Ankara

Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nden 'Türk Dışişleri'nin Dili' raporu: Söylemsel pusula Avrupa'dan Orta Doğu'ya kaydı

Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün yayımladığı 'Türk Dışişleri'nin Dili: T.C. Dışişleri Bakanlığı Basın Açıklamalarının Söylem Analizi' başlıklı rapor, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı'nın son çeyrek asırdaki diplomatik dilini mercek altına aldı. Rapora göre, Türk dış politikasının basın açıklamalarına yansıyan söylemsel ağırlık merkezi, son 25 yılda Avrupa'dan Orta Doğu'ya doğru yapısal bir kayma yaşadı.

Ankara merkezli düşünce kuruluşu Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün Berçin Yiğitaslan tarafından hazırlanan 'Türk Dışişleri'nin Dili: T.C. Dışişleri Bakanlığı Basın Açıklamalarının Söylem Analizi' raporunda, Ocak 2002-Mayıs 2026 arasında Bakanlığın resmi internet sitesinde yayımlanan 6 bin 929 Türkçe basın açıklaması niceliksel ve niteliksel yöntemlerle incelendi.

Rapora göre, Türk dış politikasının basın açıklamalarına yansıyan söylemsel ağırlık merkezi, son 25 yılda Avrupa'dan Orta Doğu'ya doğru yapısal bir kayma yaşadı. Çalışmada bu değişim; ülke bahsi sepetleri, söylemsel ağırlık merkezi, kurumsal kelime dağarcığı, sembolik şehirler ve konuşma tonu olmak üzere beş ayrı ölçümle test edildi. Bulguların tamamı, Türkiye'nin diplomatik gündeminde Brüksel merkezli AB sürecinin ağırlığının azalırken, Orta Doğu ve özellikle İsrail-Filistin meselesinin öne çıktığını gösterdi.

6 BİN 929 AÇIKLAMA İNCELENDİ

Raporun kapsamını oluşturan 6 bin 929 basın açıklaması, 12 farklı söylem ailesi üzerinden sınıflandırıldı. Bu söylem aileleri; egemenlik ve toprak, dayanışma ve kardeşlik, kınama ve protesto, hak ve iddia, çözüm ve uzlaşı, ittifak ve dostluk, normatif/hukuk, terör söylemi, insani diplomasi, endişe ve uyarı, kararlılık ile olumlu/yumuşak diplomatik dil olarak belirlendi.

Çalışmaya göre, Bakanlık açıklamalarında en yaygın söylem ailesi 'dayanışma ve kardeşlik' oldu. Bu dil, toplam bültenlerin yüzde 28,1'inde görüldü. İkinci sırada yüzde 25,3 ile 'endişe ve uyarı' dili, üçüncü sırada ise yüzde 20,5 ile 'kınama ve protesto' dili yer aldı. Bunları yüzde 19,4 ile 'ittifak ve dostluk', yüzde 17,8 ile 'normatif/hukuk', yüzde 17,6 ile 'terör söylemi' izledi.

Egemenlik ve toprak söylemi yüzde 4,6; hak ve iddia söylemi ise yüzde 3,9 oranında kaldı. Raporda bu iki söylem ailesinin daha çok Suriye, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Mescid-i Aksa, Filistin, Ermeni iddiaları ve Batı Trakya Türkleri gibi belirli dosyalarda yoğunlaştığı belirtildi.

BÜLTEN SAYISINDA 2008-2009 SIÇRAMASI

Raporda, Dışişleri Bakanlığı'nın basın açıklaması hacminde 2008-2009 yıllarında yapısal bir sıçrama yaşandığı tespit edildi. 2010 sonrasında yıllık bülten sayısı 275-435 bandına oturdu.

En yüksek bülten sayısı 435 açıklamayla 2021 yılında kaydedildi. Bu yılı 405 açıklamayla 2014 ve 390 açıklamayla 2017 takip etti. Raporda 2021'deki zirvenin Karabağ sonrası gelişmeler, Doğu Akdeniz gerilimi, ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi ve Yunanistan'la sertleşen ilişkilerle bağlantılı olduğu değerlendirildi.

2026 yılı verisi ise Mayıs sonu itibarıyla 98 bültenle sınırlı kaldı. Raporda mevcut tempo dikkate alındığında yıl sonu projeksiyonunun yaklaşık 250 bülten civarında olacağı belirtildi. Bu tablo, Hakan Fidan döneminde daha seçici bir bülten üretimine işaret eden bulgular arasında gösterildi.

AÇIKLAMALAR KISALDI, JEST YOĞUNLUĞU AZALMADI

Raporun dikkati çeken bulgularından biri, Bakanlık açıklamalarının yıllar içinde belirgin biçimde kısalması oldu. 2002 yılında medyan bülten uzunluğu 98 kelimeyken, 2025 yılında bu sayı 37 kelimeye geriledi.

Çalışmada bu değişim, 'gerekçeli ve izahatı bol metinlerden neredeyse sosyal medya postu uzunluğunda standart açıklamalara evrilme' olarak değerlendirildi. Buna karşın bültenlerin taşıdığı diplomatik jest yükünün azalmadığı, aksine daha kısa metinlerde daha yoğun biçimde yer aldığı vurgulandı.

Rapora göre açıklamalar kısalırken kınama, taziye, temenni ve ziyaret duyurusu gibi edimler korunuyor. Bu durum, Dışişleri dilinin daralırken 'damıtıldığı' ve bültenlerin giderek standartlaşmış birer diplomatik jest taşıyıcısına dönüştüğü şeklinde yorumlandı.

AB GÜNDEMİNİN YERİNİ ORTA DOĞU ALDI

Raporun en güçlü bulgusu, Türk diplomasisinin söylemsel pusulasındaki değişim oldu. 2004 yılında Bakanlık bültenlerinin yüzde 27,7'si AB süreciyle ilişkiliyken, 2024 yılında bültenlerin yüzde 28,7'si İsrail-Filistin meselesiyle ilgili hale geldi.

Ülke bahsi sepetleri üzerinden yapılan analizde, 2002-2004 arasında Avrupa/AB ekseninin Orta Doğu/Kuzey Afrika ekseninin önünde olduğu görüldü. 2004 yılında Avrupa/AB ekseni yüzde 36,4'lük paya ulaşırken, Orta Doğu/Kuzey Afrika ekseni yüzde 27,2 seviyesindeydi. Ancak 2005'ten sonra Avrupa ekseni yeniden öne geçemedi.

Rapora göre iki eksen arasındaki fark iki dönemde zirve yaptı: Arap Baharı ve Suriye savaşının etkili olduğu 2012-2014 aralığında yaklaşık 20 puanlık fark oluştu. 2024 yılında ise Gazze savaşı nedeniyle Orta Doğu/Kuzey Afrika ekseni yüzde 41,9'a yükselirken Avrupa/AB ekseni yüzde 18,1'de kaldı.

SÖYLEMSEL MERKEZ BELGRAD'DAN KUDÜS HATTINA KAYDI

Çalışmada yalnızca ülke bahisleri değil, bu bahislerin coğrafi ağırlık merkezi de hesaplandı. Her ülkeye coğrafi koordinat atanarak yapılan analizde, Bakanlık açıklamalarının 'baktığı yön' yıllar içinde sayısallaştırıldı.

Buna göre 2002-2004 döneminde söylemsel ağırlık merkezi 18-24 derece doğu boylamında, yani Orta Avrupa-Balkan hattında konumlanıyordu. 2008'den itibaren bu merkez kalıcı biçimde İstanbul boylamının doğusuna geçti. 2022-2026 arasında ise 31-35 derece doğu bandına, yani Doğu Akdeniz-Levant hattına yerleşti.

Raporda bu değişim, Türk diplomasisinin söylemsel ağırlık merkezinin yaklaşık çeyrek asırda Belgrad civarından Kıbrıs-Beyrut-Kudüs hattına, iki bin kilometreyi aşan bir mesafe boyunca güneydoğuya kayması olarak ifade edildi.

AB KELİME DAĞARCIĞI SİLİNDİ

Raporda AB sürecine özgü teknik kelimelerin kullanımında da belirgin bir gerileme tespit edildi. 'Katılım müzakereleri' ifadesi 2007 yılında altı bültende geçerken, 2023 sonrasında Bakanlık açıklamalarında hiç yer almadı. 'İlerleme raporu' ifadesinin son kez 2015 yılında bir bültende geçtiği, 'Kopenhag kriterleri' ifadesinin ise 2003 yılındaki yedi kullanımın ardından fiilen söylemden kaybolduğu belirtildi.

'Gümrük Birliği', 'müktesebat' ve 'tam üyelik' gibi kavramların da 2020'li yıllarda seyrek anmalara gerilediği kaydedildi. Rapora göre AB ekseni tamamen ortadan kalkmadı; ancak üyelik hedefiyle doğrudan ilişkili teknik kelime dağarcığı Bakanlık açıklamalarında eski belirleyici konumunu kaybetti.

BRÜKSEL GERİLEDİ, KUDÜS VE GAZZE ÖNE ÇIKTI

Sembolik şehirler üzerinden yapılan analizde de benzer bir tablo ortaya çıktı. 2003-2005 yıllarında 'Brüksel' kelimesinin geçtiği bülten sayısı ile 'Kudüs' veya 'Gazze' ifadelerinin geçtiği bülten sayısı başa baş seyretti.

Ancak 2023 yılında Kudüs veya Gazze bahsi 28 bültene yükseldi. 2024 yılında ise bu sayı 49'a ulaştı. Aynı dönemde 'Brüksel' 5-8 bülten bandında kaldı; 2025'te ise yalnızca iki bültende yer aldı.

Rapora göre 2024 ve 2025 yıllarında Bakanlığın bülten dilinde Kudüs ya da Gazze bahsi, Brüksel'den yaklaşık altı kat daha fazla yer tuttu.

AVRUPA ARTIK 'MEMNUNİYET' DEĞİL 'İTİRAZ' COĞRAFYASI

Çalışmada yalnızca hangi coğrafyanın daha fazla konuşulduğu değil, o coğrafyalara hangi tonla yaklaşıldığı da incelendi. Avrupa'ya dönük bültenlerde 2009-2015 dönemi görece olumlu bir evre olarak öne çıktı. Bu dönemde memnuniyet ve tebrik içeren ifadeler yüzde 12,4'e ulaşırken, negatif jestler yüzde 9,5'te kaldı.

2016 sonrasında tablo tersine döndü. Avrupa'ya dönük bültenlerde negatif jestler yüzde 18'e çıkarken, pozitif jestler yüzde 5-7 bandına geriledi. Raporda bu sertleşmenin Avrupa Parlamentosu kararları, Kur'an yakma ve Hz. Muhammed karikatürü vakaları, kaçak FETÖ üyeleri ve dönemsel siyasi tartışmalarla ilişkili olduğu belirtildi.

Orta Doğu bültenlerinde ise negatif jest oranının her dönem yüksek seyrettiği, ancak bu negatifliğin büyük kısmının doğrudan muhatap ülkelere değil, üçüncü taraf olaylarına ve saldırılara yönelik kınamalardan kaynaklandığı ifade edildi.

KINAMA, TÜRK DİPLOMASİSİNİN EN SIK BAŞVURDUĞU JESTLERDEN BİRİ

Rapor, Bakanlık açıklamalarının yalnızca bilgi aktaran metinler değil, aynı zamanda diplomatik edimler olduğunu vurguladı. Açıklamalar kınıyor, başsağlığı diliyor, tebrik ediyor, ziyaret duyuruyor, kaygı bildiriyor ya da bir iddiayı reddediyor. Bu kapsamda 12 temel diplomatik jest incelendi. Buna göre 'ziyaret ve temas duyurusu' yüzde 26,6 ile en yaygın jest oldu. 'Temenni ve dilek' yüzde 24,5, 'kınama' yüzde 23,8, 'taziye ve başsağlığı' ise yüzde 23,5 oranında görüldü.

Başka bir ifadeyle Bakanlık bültenlerinin yaklaşık dörtte biri bir ziyaret veya teması duyuruyor, dörtte biri bir olayı kınıyor, dörtte biri ise taziye veya başsağlığı mesajı içeriyor.

BİN 650 KINAMA, BİN 628 TAZİYE

Rapora göre 2002-Mayıs 2026 döneminde yayımlanan açıklamaların bin 650'sinde kınama, bin 628'inde ise taziye yer aldı. Kınama ve taziyenin birbirine bu kadar yakın oranlarda görülmesi, özellikle terör saldırıları sonrasında kullanılan standart 'saldırıyı kına + kurbanlara taziye ilet' kalıbıyla açıklandı.

Kınama ve taziyenin 2014-2018 arasında paralel biçimde yükseldiği, bunun da dönemin terör dalgasının söyleme yansıması olduğu belirtildi. 2023 sonrasında ise iki eğri arasındaki makas açıldı; taziye yüksek seyrini korurken kınama oranı geriledi. Bu ayrışmanın temel nedeni olarak kınamaların dağınık terör olaylarından tek bir konuya, Gazze meselesine yoğunlaşması gösterildi.

EN ÇOK KINANAN DEVLET AÇIK ARA İSRAİL

Raporun kınama diplomasisine ilişkin en dikkati çekici verisi, fail olarak en çok kınanan devletin İsrail olması oldu. İsrail, 127 kınama ile açık ara ilk sırada yer aldı. İkinci sıradaki ABD'ye yönelik kınama sayısı ise 12'de kaldı. Böylece İsrail'e yönelik kınama sayısı, ABD'nin 10 katından fazla oldu.

İsrail'e yönelik kınamaların üç dalga halinde yoğunlaştığı belirtildi. İlk dalga 2011-2014 döneminde Mavi Marmara sonrası süreçle, ikinci dalga 2017-2018 döneminde Kudüs kararıyla, üçüncü dalga ise 2023-2026 döneminde Gazze savaşıyla ilişkilendirildi.

Yıllık bazda İsrail'e yönelik kınama mesajlarının zirve yaptığı yıllar 2011'de 10, 2012'de 13, 2014'te 13, 2023'te 11, 2024'te 10 ve 2025'te 10 kınama olarak kaydedildi.

ABD'ye yönelik kınamaların ise Kongre'deki Ermeni karar tasarıları, Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması, Golan'ın ilhakının tanınması ve Türkiye'ye yönelik yaptırım kararları gibi başlıklarda yoğunlaştığı belirtildi.

IRAK, AFGANİSTAN, PAKİSTAN VE SOMALİ 'DAYANIŞMA' KUTBUNDA

Kınama mesajlarının yalnızca faili değil, mağduru da görünür kıldığı belirtilen raporda, olay kınamaları ayrıca incelendi. Buna göre Irak, Afganistan, Pakistan ve Somali, Türkiye'nin en sık dayanışma gösterdiği ülkeler arasında yer aldı.

Bu ülkeler, 2007-2022 arasında hemen her yıl terör veya benzeri olaylar nedeniyle yayımlanan kınama mesajlarında öne çıktı. Raporda bu tablo, Türkiye'nin 'acına ortağım' dediği ülkeler dizilimi olarak yorumlandı.

Dikkati çekici bir başka bulgu ise İsrail'in yalnızca hedef alınan bir ülke olmamasıydı. İsrail, 127 kınama mesajında fail olarak yer alırken, aynı zamanda 42 olay kınamasında dayanışma gösterilen ülke konumunda bulundu. Rapora göre bu çift profil, Türkiye-İsrail ilişkilerinin son çeyrek asırdaki dalgalı seyrinin söyleme yansıyan izlerinden biri.

BAKAN DÖNEMLERİNE GÖRE SÖYLEM FARKLILAŞTI

Çalışmada Dışişleri bakanlarının dönemlerine göre söylem profilleri de karşılaştırıldı. Ali Babacan döneminde 'çözüm ve uzlaşı' dili yüzde 23,4 ile tüm dönemlerin en yüksek seviyesine ulaştı. Raporda bu durum, PKK çözüm süreci, Kıbrıs müzakereleri ve Ermenistan protokolleri gibi arabuluculuk ve müzakere eksenli diplomatik yönelimlerle ilişkilendirildi.

Ahmet Davutoğlu döneminde dayanışma yüzde 29,8, kararlılık yüzde 17,6, normatif/hukuk yüzde 20,7 ve endişe yüzde 26,7 oranlarına yükseldi. Rapora göre bu tablo, hem bölgesel aktör olma iddiasını hem de gelişmeler karşısında sürekli diplomatik pozisyon alma eğilimini gösterdi.

Mevlüt Çavuşoğlu döneminde söylemin belirgin biçimde sertleştiği tespit edildi. Bu dönemde kınama yüzde 24,5, terör söylemi yüzde 22,8, endişe yüzde 30,1 ve dayanışma yüzde 33,5 ile yüksek seviyelere ulaştı. Raporda bu yoğunlaşma; Suriye iç savaşı, 15 Temmuz darbe girişimi, Karabağ Savaşı, Ukrayna'nın işgali ve Türkiye-ABD gerilimleri gibi çok katmanlı kriz ortamıyla ilişkilendirildi.

Hakan Fidan döneminin erken verilerinde ise profilin farklılaştığı görüldü. Egemenlik ve toprak dili yüzde 6,1, hak ve iddia dili yüzde 5,5 ile tüm dönemler içindeki en yüksek değerlerine ulaştı. Buna karşılık dayanışma yüzde 21,2'ye, kınama ise yüzde 17,3'e geriledi. Rapora göre bu tablo, daha klasik devlet, uluslararası hukuk ve egemenlik söylemine doğru bir yönelimin işareti.

'DIŞİŞLERİ'NİN SÖYLEMSEL PUSULASI YALNIZCA YÖNÜNÜ DEĞİL, İŞLEVİNİ DE DEĞİŞTİRDİ'

Raporun sonuç bölümünde, Dışişleri Bakanlığı açıklamalarının çeyrek asır içinde üç temel dönüşüm geçirdiği vurgulandı. İlk olarak, bültenlerin biçimsel olarak kısaldığı; ikinci olarak, söylemsel ağırlık merkezinin Avrupa'dan Orta Doğu'ya kaydığı; üçüncü olarak ise Bakanlık dilinin sınırlı ve tekrarlayan diplomatik jest repertuvarı etrafında örgütlendiği belirtildi.

Çalışmaya göre Bakanlık açıklamaları, süreçleri izah eden ve gerekçelendiren metinler olmaktan çıkarak giderek pozisyon bildiren ve tepki kaydeden araçlara dönüştü. Metinlerin kısalması, gündemin belirli coğrafyalarda yoğunlaşması ve dilin kalıplaşmış jestlere indirgenmesi, bu kurumsal eğilimin temel göstergeleri olarak değerlendirildi.

Raporda bu dönüşüm şu çerçevede özetlendi: 'Dışişleri'nin söylemsel pusulası yalnızca yönünü değil, işlevini de değiştirdi.'