Ne anlamlar yükledik başını alıp giden penguene… O ilk değildi, son da olmayacaktı ama yolunu kaybetmiş şaşkın bir penguene kendi ‘gitme’ anlamlarımızı yükledik. Belki de sadece bu ilkti.
Savaş cinlerinin şişeden çıktığı, aşağılık bir adadan korkunç dokümanların fışkırdığı, alım gücümüzün kamikaze yapan Japon uçakları gibi yere çakıldığı bugünlerde ne biz başımızı alıp gidebiliyoruz ne de dünya istediğimiz yere gidiyor. Kravatlı komedi ‘mış gibi medeniyetimizi’ sürdürmeye dahi tenezzül etmiyor. Belki de sırf bu yüzden yolunu kaybetmiş bir penguen hem ilham veriyor hem de tüm dünyayı eğlendiriyor.
Bugün Barış Manço’nun 27. ölüm yıldönümü için düzenlenen vapur gezisine ve kabir ziyaretine katıldım. Kur’an okuyan imam, “Buraya İslami ve insani görevimizi yapmaya geldik” dedi ve konuşmasında bu sözünü iki kez tekrar etti. Görevlerimizi düşündüm. En çok da insani olanları… Peki bir penguenin görevi neydi?
Vedasının ardından çeyrek yüzyıldan uzun bir zaman geçmiş ama 1500 kadar kişi -hem de Barış Manço’nun 7’den 77’ye televizyon programını hatırlatırcasına farklı yaşlardan- onun şarkılarını söyleyerek, gülerek, eğlenerek onu andı. Uzun süredir bu kadar mutlu insanı bir arada görmemiştim. Soğuk havaya aldırış etmeden Kanlıca İskelesi’nde gitarlar çalıp hep birlikte eski güzel günlerimizin şarkılarını söylediler. Adam Olacak Çocuklar, çocuklarıyla gelmişti. Dedeler, nineler torunlarının çocuklarının ellerinden tutuyordu.
Barış Manço son modern ozanlarımızdan biridir. Sevgili Lale Manço ve Doğukan Manço ile sevenlerini tebessümle izledik. Mutluluk kesin olarak bulaşıcı!

Whatsapp Image 2026 02 02 At 08.55.30

Ülkenin de dünyanın da dertleri bitmiyor. Nihilist penguen gibi alıp başımızı gidemiyoruz hiç olmazsa bir şarkıya eşlik edelim. Ne bileyim harikulade bir sesi alkışlayalım. Birbirine aşkla bakan insanlara tanıklık edelim.
Günlerdir Tarkan terapinin etkilerini ilgiyle izliyorum. Konser alanının önünden birkaç kez geçtim. Soğukta, yağmurda saatlerce kuyrukta bekleyip, bir kuple olsun eski Türkiye’nin tadına varmak istiyor insanlar. Çocukluğunun, gençliğinin, ne bileyim mezuniyet veya nikah töreninin şarkısını canlı dinleyip alkışlamak istiyorlar. “Tarkan tek başına bütün ülkeye terapi yapıyor” dendiğini o kadar çok duydum ki. Ve o kadar hak verdim ki…
Güzel şeylere öylesine açız ki geçmişten bir meltem esintisi bile yetiyor yüzleri güldürmeye. Bu yüzden insanlar Tarkan konserinde kuyrukta. Bu yüzden üzerinden 27 yıl geçmiş olsa da Barış Manço’nun mezarının başında. Ve kayıplar… Bir devir kapanıyor. Usta sanatçı Haldun Dormen’in vedasına da bu yüzden bu kadar çok üzülüyor insanlar. Bir devir kapanıyor!
Ayşe Arman’ın kayınpederi için yazdıklarını okudum. Ne muhteşem bir hayat! Haldun Dormen o satırları okusa Ayşe’şe dönüp “E yapmışsın şekerim! NE güzel yazmışsın” derdi.
Evet, en yazık ki bir devir kapanıyor. Zarafetin, nezaketin, liyakatin devri kapanıyor. Her türlü zorluğuna, itiş kakışına, imkânsızlıklarına, yokluklarına rağmen ‘eski günler kitabı’nın son yaprakları peş peşe çevriliyor.
Başını alıp giden penguenler, tek tek dökülen asırlık yapraklar, o güzel atlara binip çekip giden iyi insanlar… Kimi suçlayacağız? Kimi bağışlayacağız?
Son sözü benim yerime şair bir kadın söylesin:
“Penguen
bana sırtını dönme
biliyorum, sana benziyorum
ve içinde saklı tuttuğun yele.

Penguen
benim de içimde saklı tuttuğum
buzlu kıyılar, çığlık hatıraları
ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.

Kim bağışlayacak beni, penguen
çizdim senin beyaz ve narin yerini.” Birhan Keskin