, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği toplantıda da ele alındı. Yapay zekânın en önemli tehlikelerinden birinin deepfake ve manipüle edilmiş içerikler olduğu üzerinde duruldu. Gazeteciliğinin görevleri arasına algoritmaları denetlemenin girdiği belirtiliyor. Editörlere doğruluğu belirleyebilmek gibi önemli görev düşüyor.
Yapay zekâ kendini Gazze Kasabı’nın görüntülerinde de gösterdi. Altı parmaklı haliyle, bitmeyen kahvesiyle. İsrail’in muhtemelen yapay zekâ kullanmadan İranlı yöneticilerini nokta operasyonlarla hedef alması dikkat çekici. İran’ın bu alanda elinin kolunun bağlı kalması da. Son olarak hedeflenenlerden biri Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani idi. Kudüs yürüyüşünde halkın arasında kendinden çok emin görünüyordu. Anlaşılan İsrail gizli servisi iyi çalışıyor.
99 depremi hatırlardadır. Bu depremin İsrail’in faaliyeti açısından da önemi var. İsrail ordusunun kurtarma ekibi, kendi vatandaşlarını enkazların altında ya da ikamet ettikleri evlerde elleriyle koymuş gibi bulmuştu. İnsani yardım gibi gözükenden çok, istihbari çalışmanın sonucunu almak gibiydi. 23 depreminde de arz-ı endam ettiler. Önünüze, ardınıza, sağınıza, solunuza iyi bakın, ne olur ne olmaz. Dokunulmazlığınız olsa da HTS kayıtları bile başınızı derde sokabilir.
İran derken, savaştaki ülkede asgari ücrete yüzde 60 zam yapıldı. Türkiye’de de Mart ayı açlık ve yoksulluk raporu açıklandı. Dört kişilik bir ailenin yalnızca beslenme ihtiyacını karşılayabilmesi için gereken tutar 32 bin 553 liraya, insanca yaşam maliyeti 106 bin 942 liraya ulaştı. At eti dopingine rağmen, et ürünleri harcamaları dördüncü sırada yer alıyor. Gerekirse yenilecek ekmek peynirin peyniri ikinci, ekmeği beşinci sırada. Zaten politikacıları zora düşüren Ramazan ayının iftarları da sona erdi. Sir Şimşek de enflasyonun düşeceği yolunda eskisi gibi rahat değil. Ama kuraklık veya don gibi olaylara ihtiyacı yok. Trump önüne koyuverdi: “Cari açık, enflasyon, büyüme ve bütçe üzerinde ciddi potansiyel etkileri olabilecek büyük bir dış şok.”
Bu durumda çalışanların sesi nasıl duyurulacak? Sadece tutuklanan sendika başkanları tarafından değil elbette. Geniş tanımıyla medyaya da görevler düşüyor. Bu görevin yerine getirilmesinde gazetecilerin birlik içinde olması gerekiyor. Tıpkı İBB davasında olduğu gibi. Hangi medya kuruluşunda çalışırsa çalışsın, beraberce duruşmayı hakkınca izleyebilmek için tavır koydular, basın özgürlüğünü savundular. Salonda köşeye sıkıştırılmalarının karşılığı, bence ileride simge olabilecek bir hoparlör oldu. Mücadele, sanıkları rahatça görebilecekleri bir yer elde edene dek sürecek gibi.
Dava, yapay zekâ derken, süreç ne âlemde bir göz atalım. Süreç komisyonunun raporu, bayram sonrası ele alınacak. Partiler tekliflerini sunacak, atılacak adımlara ilişkin yol haritası belirlenecek. Burada iktidarın ve DEM’in ortak bir noktada buluşması gerekiyor. Kurucu Önder’le temaslar yapılacaktır. 18 Mart’ının kutlanması beklenemez ama bayramı tebrik edilecek mi, edilecekse kim edecek? Gidenler “hastanedeyiz” bahanesini öne sürecek mi? Gidecekler bayram şekeri götürecek mi? Hangi firmanın çikolatası tercih edilecek? Kafamda deli sorular.
Not: Emlak vergilerinin Mayıs sonuna, kira gelir vergilerinin bu ay sonuna kadar ödenmesi gerekiyor.