Eksenini ya da asıl gücünü PYD/YPG’nin oluşturduğu SDG sorunu giderek bir krize dönüşüyor. Siyasal ve tarihsel ömrünü dolduran AKP-Erdoğan iktidarı ve Cumhur ittifakının hegemonyasını sürdürmek için başlatılan yeni “çözüm” sürecinin kaderi de Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Şam yönetimi ile kuracağı ilişkinin niteliğine endekslenmiş durumda.
Bu konuda esaslı bir sorun var Türkiye ve cumhuriyetçi kesimlerin önünde. Bunu maddeler halinde sıralamayı, durumu daha net anlatmak ve ortaya koyabilmek bakımından uygun buluyorum.
1- AKP iktidarının dış politikası, Türkiye Cumhuriyeti’nin, yani devletin dış siyaseti değildir. İktidar çevreleri bazen mahkeme zoruyla bunu dayatmaya çalışsa da, kimi yazıcılar topluma bunu yutturmaya kalkışsa da, iktidarın mezhepçi dış politikası, Cumhuriyetin aydınlanmacı ve ilerici kuruluş değerleri ve başlangıç ilkeleriyle çatışma halindedir. Çünkü iktidarda Cumhuriyetin değerleriyle kavgalı bir güç vardır.
2- Bu anlamda, AKP’nin Suriye’de izlediği dış politika da siyasal İslamcı, hatta mezhepçi bir perspektife sahiptir. Bu nedenle emperyalist ve siyonist saldırganlığa destek vererek laik Suriye Cumhuriyeti’nin yıkılmasına yol açmıştır. Oysa, o Suriye, İsrail ile resmen savaş halinde olmaya devam eden, Filistin davasına açık destek veren tek Arap devletiydi. Bu nedenle AKP iktidarı Suriye halkının değil, onun içinde bir azınlık olan, ABD ve İsrail desteğiyle bir darbe sonucu iktidarı ele geçiren terörist HTŞ’nin ve lideri Colani’nin dostudur.
3- SDG ise ağırlıklı olarak Suriyeli Kürtlerin oluşturduğu, IŞİD ile savaşan ve onun yenilgiye uğratılmasında belirleyici bir rol oynayan laik/seküler bir yapılanmadır. Kadın erkek eşitliğini savunan SDG, bu anlayışı şimdiden yaşama geçiren bir örgüttür. Türkiye’ye düşman olmadığı gibi, Cumhuriyet değerleriyle daha uyumlu bir yapıya sahip olduğu gözlemlenmektedir. Kaldı ki Türkiye için tehdit oluşturacak bir yaklaşıma ve siyasal tutuma da sahip değildir. Ancak SDG bu özelliklerine karşın ABD ve İsrail ile yakın ilişkilere sahiptir. Emperyalizmin ve Siyonizmin desteği ve SDG’nin işbirlikçi karakteri asıl sorundur. Bir eleştiri geliştirilecekse bu konuda yapılmalıdır. Büyük sorundur.
4- Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesinin SDG konusunda endeklenmesi son derece yanlıştır. Türkiye, HTŞ gibi siyasal İslamcı bir terör örgütü olarak Cumhuriyetin değerlerine düşman bir güç yerine, SDG’nin ABD ve İsrail’in denetiminden çıkarılması için çalışmalıdır. Bunun için de SDG ile düşmanca değil, dostça ilişkiler kurmalı, yanına çekmelidir. Suriye Türkmenlerinin de SDG çatısı altında bağımsız bir örgütlenme konumuyla yer alması sağlanarak sosyal zemin de hazırlanabilir. SDG bugün Suriye’de en büyük ve modern güçlerden biridir. HTŞ değil SDG Türkiye’ye yakın bir güç haline gelebilir. Çünkü ve zaten, vatandaşlarımızın bir kısmının akrabaları olan Suriye Kürtlerinin dostu ve koruyucusu olmak Türkiye’nin ulusal çıkarlarına daha uygundur.
5- Ancak, bu köklü siyaset değişikliğini AKP-MHP iktidarı yapamaz. AKP Suriye’de mezhepçi bir tutum izleyecektir. Bu onun fıtratında vardır. Nasıl ki Kürt sorununun adil, demokratik ve onurlu bir çözümünü AKP-MHP iktidarı doğası gereği yapamaz ise, Suriye’de de aydınlanmacı ve demokratik bir yapıdan yana olamaz. Türkiye’de DEM ve Kürt siyasal hareketi bunu aklından çıkarmamalıdır.
6- Sadece siyasal İslamcı AKP iktidarı değil, cumhuriyetçi çevreler de, örneğin ulusalcı sol kesimler de SDG konusunda benzer bir tutuma ve önyargıya sahip. Nasıl ki devlet artık Mars’ta bile bir Kürt oluşumu ortaya çıksa ona düşmanlık etmek ya da karşı koymak tutumunu terk etmeliyse Cumhuriyetçiler de SDG konusundaki önyargılarını, PKK konusundaki eleştirilerinden ayırarak gözden geçirmelidir. Cumhuriyetçi sol, esas olarak SDG’nin Amerikancı ve İsrailci tutumuna odaklanmalı ve bu konudaki eleştirisini yükseltmelidir. Asıl sorun budur.
7- Türkiye’de de bölgede de barış, istikrar, refah ve demokratikleşme için öncelikle AKP-MHP iktidarından kurtulmak gerekiyor. Özellikle MHP, Kürt sorunundaki demokratik açılım çıkışının öncüsü olarak, bu konudaki tutumunu gözden geçirmelidir. MHP, CHP konusundaki “düşmanca” tutumuna son vermeli, PKK ile barış görüşmeleri yaparken CHP’ye “düşmanlık gütmek” gibi bir saçmalığa düşmemelidir.
Demokratik bir değişim ve Türkiye’nin tarihsel normallerine dönüş için 2026’da bir erken seçime MHP destek vermelidir. Ulusal ve demokratik bir Türkiye ittifakının fiilen, yaşam içinde oluşmaması için bir neden yoktur.
SDG-HTŞ çatışmasında AKP iktidarının “Suriye meşru yönetimi” diye, darbeci ve terörist HTŞ örgütüne destek vermesi son derece yanlış olacaktır.
Son olarak; SDG’nin bir Suriye örgütü olduğunu anımsatmak isterim. SDG Türkiye açısından “bölücü” bir tehdit olamaz. Özellikle Cumhuriyetçi çevreler, nasıl ki Türkiye’nin bağımsızlığı konusunda çok hassas iseler – ki çok haklılar – Suriye’nin bir iç sorununda bu kadar belirleyici ve yukarıdancı bir tutum takınmamalılar. Türkiye’nin ilericileri, solcuları, Cumhuriyetçileri ve sosyalistleri Suriye’de ancak ilerici ve aydınlanmacı güçleri destekleyebilir. Suriye Kürtleri kendi kaderlerini nasıl istiyorlarsa öyle tayin etmeliler. Biz ancak bu oluşumun ilerici, anti-emperyalist, toplumcu ve laik olup olmadığına bakarız, bakmalıyız. Ölçü budur.