Siyaset gündeminin baş döndüren, şizofrenik atmosferi hepimizi kirletiyor, zehirliyor. Bize bir yandan bir çözüm süreci yürüdüğü, artık terörün sonra ereceği, ardından da Türkiye yüzyılını yaşayacağımız anlatılıyor.
Türkiye’nin ekmek kadar su kadar barışa, demokrasiye ihtiyacı var. Öte yandan bir de yaşadıklarımız var. Merdan Yanardağ gibi hayatını bu ülkenin bağımsızlığına, cumhuriyetin kazanımlarını demokrasi ile taçlandırmaya adamış bir gazeteciye “casus” suçlaması yöneltilip tutuklanıyor.
Fatih Altaylı gibi hiçbir zaman solda durmamış, bu iktidarla uzun yıllar gayet iyi geçinmiş bir gazeteci sudan sebeplerle tutuklanıyor, ardından yapılan yargılamada 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılabiliyor.
Gazeteci Ferit Demir’in son paylaştığı görüntülerde de görüldüğü gibi, daha siyasetçi olmadan önce insan canına verdiği değer gereği PKK’nın kaçırdığı bir askeri kurtarmak için canını dişine takan Selahattin Demirtaş 9 yıldır tutuklu. Ha keza Can Atalay, Selçuk Kozağaçlı... say say bitmez.
Çözüm, süreç, şu bu neyse, buradan bir barış çıkmayacağı çok açık. Merdan Yanardağ’ın şu yazısı bunu neden böyle olduğunu çok iyi açıklıyor, meraklısı açıp bakabilir.
Dolayısıyla, demokrasi ancak demokrasi güçlerinin mücadelesi ile gelebilir. Kendisine tek adam rejimi inşa etme hedefiyle siyaset yapan bir topluluk demokrasi inşa edemez, zaten öyle bir dertleri olmadığı gibi, demokrasi varlık sebeplerine aykırı.
Öte yandan MHP’nin ne kadar demokratik bir parti olduğu da malum. Ortada bu kadar çok alamet varken yürütülen süreçten demokrasi çıkacağını ummak ancak kendini kandırmakla mümkün olabilir, başka yolu yok.
"Bir ateş külçesi düştü buzların ortasına.
Alâmetler belirdi, kıyamet alâmetleridir.
Haberdir, erişmekte kaynayan su galeyan noktasına..."
Nazım Hikmet