Toplumsal tükenmişlik konusunda geçenlerde bir araştırma yayınlandı. Metropol’ün araştırmasına göre, Türkiye’de toplumun büyük bölümü, ülke gündeminden bunalmış durumda ve geleceğe dair kaygı taşıyor. Tükenmişliğin yükselmesiyle hem kurumlara güven hem topluma aidiyet zayıflıyor. Aidiyeti en düşük ve göç isteği en yüksek gruplar, aynı zamanda en tükenmiş ve en güvensiz kesimler olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmada ayrıca ilgi çekici bir başka bulgu var. Ülke gündemini takip etmek. Yani haberleri izlemek. Katılanların yüzde 55’i, gündemi takip etmekten fazla ya da çok fazla bunalıyor. Bundan kaçmanın yolu da var, görmezden gelmek. Reuters Enstitüsü’nün verilerine göre, dünyada haberlerini “sık sık ya da zaman zaman bilerek görmezden gelenler” ortalamada yüzde 40 civarında. Türkiye’de ise yüzde 60’ın üzerinde. Bir başka yol; basit, güven veren, zihni yormayan iletişim. Yaşasın TV dizileri, milyonlar veren yarışma programları.

Bir anlamda sadece gündemdeki konulardan değil, siyasetten de uzak kalmak. Önce siyasetin kabul görmüş bir tanımına bakalım: “Siyaset ya da politika, topluluklar arasında kararların alındığı veya bireyler arasındaki güç ilişkilerinin, kaynakların dağıtımı veya statü gibi diğer etkileşim biçimlerinin oluşturduğu bir faaliyet.” Hani solcuların çok sevdiği bir afiş vardır. İkisi uzun, biri kısa sakallı üç kişi. İşte o afişteki en soldaki sakallı, Karl Marx. Marx’a göre, toplumların tarihi sınıf kavgasından oluşur. Bu kavgadaki itici güç ekonomi. Onun itici gücü de teknik gelişme. Bu iki güç, üretim ilişkilerini ve tekniklerini belirler. Bu ilişkilerin düzenlendiği alt yapı, tüm üst yapı kurumlarına yön verir. Ekonomik ilişkilerin dışındaki tüm ilişkiler; sosyal, kültürel ve siyasal ilişkiler üst yapı ilişkileridir. Toplum, aile, din gibi tüm kurumlar da üst yapı kurumlarıdır.

Durup dururken niye siyaset üzerinde kafa yoralım dedik? Elbette bir nedeni var. İşine gelmeyenlerin siyaseti tu kaka olarak göstermesi. “….. siyasete alet etmeyelim.” Noktaların yerine istediğinizi koyabilirsiniz. Yardımcı olayım: Kadın / çocuk cinayetleri, otel yangınında ölenler, depremzedeler, ilkinden üniversitesine öğrenciler, sağlık, din, spor, gelir eşitsizliği, emekliler. Sonu yok.

Emekliler dedik. Televizyonda sokak röportajlarından örnekler verelim. Bir kadın, “vatandaş” kelimesine şöyle tepki veriyor: “Ben vatandaş değil, emekliyim.” Yanlış biliyor. Doğrusu, garip guraba. Canı sıkıldıkça İran’a çemkiren Amerikan Göçmen İdaresi Emniyet Müdürü sayesinde fırlayan AU fiyatlarını hatırlatan muhabirin “Altın alacak mısınız?” sorusuna “Ben emekliyim” cevabı geliyor. Bu arada fiyatı artan sadece AU değil, AG de var, CU da var. Karne hediyesi alabilen dede var mı? Nerede? “Emekliyim. Alamıyorum” diye anlatıyor durumunu üzgün bir ifadeyle. Eh bu kadar örnek varken, “Emekliyi siyasete alet etmeyin” cümlesinin ne geçerliliği var? O cümle siyasetin dik âlâsı.

Mesela sağlığı siyasete alet edelim mi etmeyelim mi? Bu cümleden aklınıza en ilkel duygularını ifade eden faşist generalin “Asmayalım da besleyelim mi?” sözleri aklınıza gelmesin. Zinhar. Sağlık denilince, başlarına bir şey gelen, bir şey ne, hayatını kaybeden hastaların haberleri akla geliyor. Baştan belirtelim, hepsiyle ilgili soruşturmalar “titizlikle” sürdürülüyor. İyi ki. Zira doktor odalarının bu konudaki açıklamalarını pek göremedik. Yine de bir iki örnek verelim. Kuşadası’nda taburcu edilen hastanın ölmüş olduğunun anlaşılması. Üç yaşındaki kızın alerji teşhisi konulup, taburcu edildikten sonra ölmesi. İstanbul’da 22 yaşındaki bir gencin yanlış serum nedeniyle hayata veda ettirilmesi. Yenidoğan davasındaki sanıkların birer birer tahliye edilmesi. Haydi, bunu da siyasete alet etmeyelim.

Etmeyelim de, serbest bırakılan birileri var. 10 yıl önce, üç IŞİD militanının Atatürk Havalimanı’nda 45 kişiyi katlettiği olayla ilgili davada, 6 militan “fazla ceza verildiği” gerekçesiyle Yargıtay’ın kararıyla tahliye edildi. Tahliye edilenler Yalova’ya mı yerleşecek bilemiyoruz. Bilmeye çalışmak siyasi mi? Bu siyasi ise 700 küsur yıl hapsi istenen, serbest dolaşan suç örgütü lideri, eski benzinci, eski armatör, aylık 250 bin lira geliri olan, rüşvetçi, (tabii hepsi “iddia”) 15 korumalı VİP’in tutuklu olmamasını gündeme getirmek de siyasidir mutlaka. Korunamayan ve öldürülen kadınlardan bahsetmek? Yukarı da belirtmiştim. Alet olmayın.

Tutsak eski İstanbul Belediye Başkanı’nın diploma krizi iktidarın istediği gibi çözümsüz kalıyor. Sırada iktidarın gözünü diktiği Ankara Belediye Başkanı var gibi gözüküyor. Amaaan, siyasete alet etmeyin. Bayrampaşa mitingi hazırlığında elektrikler kesilmiş. Siyasi olamaz. Arızadır. Dikkat, lütfen sporu da siyasete alet edenlere düdük çalmayın. Örnek mi istediniz? Spordaki bahis sorunu bir yana, bir futbol kulübüne atılan golün verilmesi üzerine videocu hakemlerin istifa etmesi ve neredeyse her maçta başı derde giren ve taraftarları saldırıya uğraması. Yetmezmiş gibi, başkanının saç örme videosu paylaşmasını, başına çorap örmek için bahane etmek.

Yoksulluk sınırının 100 bin liraya dayanması çeteleri de yaratıcı yapıyor: Lavaş Çetesi. Mersin’de lavaş üretimini tekellerine almak isteyen çete çökertilmiş. 38 şüpheli var. 10 lavaşçıyı kurşunlamışlar. 10 milyarı da cebe atmışlar. Ancak dikkat buyurun. Bu yaratıcılık yerine sanırım yeni bir şeyler bulmaları gerek. Çünkü dışarıda yemek yiyenlerin sayısı yüzde 63 azalmış. Çetelerin hepsi yaratıcı değil tabii. Yurt dışındaki bir çete de pudra şekeri ticareti yapan, geçmişi 70’lere dayanan İngiliz çete Tottenham Boys’un adını telif bile ödemeden almış. Yetmemiş, burunlarını İzmir’e kadar sokmuşlar. Çetelerin sayısının neden giderek arttığını da tartışmayın. Yolunuz siyasete falan çıkar, tanrı korusun.

Geçen haftaki yazımda da söylemiştim. Türkiye’de gündem çok dinamik. Bir bakıyorsunuz, İngiliz siciminden, kilim hediyesine geliveriyorsunuz. Mutlu bir partinin yönetiminin ciğer gömmeye çakarlılarla gitmesine şahit oluyorsunuz. Mafya dizilerinde senaryolara itirafçıların da eklendiğini görüyorsunuz. Öğrencilerin desteklenmesini zül sayanlara rastlıyorsunuz. Hepsinde siyaset lafı etmeyin diyenlerle karşılaşıyorsunuz. Siyaseti sadece elitlerin yapabileceğini zannediyorlar. Yani sen sakın siyaset konuşma. Söyle ninniyi. Uyu bebeğim uyu. Danalar girmiş bostana. Aman, bebeğim uyan. Kov danayı.

Not: Maaşı yetmeyen vekillere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yardım etsin.