Bir süredir ısrarla vurguladığım gibi Erdoğan-AKP iktidarı tarihsel ve siyasal ömrünü tüketmiş durumdadır. Ancak iktidarı bırakmak istemiyor. Bu amaçla; tarihi, hukuku, demokrasiyi, toplumu ve bütün koşulları zorluyor. Daha önemlisi, halk desteğini yitirdikleri ve toplumsal tabanları çözüldüğü için, devletin adliye ve polis gibi yasal şiddet aygıtlarını kullanarak iktidar ömrünü uzatmaya çalışıyorlar. Çünkü ellerinde başka araç kalmadı.
İKTİDAR-RIZA İLİŞKİSİ KOPTU
Ancak olmuyor. Çekirdek bir tabanı bulunsa da hiçbir siyasal güç salt zor aygıtlarına dayanarak meşru bir iktidar sürdüremez. Ancak bu yolla diktatörlük kurulabilir. Tablo açık; iktidar artık halktan tazelenmiş bir rıza, toplumsal karşılığı olan ideolojik bir onay üretemiyor. Ülkede bu nedenle büyük bir gerilim yaşanıyor. Türkiye yönetilemiyor. Tarih ve toplum sıkışmış durumdadır.
Nedeni belli; cumhuriyeti büyük ölçüde yıkmalarına karşın kendi düzenlerini kuramadılar. Toplumu, aydınları, ilerici ve cumhuriyetçi güçleri teslim alamadılar. Dahası, bütün iktidar sürelerini kadrolaşma ve ulusal zenginlikleri yağmalamaya harcadıkları için zamanları da kalmadı. Amaçları, kuracakları rejimi destekleyecek bir yeni zenginler sınıfı yaratmaktı. Önemli bir sorun da yeni bir rejim kurmaya; bilgileri, birikimleri, kadroları, görgüleri ve güçleri yetmedi.
İşte bu nedenle iktidarı bırakmak istemiyorlar. Hedefleri ve niyetleri rejim değişikliğini tamamlayarak kalıcılaştırmak. Bu amaçla 19 Mart 2025 tarihinde bir "darbe" süreci başlattılar. Ülkeyi gerici-faşist bir totaliter rejime, bir diktatörlüğe sürüklemek istiyorlar. Biz direniyoruz, bu nedenle Silivri'deyiz.
MÜCADELE VE YOL AYRIMI
Kavga şiddetli ve büyük. Türkiye tam olarak önünü yeniden belirleyeceği tarihsel bir yol ayrımına doğru gidiyor. Ülke ya cumhuriyetin ve laikliğin bütünüyle imha edildiği dinci-totaliter bir rejime sürüklenecek ya da yeniden aydınlanma yoluna girerek demokratik, laik ve özgürlükçü bir düzen kurulacak. Üçüncü bir seçenek de hibrit bir rejimdir; Pakistanlaşmak diyebileceğimiz yarı Şeriat düzendir.
CHP lideri Özgür Özel'in "darbe" diye nitelendirdiği; Ekrem İmamoğlu ve partili belediye başkanlarının tutuklanmasının, dahası bu sürecin hız kesmeden devam etmesinin, muhalif gazetecilere ve medyaya saldırmalarının anlamı budur.
Çünkü; bağımsız medyayı susturmadan, onun en etkili kurumlarını ve isimlerini durdurmadan amaçlarına ulaşmaları zor değil, imkansızdır.
BAŞARAMAYACAKLAR!
Bu anlamda, Tele 1'e el konularak benim tutuklanmam, —son yılların, hatta abartılı gelebilir ama değil— 1980 sonrasının en önemli medya olayıdır. Sadece bu durum bile ülkenin bir darbe rejiminden geçtiğini yeterince ortaya koyan tartışmasız bir kanıttır. Ardından, Alican Uludağ ve İsmail Arı gibi gazeteci arkadaşlarımızın tutuklanmaları da geldi. Önemlidir. Ancak Tele 1'e yönelik saldırının farkı, kurumsal bir tasfiyeye yönelmesiydi. Bu amaçla tamamen yalan ve iftiraya dayalı beşinci sınıf bir "casusluk" kumpası kurdular. Hukuk ve yasa tanımadılar.
Tele 1; izleyicilerinin, halkın ve dostlarının desteğiyle büyük bir başarı kazanmıştı. Türkiye'nin en çok izlenen ilk 4 haber kanalı arasındaydı. Gazetecilerin kurduğu ve yönettiği bir televizyon kanalıydı. Ticari bir amacı yoktu. Toplumsal ve tarihsel bir sorumluluk girişimiydi. Nitelikli ve halktan yana bir gazetecilik yaparak, gerçeğe ilişkin sadakatini koruyarak, büyük medya kuruluşlarıyla rekabet edecek bir güce ulaştı. Düzen medyasının, iktidar basınının alanını daralttı.
Umudu çoğalttık ve korkuyu yendik. Toplumu ayağa kaldırmak için mücadele ettik, sanırım başardık da... Sorun buydu.
Ancak onlar, başaramayacaklar. Biz kazanacağız.. Çünkü hukuku çiğniyor, demokrasiyi imha ediyorlar. Yalana ve iftiraya başvuruyor, ülkeye, halka ve tarihe karşı suç işliyorlar. Haksızlar ve zalimler. Halkı kaybettiler. Buna karşın tarihsel, hukuksal, entelektüel ve ahlaki üstünlük bizde. Halk bizim yanımızda. Bizi tutuklayan hakimler gözümüze bakamadı, adeta salondan kaçtılar. İktidar da halkın yüzüne bakamıyor. Hikayeleri bitti.
Korkuyorlar... Suç işlediklerini, adaleti çiğnediklerini ve haksız olduklarını biliyorlar. Bu nedenle medyayı susturmak istiyorlar.
Tele 1'e el koydular ama ne beni ne de arkadaşlarımızı susturabildiler. Arkadaşlarımızın kurduğu Tele 2 en büyük moral kaynağım. Arkadaşlarımız internet ortamında, YouTube'da yayın yapıyorlar. Dijital alanda yollarına devam ediyorlar. Umudu çoğaltıyorlar.
DAYANIŞMA ERDEMDİR
Ülkemizin karanlığa sürüklenmesini ancak dayanışma ile engelleyebiliriz. Bugün Tele 2 de tıpkı daha önceki Tele1 gibi cumhuriyetin kazanımlarını savunuyor. Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin başarısı için halktan yana gazetecilik ve yayıncılık yapıyor.
Ancak Tele 2 zorluklarla boğuşuyor. Ben de Silivri'den elimden geleni yapıyor, arkadaşlarımıza destek oluyorum.
Siz de Tele 2'ye sahip çıkın ve destek olun. Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayın. Biz hiç sizi yalnız bırakmayacağız. Ben yurtseverlerin, cumhuriyetçilerin, solun, Atatürkçülerin ve halkın gerekli desteği vereceğini biliyorum.
Haydi Türkiye ayağa kalk! Dayanışmayı büyütelim. Bu karanlık ablukayı hep birlikte kıralım. Dayanışma bizim gücümüzdür.