Trump denilince akla sadece işgal niyeti gelmiyor artık. Trump’ın penaltılık hareketi, Epstein denen kişiyle olan görüntüleri. Epsteins için, Amerikalı finansçı, iş insanı ve pedofili suçlusu deniliyor. Onunla beraber tek Trump’ın değil, Clinton’un da fotoğrafları var. Monica Lewinsky skandalını düşününce bu isim normal geliyor. Normal olmayan, Türkiye’den tanınmış isimlerin Epstein’ın maillerinde geçmesi.
Trump’tan devam edersek, reddediyor her şeyi. Ama kızı hakkında “sevgilim olabilirdi” demesi akla gelince insanın şüphesi artıyor. Eşi için yapılan belgeselin başrolünü almaya aday. Gerçek ortaya çıkana kadar şimdilik açıklamalarla yetinilecek.

İyi kötü haberdar olduğumuz bu gelişmelere niye değindim? Taliban yüzünden. Köktendinci Taliban, Trump’ın ilk başkanlığı döneminde, Amerikan askerlerinin çekilmesiyle Afganistan’ın kontrolünü tamamen eline geçirdi. Ardından, İslami kurallar uygulanıyor gerekçesiyle, müzikten televizyona, futboldan satranca, uçurtma uçurmaktan evcil hayvan beslemeye birçok yasak başladı. Muhalifliğin sonu ölüm.

En ağır baskı ise kadınlar üzerinde kuruldu. Kadınlar neredeyse evlerine hapsedildi. Kız çocuklarının okula gitmesi yasaklandı. Efendi elbette erkek, kölesini elbette kadını cezalandırabilecek. Kadının bırakın şarkı söylemesi sesinin duyulması bile büyük sorun. Tabii ki şiddet uygulanacak. Türkiye’de bir siyasetçinin, sonra özür dilemediği “kadınların sokakta yüksek sesle kahkaha atması iffetsizliktir” mealindeki sözü hâlâ hatırlardadır. Tanrı korumuş Türkiye’yi.

Emeklilikte yaşa takılanlar meselesi mesele olmaya devam ediyor. Bir gün farkla 20 yıl çalışmak zorunda olanlar var. Kademeli emekliliğin getirilmesi talebi sürekli meydanlarda. Ancak, resmen yürütülen kademeli emeklilik çalışması yok. Olsa da seçimlere kadar “oylarıyla” geçecek günler. Zira kademeli emeklilik demek, Secretary of Treasury Sir Simsek’in kasayı açması demek. Açıyor elbette ama emekliden para toplamak için, vermek için değil. Yeni icat yaşlılık sigortası. Süslü adı, uzun süreli bakım sigortası. Sisteme göre, yaşlılar genel sağlık sigortasına benzer bir yapıda sosyal güvenlik şemsiyesine alınacak ve primlerin büyük bölümünü devlet karşılayacak. Yani yaşlı yine prim ödeyecek. Niye? Başına taş mı düştü? Yok. Taşeronlara verilecek parayı öyle böyle toplamak amaç. Çok da üzerine gitmeyelim. Baksanıza enflasyon ellerinde olmadan yükselmiş, bir ayda beş kat.

Yaşlının farklı isimleri de var. İlki emekli. Emeklinin de diğer anlamı iktidar mensuplarına göre, garip guraba. İktidar mensupları nedense emekliyi pek takmıyor. Mesela, kura çekiminde yeğenine selam verdiren bir başkan vekili, muhalefetin samimi olmadığını, şov yaptığını söylüyor. Selam bir gelenek haline geliyor. Transfer vekil, sürekli nizami olmasa da selam çakıyor. Meali, emekliye verilen yeter yoksa karışmam namus gider. Bir de kendilerini utanmadan İsviçre’de yaşıyor sanıyorlar. Dert etmeyin, söylediklerinin bağlamından koparıldığını iddia edeceklerdir. Bir başka vekil, petrol çıkıyor, doğal gaz çıkıyor, yakında bunların geliriyle, görebilirse, emekli bir yaşayacak bir yaşayacak. Terör sona erince ona sarf edilen paranın da refaha gideceği söylemine benziyor.

Emeklilik, bakmayın 20 bine yükselen maaşlara, bir bakıma yoksulluk demek. Türkiye’de emeklilerin sayısının bugün 17 milyon olduğu söyleniyor. Her ne kadar 65 yaş üstü için resmen yaşlı deniliyorsa, sayısı 10 milyonu aşıyor. Nüfusun yüzde 9’u kadar. İstatistik kurumuna göre, bu oran 2030 yılında yüzde 13’ü geçecek. 65 yaş üzerindekilerin yüzde 23’ten fazlası yoksul. O yaşta olsa bile bırakın torununa harçlık vermeyi, geçinebilmek için iş kazalarını göze alıp çalışmak zorunda.

Dayılar, amcalar bir zamanlar sokak röportajlarında geçim sıkıntısından yakınanlara “Göster telefonunu” diye çemkirirdi. Zaten hiç boşaldığı görülmeyen dolu restoranları, gidemediği restoranları gösterip, “Hani para yoktu?” diye azarlardı. Hepsi olmasa da yurt dışından özellikle Almanya’dan gelenler, bozuk Türkçeleriyle yaşayanları Türkiye’nin kıymetini bilmemekle suçlardı. Sokaktan geçen bir kadın, 16 bin lira ile gül gibi geçindiğini söyleyip ters ters bakardı,

Artık onların yerlerinde sanki yeller esiyor. Çünkü yoksululuğu onlar da yaşıyor artık. Peki, bu yoksulluk varken, toplumun büyük bölümü geçim sıkıntısı yaşarken, gelir adaletsizliğini görürken oylar yine iktidar partisine ve cumhur ortağı olup iktidar ortağı olmayan partiye gidiyor?

Bu konuda kaleme alınmış birçok görüş var. Yoksulluk, bireylerin veya grupların, “içinde yaşadıkları topluma tam manasıyla dâhil olmaktan tamamen veya kısmen dışlandığı süreç” veya “çoklu yoksulluk hali” olarak tanımlanıyor. Bir bakıma, günümüzde, yoksulluk gelip geçici bir durum olmaktan çıkıyor ve toplumların kalıcı bir yarası olmaya devam ediyor. Yaygın bir kullanıma sahip mutlak yoksulluk tanımı da gelirlerinin belirli bir seviye altında kalması anlamına geliyor. Bu kültür içinde nefes alanların toplumsal kurumlarla, mesela sendikayla, siyasi partiyle ilişkisi çok sınırlı oluyor. “Ne olur, ne olmaz” mantığı örgütlenmelerini engelliyor. Ancak iktidar erkine daha sempatik bakıyor.

Üstelik bu yoksulların çok büyük bölümünü çalışan yoksullar oluşturuyor. Yani ücretleri ya da bir kazançları olsa da gelirleri sürekli yoksulluk sınırının altına kalıyor. Yaşar Kemal’in sözleriyle “insanlığın en aşağılanmış yerini, yoksulluğu” yaşıyor. Sağ partilere yönelmelerinde, kendilerini beğenmişlerin “cahillik” diye adlandırdıkları durumdan çok psikolojik, ekonomik ve siyasal nedenler etkili oluyor. Öyle ki bu durum, yoksul-emeklinin taşıdığı pankarta, oy verdikleri hâkim sınıfların tepkisiyle karşılanıyor.

Yoksul, yıllar yıllar öncesinin kominizm (sağ komünizmi hâlâ yanlış yazar) “umacısı” hayattaymış gibi, elindekini -artık ne varsa- kaybetme korkusu yaşadığından, kendince, sosyal yardım, çoluk çocuğuna parti rozeti ile iyi kötü iş bulma olanağını veya kendi işini kaybetme, üçe bölünmüş simidi alamama endişesi taşıyor. Depremzedelerin bir bölümü bile. Bir nevi yoksulluğunu yitirmek endişesi. Kendince istikrar, onu sağ iktidar partilerine yöneltiyor. Sol ne yapıyor? Victor Hugo’nun eserindeki gibi, “Sağcılar yardım edilmiş yoksullar istiyor, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk” mottosuyla çabalıyor.

Not: Kurucu önder sayesinde AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları hatırlandı.