24 Saat gazetesinden Cemre Polat meslek hayatında 55 yılı geride bırakan, özellikle uzun yıllar sürdürdüğü Washington temsilciliği göreviyle Türk basınının deneyimli isimleri arasında yer alan usta gazeteci Yılmaz Polat ile bir araya geldi. Gazeteciler Cemiyeti tarafından 2025 yılı Meslek Onur Ödülü’ne layık görülen ve Cemiyet üyeliğinde yarım asrı deviren Polat, ödülün kendisi için taşıdığı anlamı ve medyanın içinden geçtiği dönüşümü 24 Saat'e değerlendirdi.

“Cemiyet, genç gazeteciler için bir okul ve akademi niteliğindedir”
Mesleki yolculuğunda Gazeteciler Cemiyeti’nin kendisine sadece bir kimlik değil, aynı zamanda bir dünya görüşü kazandırdığını ifade eden Polat, buranın bir dayanışma merkezi olduğunu belirtti. Gazeteciler Cemiyeti’nin genç gazeteciler için bir okul ve akademi gibi olduğunu ifade eden Polat, “Cemiyet, Türkiye'nin en etkili sivil toplum kuruluşlarından biri. Genç gazeteciler bu çatı altında birleşmeli. Burası, gazeteciliğin temellerini öğreten bir akademi niteliğinde” diye konuştu. Polat, Cemiyetin her zaman basın özgürlüğü açısından bir direniş adresi ve bir direniş kalesi olduğunu vurguladı.

“Onur ödülü, mesleğe adanmış elli beş yılın en güzel nişanesidir”
Polat, Meslek Onur Ödülü’nün kendisi için duygusal anlamını paylaştı. Yarım asırlık Cemiyet üyeliğinin ve mesleki emeğinin bu şekilde onurlandırılmasının bir gazeteci için ulaşabileceği en yüksek mertebe olduğunu söyleyen Polat, onur ödülünü almanın kendisi için tarifsiz bir gurur olduğunu dile getirdi. “Bu ödül, mesleğe adanmış elli beş yılın en güzel nişanesidir” diyen Polat, ödülün aslında mesleğin onurunu korumak için direnen tüm gazetecilere verilmiş bir selam olduğunu ifade etti.

“Basın özgürlüğü ülkenin itibarıdır”
Washington başta olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’nde uzun yıllar gazetecilik yapan Polat, iki ülke arasındaki meslek pratiklerini karşılaştırdı. Gelişmiş ülkelerde basının daha güçlü olmasının ardında örgütlenme ve kaynaklara erişim olanaklarının bulunduğunu anlatan Polat, tüm zorluklara rağmen Türk gazetecilerin mesleki yetkinlik açısından daha ileride olduklarını belirtti.

Ayrıca siyaset, sermaye ve medya sahipliği ilişkilerinin basın özgürlüğü sürecini zorlaştırdığını dile getiren Polat, basın özgürlüğünün yalnızca ülke içinde değil, uluslararası alanda da bir ülkenin itibarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguladı.

“Basın ne kadar güçlü olursa demokrasi de o kadar güçlü olur”
Türkiye’nin basın açısından zor bir dönemden geçtiğini vurgulayan Polat, basının gücünün demokrasinin gücüyle doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti. Bu değerlendirmesini aktarırken, “Basın ne kadar güçlü olursa o ülkede demokrasi de o kadar güçlü olur” dedi.

“Gerçek gazetecilik laik ve demokratik bir duruş gerektirir”
Gazetecilik mesleğinin etik temellerinin Cumhuriyet değerleriyle yoğrulduğunu ve bu mirasın korunması gerektiğini anlatan Polat, gazetecinin taşıması gereken kimliğe dair değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin laik, demokratik ve Atatürkçü yapısının gazetecilik mesleği için çok önemli olduğunun anlaşılması gerektiğini söyleyen Polat, “Gerçek gazetecilik laik ve demokratik bir duruş gerektirir” diyerek, bu temelin habercilik pratiğinde bir pusula görevi gördüğünü ifade etti. Polat, bu ilkelerin biraz daha açıldığında doğrudan özgürlük ve basın özgürlüğü anlamına geldiğini ve bu kavramların günümüzde her zamankinden daha kırılgan hale geldiğini dile getirdi.

“Bugün Türkiye’de medya çok ağır bir baskı altında eziliyor”
Mesleğe başladığı ilk yıllardaki özgürlük ortamı ile günümüzü kıyaslayan Polat, dijitalleşmenin sağladığı hıza rağmen fikir özgürlüğünün gerilediğine dikkat çekti. Geçmişte teknik imkanların yetersiz olduğunu ancak gazetecilerin daha özgürce kalem oynatabildiğini hatırlatan Polat, bugün ise otosansür ve hukuki baskıların arttığını belirtti. İfade ve basın özgürlüğü kaybı açısından şu an medyanın Türkiye'de çok büyük bir baskı altında olduğunu ifade eden Polat, bu durumun sadece gazetecileri değil, halkın haber alma hakkını da doğrudan tehdit ettiğini vurguladı.

“Gazetecinin soru sorması dahi engelleniyor”
Gazeteciliğin temel görevlerinden birinin soru sormak olduğunu vurgulayan Polat, otoritelerin rahatsız olduğu soruların gazeteciliğin özünü oluşturduğunu söyledi. Türkiye’de zamanla soru sormanın dahi engellendiğini, basının “bizden olanlar” ve “olmayanlar” şeklinde ayrıştırıldığını dile getiren Polat, bu durumun halkın haber alma hakkını doğrudan zedelediğini ifade etti. Polat, bu tabloyu değerlendirirken, “Gazetecinin görevi salt söyleneni yazmak değil, soru sormak ve gerçeğin peşine düşmektir ancak bugün gazetecinin soru sorması dahi engelleniyor” diye konuştu.

İran'da protestolar yayılıyor ölü sayısı artıyor
İran'da protestolar yayılıyor ölü sayısı artıyor
İçeriği Görüntüle

“Hanedanlar Lobisi - Lobi Soygunu”
Araştırmacı gazeteciliğin önemine de özel bir parantez açan Polat, tek bir kaynağa dayalı haber anlayışını hiçbir zaman benimsemediğini söyledi. Arşivciliğin gazetecilikte vazgeçilmez olduğunu belirten Polat, bugün yazılamayan bir bilginin ileride büyük önem kazanabileceğine dikkat çekti. Bu yaklaşımın kendisini kitap yazmaya yönelttiğini anlatan Polat, bugüne kadar kaleme aldığı yirmi kitabın önemli bir bölümünün Amerikan Kongre Kütüphanesi’nde yer aldığını belirtti ve “Bugün yazamadığınız şeyler yarın tarih için çok kıymetli hale geliyor” dedi.

Son kitabının ayrıntılarından bahseden Polat, çalışmasının Amerika’daki lobi faaliyetlerine odaklandığını anlattı. Son kitabında lobicilik sisteminin perde arkasını irdelediğini söyleyen Polat, bu çalışmanın belgelerle desteklenen bir araştırma olduğunu ifade etti. “Bu kitapta lobilerin nasıl çalıştığını, neden yanlış tercihler yapıldığını bütün ayrıntılarıyla yazdım” diye konuştu.

Cuma günü imza töreni düzenlenecek
Yılmaz Polat’ın ABD’de yürütülen lobi faaliyetlerini merkeze alan yeni kitabı için imza günü, 16 Ocak Cuma günü saat 17.00'de Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılacak. Polat, kitabında Washington’da yıllar boyunca Türkiye adına yürütülen resmî ve gayri resmî temasların, lobi faaliyetlerinin ve bu süreçlerde siyasetçilerin, diplomatların ve gazetecilerin bıraktığı izleri ele alıyor. Bu temasların kamuoyundan büyük ölçüde gizlenen yönlerini belgelere dayalı olarak aktaran Polat, bu sürecin tarihe not düşülmesi, yazılması ve tartışılması gerektiğini vurguluyor.

Kaynak: 24 Saat - Cemre Polat