MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Grup Toplantısı'nda konuştu. Milli Eğitim Bakanlığı'nın Ramazan ayı için yayımladığı genelge ile ilgili tartışmalara katılan Devlet Bahçeli, "Türkiye laik devlet yapısına dayanmaktadır" dedi. Sözlerine devam eden Bahçeli Bahçeli, "Türkiye'nin Talibanlaştığına dair en küçük bir delil gören var mı? Yaygara koparanlar yobaz değil mi?" dedi.

Devlet Bahçeli şu ifadeleri kullandı:

İç ve dış siyasi gündem itibariyle yoğun bir haftayı geride bıraktık. Bu yoğunluğun önümüzdeki günlerde çetrefilleşip daha da artış kaybedeceğini söylemek zannederim haklı bir öngörü olmayacaktır.

Şuurlarımıza nifakın zehirli duman sızdırmayı hesap edenlere karşı tetkini ve tedbirli hareket etmek ise mühim ve mutlak bir gerekliliktir. Dünyayı içiyor yorulmanın yanında Türkiye'yi milli birlik ve kardeşliğin tarihi ile kucaklamak yüksek ve vaziyet halinin şaşmaz gereğidir.

Ramazan ayı tanışma ve yardımlaşma duygusu Türkiye'yi milli birlik ve kardeşliğin tarihsel müktesebatıyla kucaklamak sahip olduğumuz şu günkü yüksek vazife ve vaziyet halinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikasıdır.

MEB'İN RAMAZAN GENELGESİNE DESTEK

Milli Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu bir genelge yayınlamıştır. Yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir ve tebrik ediyoruz. Yine bu günlerde dağa taşa Allah dedirten her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen Kabe'de Hacılar Hu der Allah isimli ilahi ve bu ilahi seslendiren kardeşlerimizi de gönülden alkışlıyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın mezkur genelgesinde özetle 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 2. maddesine atıfla Türk Milli Eğitiminin genel amacının milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerleri benimseyen, koruyan ve geliştiren, bu değerleri davranış haline getirmiş bireyler yetiştirmek olduğu kaydedilmiştir.

Türk milletinin sağduyu ve vicdan sahibi hangi mensubu bu gerçekleri inkar ve ihmal edebilecektir? Genelgede yer alan bir diğer önemli ve altı çizilmesi gereken gerçek de şudur. 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu'nun 1. maddesi açıktır. Buna göre ilköğretim öğrencilerin bedeni, zihni ve ahlaki gelişimlerine hizmet eden temel bir eğitim sürecidir.

Türkiye Yüzyılı Maarif modeli insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere bu modelin merkezinde erdem, değer, eylem çerçevesi değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranışa dönüşmesi esastır.

Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya, dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle de ilan edilmiştir.
"TÜRKİYE'NİN TALİBANLAŞTIĞINA DAİR EN KÜÇÜK DELİL VAR MI?"

Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye'nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare en küçük bir delil göreniniz var mıdır? Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç'in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese kulaklarımızı tıkayış ve kendimizden kaçış olarak tanımlanmayacak mıdır?

Maarifin kalbinde Ramazan şenliklerinin neresinde sakınca vardır? Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen yönetici taifesi hele bir anlatsın da duyalım, öğrenelim. Din düşmanı olup olmayıp yalnızca İslam düşmanlığında mevziye giren bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açın yüreklilikle hele bir söylesinler. Kültürel mirasımızı güçlendiren paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz? Neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur?

Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının mehabetini ve muhabbetini aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım? Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım? Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı? Beyin kıyafetsiz muhterisler, Allah var. Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek laikliğe birlikte savunuyoruz başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler ve demezler. Diyorlar ki "laikliği savunmak suç değildir" Diyorlar ki "şeriatçı dayatmaları reddediyoruz".....

Diyorlar ki "karanlığa teslim olmayacağız"
"ALAYINIZ KARANLIKTASINIZ"

Alayınız kararlısınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok. Milli Eğitim Bakanlığı'nın az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye'de gerici şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah'a iman etmek gerekicilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz.

Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriyorsa biz de buna sonuna kadar ortağız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç gelin kurak verelim. Murdar bir Halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir. Yine Cemil Meriç diyor ki "Haluk cins isimdir. Tarihten kaçanların ismi" Bu tefekkür ve tezekkür hüneriyle yabancılaşan sözde Aydınları deşifre etmiştir. Esasen Haluk'un dramı kimliğini bulamamış sözde Aydınların dramıdır. Ortak özelliğidir.

Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi Haluk'un bugünkü karanlık yüzüdür. Milli Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Milli Eğitim Bakanlığı'nın 12 Şubat 2026 2026 tarihinde yayınladığı Türkiye Yüzyılı Maarif modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum. Her biri bugünün haluku olan 168 imzacıyı da Ademe mahkum ediyorum.

Müslüman Türk milletinin haysiyetleriyle oynamayın. Ramazan ayımızı sulandırmaya, sorgulamaya, karalamaya sakın ola kalkma iş kalkışmayın. Haddinizi bilin, hududunuzu bilin, ayranımızı kabartmayın. Tepemize tasımızı arttırmayın.
"TÜRKİYE LAİK DEVLET YAPISINA DAYANMAKTADIR"

Bu aşamada söyleyeceklerim son olarak şudur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başkent Ankara'dan yönetilen üniter devlet yapısına Türk milleti gerçeği üzerine inşa edilen milli devlet yapısına inançlarımız ile yönetim ilişkilerinin belirlendiği laik devlet yapısına dayanmaktadır.

Bu yapı cumhuriyetimizin kurucu kahramanları ve kadroları tarafından çağın ve ötesinin dikkate alındığı mükemmel bir vizyon ile belirlenmiştir.
"BUNDAN GERİYE DÖNÜŞ YOKTUR"

Bir devlet çatısı altında beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde konulmuştur. Başkentimizin Ankara dilimizin Türkçe bayrağımızın Ay Yıldızlı Al Bayrak milli barışımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır.

Bundan geriye dönüş yoktur. Taviz kapsama tereddüt veya tenakus söz konusu değildir. Cumhuriyetin 103 yıllık tarihi bu ilkeleri benimsemekte zorlanan reddeden ya da değiştirmesine çaba sarf eden bedbahların zaman zaman beyhude kalkışmalarına çıkışlarına şahit olmuştur. Bu girişimler her defasında büyük Türk milleti tarafından lanetlenmiş bu hezeyan sahipleri hak ettiği karşılığı da görmüşlerdir.
"BİZ YOLUMUZDAN DÖNMEYECEĞİZ"

Değerli dava arkadaşlarım. Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi reisi unvanıyla 1 Ağustos 1921 tarihinde yaptığı nefis konuşmasında kurucu felsefenin omurgasını derinlemesine tarif etmişti.

Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuki temelleri 23 Nisan 1920'de atılmıştır. Kurucu felsefenin omurgasını milli egemenlik oluşturmuştur.

Halkçılık da milli egemenliğin toplumsal tabanını inşa etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa o meşhur ve meşhur konuşmasının bir yerinde aynen şunları söylemişti. Millet yürüdüğü yolu pek büyük isabetle seçmiştir. Ve bu yolun sonunda parlayan saadet güneşini bütün vuzu ile görmektedir. Bu millet o güneşe ulaşacaktır. Ve hiçbir kuvvet ona mani olamayacaktır. Tarihi geriye sarmak zamanı geriye taşımak mümkün değildir. Aynı zamanda tarih bir el feneri gibidir. Nereye tutarsanız orayı aydınlatacak. Gerisi ise karanlıkta kalacaktır.

Yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aynen temas ve telaffuz ettiği üzere bugün ulaştığımız sonuç asırlardan beri çekilen milli felaketlerin doğurduğu uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan şehit kanlarının bedelidir. Nereden geldiğimizi nasıl geldiğimizi biliyoruz.

Motosikletli iki gencin yol verme kavgası! 18 yaşındaki Muhammed'i öldürdü
Motosikletli iki gencin yol verme kavgası! 18 yaşındaki Muhammed'i öldürdü
İçeriği Görüntüle

Hangi menzile varmak istediğimizin hayal ve hedefleriyle de dopdoluyuz. Türk milletinin varoluş hakları Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ruhu ve egemenlik hukuku her zaman bakidir, her anlamda canlıdır. Her daim muhafaza ve müdafaaya yeminli olduğumuz milli namustur.

Geçmişin tecrübelerinden istifade ederek geleceğin huzurlu gelişmiş güvenli ve barışçı Türkiye'sinin teklifini sağlam esaslara dayanarak yapmanın arayış ve arzusundayız. Gerekirse pirincin içindeki beyaz taşlara ayıklamak anlamına da gelse gerekirse ağzımızla kuş tutmak samanlıkta iğne aramak deveye hende atlatmak pahasına da olsa biz yolumuzdan dönmeyeceğiz.
"TÜRK NEYDE KÜRT ODUR, KÜRT TÜRK DE AYNISI OLMUŞTUR"

Attığımız her adımla yaptığımız her hamleyle ülkemizin ve milletimizin ümit çeşmesi ufuk çizgisi huzur çimentosu olmayı kararlılıkla kararlılıkla sürdüreceğiz. Dağılarak dalaşarak ve dağınık halde durarak değil birbirimize danışarak birbirimize danışarak dayanarak ve sarılarak demokratik ve siyasi sorumluluğumuzu bir hakkın yerine getireceğiz.

Evvela bir hatırlatma yaparak düşüncelerimin pergelini açmak istiyorum. Anayasal ve demokratik demokratikleşme süreçlerinin nereden bakarsanız 118 yılını bulan paradoksal iki kanatından bahsedilir.

Bu iki kanattan birisi eşitlik diğeri özgürlüktür. Hürriyet ilanıyla yola koyulan ikinci meşrutiyet özgürlüğü tercih ederek önceliğine almış ve lakin sonuca ulaşamamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise kurulduğu ilk andan itibaren eşitlik ilkesini çatı değer haline görmüş ve buna müzahir devlet millet ilişkisini belirlemiştir.

Eşitliğin öne çıkması veya çıkarılması özgürlüğün geri plana itildiği anlamına da gelmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her insanımız her kardeşimiz eşit ve özgür vatandaşlar olarak kabul görmüştür.

Hiçbir vatandaşımız ahlaken hukuken ve siyaseten bu ülkede ikinci sınıf insan muamelesi görmemiştir. Tarih ve kültür vadimizin hangi köşesine bakarsanız bakınız bu topraklar üzerinde ayrımcılığın izini ötekileştirmenin iz düşümünü asla bulamazsınız. Şu altı çizilmesi lazım gelen hususu da yabana atmıyor yok saymıyorum. 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin farklı etaplarında iktidar mevkiinde bulunan bir kısım zevatın şahsi vehimli, ikircikli, önyargılı ve ideolojik tutumundan kaynaklanan dönemsel yanlışları olmuştur. Ancak bu durum hiçbir zaman devlet ve toplum hayatını sabote edecek derecede ve düzeyde tırmanmamıştır.

Yani Türkiye Cumhuriyeti'nde Türk neyse Kürt odur. Kürt neyse Türk de aynısı olmuştur.

Bu bu iki halk tarih boyunca 1000 yıllık ortak tarih ortak kültür ve ortak inanç kapsamında bir millete vücut vermiş bu milletin adı da Türk milletiyle anılmıştır. Nitekim devletimiz Türkiye Cumhuriyeti'dir. Milletimiz Türk milleti terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti hem teyit edilmiş hem de dışımızdan bizi yenemeyenlere karşı iç bünyemizde aşılamaz, yıkılamaz birlik beraberlik ve kardeşlik şuuru güncellenip güçlendirilerek yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir.

Milli iradenin tecelliği olan Gazi Meclis en üst seviyede insiyatif almış birkaçı dışında siyasi partilerin büyük çoğunluğu meseleye sorumlu ve duyarlı yaklaşmışlardır. Bu sayede Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde tesis edilen Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu 5 Ağustos 2025 tarihinden fiilen çalışmalarına başlamıştır. Yaklaşık 6,5 ay süresince Komisyon 20 toplantı yapmış 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurmuş nihayet 17 Şubat 2026 salı günü de hazırlığı yapılan raporu tamamlamıştır.
"ŞAŞKOLOZLAR BENİ DİNLEYİN"

Komisyon üyesi 50 milletvekilinden 47'sinin oyu ile ikmal edilen rapor kabul edilmiştir. Evvela komisyonda görev yapan her milletvekili arkadaşıma huzurlarınızda gönül dolusu teşekkürlerimi iletiyorum. Terörsüz Türkiye hedefi ile ilgili samimi gayret ve girişimlerin en önemli ayağı Komisyon raporuyla teşekkül etmiştir. Bahse konu bu rapora sefalet manifestosu diyenlerin bizzat kendileri sefil ve sefildir. Demokratik, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayış ölçeğinde kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üstlendiği tarihi rolle tabloları yürütmüş ezberleri bozmuştur. Hiç kimse yapılan çalışmaları hafife almamalıdır.

Hiç kimse milli birlik ve kardeşliğimizi barış ve huzur ortamı ile pekiştirme amacını perdelemeye kalkışmamalıdır.

Devir Türk ve Türkiye yüzyılı devridir. Yeni yüzyılda terörsüz ve tereddütsüz Türkiye'yi ihya etmek vatan ve millet sevgisinde buluşan herkesin müşterek gayesi olmalıdır. 3. bir göz yabancı bir el dışarıdan bir arabulucu olmaksızın milli iradenin muhterem temsilcileri bir devlet politikası olan terörsüz Türkiye hedefine laiki ve veciği ile hizmet etmişlerdir. Sırayı siyasi ve hukuki düzenlemeler almıştır. Kaldı ki bundan sonra nelerin yapılacağı anlaşılır ve açıklayıcı bir üslup hüneriyle raporda takdim ve tespit edilmiş edilmiştir. Bulanık suda balık avlayan şaşkolozlar iyi dinleyin. Şu sözlerime tıkanmış kulağınızı verin. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini temel anayasal ilkelerini demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmıştır. Bu kapsamda Türkiye modeli tebarüz etmiştir. Bölgesel ve küresel tansiyonun yükseldikçe yükseldiği sancılı bir dönemde tek yürek tek tek yürek Türkiye fotoğrafı netleşmiş ve bundan sonraki yol haritası şekillenmiştir.