Türkiye çok katmanlı ve çok yönlü bir krizin içinden geçiyor. Salt ekonomik bir kriz değil bu; siyasal, toplumsal ve kültürel boyutları da bulunan, her geçen gün derinleşen bir kriz. Halk artık yıkıcı bir nitelik kazanan yoksulluk girdabının içinde kıvranıyor. Toplum ve ülke kaynakları yağmalanmış durumda. Siyasal İslamcı ve faşist bir rejimin sınıfsal dayanaklarını oluşturmak için, yeni zenginler zümresi yaratma amacıyla tam bir talan düzeni hüküm sürüyor.

AKP iktidarı, Cumhuriyet’in tarihsel kazanımları ve insanlığın ilerici birikimiyle kavga etmeyi sürdürüyor. Hem bir ortaçağ rejimi kurup hem de gelişmiş bir ülke olunabileceğine ilişkin, artık iflas eden fantastik bir hedefin peşinde gitmeyi sürdürüyor. Gün geçtikçe ideolojik, felsefi, tarihsel ve kültürel kabullerinin çöktüğünü gördükçe saldırganlaşıyor. Halktan artık rıza üretemiyor, yenilenmiş bir ideolojik onay alamıyor. Cumhuriyet’in kurumlarını büyük ölçüde yıkmasına karşın kendi rejimini kuramıyor. Toplumu ve tarihi zorluyor. Bu nedenle iktidarı bırakmıyor. İslamcı-faşist bir diktatörlük kurmak ve bu rejimi kalıcı hâle getirmek için iktidar ömrünü uzatmaya çalışıyor. Oysa Erdoğan–AKP iktidarının, MHP desteğine karşın siyasal ve tarihsel ömrü dolmuş görünüyor. İktidar tükendi.

İktidarın elinde ömrünü uzatmak için hâkim olduğu devletin şiddet aygıtlarından (adliye ve polis) başka bir araç bulunmuyor. Elbette hâlâ yüzde 20 ile 30 arasındaki bir toplumsal desteği de – büyük güç kaybetmesine karşın – koruduğunu akılda tutmak gerekiyor. Ancak bu taban da çözülüyor.

ERKEN SEÇİM ÇIKIŞ YOLU OLABİLİR Mİ?

Ülke tam anlamıyla siyasal bir tıkanma yaşıyor. CHP bu tıkanma ve krizi aşabilmek için erken seçim siyaseti izliyor. Özgür Özel yönetimi bu konuda ısrarlı bir kampanya yürütüyor. Son derece doğru bir politik tutum olduğunu ve mevcut krize karşı üretilen tek demokratik yanıtı oluşturduğunu düşünüyorum.

Bu pazartesi günü BirGün gazetesinde erken seçim konusunu işledim ve neden gerekli olduğunu tartıştım. Altını çizmek ve farklı boyutlarına işaret etmek için Tele2Haber yazımda da (okuduğunuz bu yazı) konuya devam etmeyi gerekli gördüm. Önce bir durum tespiti yapalım: Erken seçim, olası tek demokratik çıkış yolu olarak önümüzde duruyor. Değilse ülke hızla bir çatışma ortamına, hatta kaosa sürüklenme potansiyeli taşıyor. Çünkü toplumsal faylar büyük bir gerilim biriktiriyor.

Ancak erken seçim istemi toplumun çok geniş bir kesimi tarafından benimsenip sahiplenildiği hâlde, kampanyayı neredeyse Özgür Özel tek başına yürütüyor. Bunu kuşkusuz, herkesin de izlediği gibi, başarıyla yürütüyor. Dahası, erken seçim talebinin toplumsallaşmasında Özgür Özel’in bu ısrarlı ve kararlı tutumunun, yürüttüğü kampanyanın belirleyici olduğu görülüyor. Önemlidir.

Buna karşın erken seçim isteminin toplumun gündelik hayatında yeniden üretilmediği, eyleme aktarılmadığı ve bu anlamda iktidarın kuşatılamadığını tespit etmek gerekiyor. Oysa Erdoğan–AKP ve MHP iktidarını demokratik bir kuşatma altına almak, toplumu harekete geçirmek; sokakta, okullarda, fabrikalarda, ofislerde, çarşıda, pazarda bu istemi yükseltmek yaşamsal önem taşıyor. Ama hâlâ yapılmıyor.

BİRLEŞİK MÜCADELE, BİRLEŞİK MUHALEFET!

Kampanyanın taşıyıcılığı Özgür Özel’in sırtına öyle kalmış görünüyor ki CHP’nin il ve ilçe örgütleri bile bu konudan bağımsız eylem geliştiremiyor, etkinlik düzenlemiyor. Medyaya çıkan parti sözcüleri özel bir vurgu ve kararlılıkla erken seçimi gündeme getirmiyor. Diğer partilerle, özellikle sol partilerle bu konuda bir koordinasyon ve işbirliği kurulmuyor. Herkes ve her kesim mitinglere pasif katılımcı hâline gelmiş durumda.

Sendikalar, meslek birlikleri, dernekler, sivil toplum örgütleri ve gençlik hareketiyle eşgüdümlü bir faaliyet ve kampanya yürütmek, kazanmak için şart.

Sol-sosyalist partilerin yanı sıra Cumhuriyetçi merkez sağ, milliyetçi ve demokratik değerlerle uyumlu muhafazakâr parti ve kesimler de geniş muhalefet cephesine katılmalıdır. En azından bu yönde ciddi bir çaba harcanmalıdır.

Birleşik bir muhalefeti örgütleyecek, iktidarı erken seçime zorlayacak birleşik ve Cumhuriyetçi bir muhalefet cephesi; yakın ve vahim bir tehlike olan İslamcı-faşist diktatörlük girişimini durdurabilir. Dahası, geçen yüzyıldan devredilen (yarım kalan) gericilikle hesaplaşmayı hem tamamlamak hem de İslamcı faşizmi yenilgiye uğratmak mümkündür. Böyle bir birleşik muhalefet bloku ve birleşik mücadelenin en büyük güç kaynağı ve birleştirici zemini ise Cumhuriyet’in tarihsel kazanımları ve ilerici birikimi oluşturacaktır. Tarih, Türkiye’nin aydınlanmacı, Cumhuriyetçi ve eşitlikçi demokratik güçlerinden yanadır. Laik Cumhuriyet’in Doğu-İslam dünyasının en büyük kazanımı olduğunu, son yıllarda bu coğrafyada ve Avrasya’da yaşanan olaylar açık ve kesin şekilde ortaya koymuştur.

Sendikalarda, meslek birliklerinde ve entelektüel/akademik ortam ile gençlik arasında sol-sosyalist akım hâlâ yaygın ve etkindir. CHP bu çevrelerle ortak zeminler oluşturmalıdır. Örneğin bir sendika ve meslek örgütleri platformu, bir sol partiler koordinasyon kurulu, bir de merkez sağ partilerle ayrı bir diyalog merkezi oluşturmalıdır. Ortak politik hedef ise ülkeyi adil ve demokratik bir erken seçime götürmek olmalıdır.

Muhalefet alanındaki her kurum, parti, kuruluş ve ağırlığı olan aydınlar erken seçim için özerk kampanyalar yürütmelidir. Bu istemi yalnızca Özgür Özel’in mitinglerinde dile getirilen ve edilgen kitleler tarafından desteklenen bir iş olmaktan çıkarmak gerekir. Allah’tan Özgür Özel, bıkıp usanmadan ve çok başarılı bir şekilde gündemde tutmaya devam ediyor. Değilse, kamuoyu araştırmalarında erken seçim isteyenlerin oranı yüzde 60’ı geçmiş olmasına – bu çok yüksek bir orandır – karşın iktidar üzerinde yeterli baskıyı oluşturmak zor olur.

Felsefi, siyasal, entelektüel ve ahlaki inisiyatif ve üstünlük muhalefete, Cumhuriyetçi sol kesimlere geçmiş durumda. İktidar tarafı en zayıf dönemini yaşıyor. Sanılanın aksine ABD ve Trump desteği de AKP iktidarını kurtarmaya yetmeyecektir. Çünkü dünyada ABD hegemonyası da sonlanıyor. AB ve ABD birbirinden kopuyor. İngiltere bile bu kopuşa hazırlanıyor. Davos 2026 Zirvesi, küresel ölçekte yeni bir döneme girilmeye başlandığını ortaya koyuyor.

İktidar 2026’da seçim yapmak istemiyor. Seçimleri, toparlanmayı umdukları 2027 yılının sonunda düşündükleri anlaşılıyor. Bu fırsat verilmemelidir. Alman solunun 1920’lerde ve 30’lardaki hatalarını tekrarlamayalım. Bu uyarı bıktırana kadar yapılmalıdır.